Dört Ingmar Bergman filmi raflarda!
Kerem Akça yazdı...
Piyasaya çıkan dört Bergman filmi, yönetmenin başlangıç, orta ve son dönemine dair fikir sahibi yapıyor bizleri. Öyle ki 50'lerde 'başarı denemeleri', 60'larda 'modern sinema ürünleri', 70'lerde ise 'renklerden anlam yaratmanın üzerine giden eserler' üretti yönetmen. Yıl sırasıyla "Yüz", "Kış Işığı", "Sessizlik" ve "Provadan Sonra", bu farklı sinemasal eğilimlere tanıklık etmemizi sağlıyor.
Modern sinemanın ataları arasında her zaman en üst sıralara yerleştirilen Ingmar Bergman, 1946’da başlayan kariyerinde 1980’lerde TV filmleri çektiği döneme kadar sürekli bir değişim içinde olmuştur. Öyle ki onu, Jean-Luc Godard, Michealngelo Antonioni, Federico Fellini gibi sinemaya yön veren yönetmenlerle aynı kalemde anmak mümkündür.
Son dönemi ‘renk derinliği’ni başlattı
Ancak kanımca daha farklı şeylerin de müsebbibi olmuştur kendisi. Özellikle 1969’da başlayan renkli dönemiyle birlikte ‘renklerin anlamları üzerine gitme’ geleneğine start veren isimdir kendisi. Bu yönüyle de Wim Wenders ve Krzysztof Kieslowski gibi önemli isimleri etkilemiştir. Bu ay ise Tiglon, Ingmar Bergman’ın başyapıtlarından “Sessizlik”i (“Tystnaden”, 1963) de içeren dört DVD’sini arşivlerimize sokuyor.
1960’da başlayan modern sinemaya 1957’de çektiği “Yedinci Mühür” (“Det sjunde inseglet”) ve “Yaban Çilekleri” (“Smultronstället”) ile ön ayaklığını ettiği inanılan Bergman’ın o dönemde ürettiği üçlemenin de bu konuda kilit bir rolü vardır kuşkusuz...
Modern sinema için altın değerinde bir üçleme
“Aynanın İçinden” (“Såsom i en spegel”, 1961), “Kış Işığı” (“Nattvardsgästerna”, 1962) ve “Sessizlik”, bu üçlemenin üç ana motifidir. Bunların hepsi de toplumdaki yabancılaşma ve birbirinden soyutlanmanın farklı alanlardaki temsillerini sunar aslında. Birincisi aile içinde, ikincisi kilisede, üçüncüsü ise ilişkilerde... Ancak bunların içinde en iyileri “Sessizlik”tir. Nerede olduğunu bilmediğimiz kurmaca bir otelde yabancılaşan iki kardeşin ve onların birinin oğlunun geçirdiği ruhsal buhrana odaklanır eser.
Bir Ingmar Bergman başyapıtı olan “Sessizlik”, o zamanlar sansürlenmişti
O mekanın cüceler dışında başka hiçbir müşteri bulundurmaması ve bölgedekilerin dilinin daha önce duyulmamış bir lehçe olması, aslında daha önce sinemada görmediğimiz ‘soyutlaştırılan bölge’ konseptini oluşturmuştur.
Bu da aslında cesur seks ve aşk sahneleriyle, hatta enseste girişiyle sansürlenen bir film doğurmuştur. Ancak Bergman’ın başyapıtı “Sessizlik”in sonradan Andrei Tarkovsky’nin film modeline de derin etki yaptığı bilinir. Hatta Sofia Coppola, Alesandr Sokurov gibi isimlerde de bir sinemasal baskı oluşturduğu şüphe götürmez bir gerçektir.
“Kış Işığı” ise eşi ölen bir rahibin hikayesine odaklanırken, bunu belleksel bir yolculuğa dönüştürür. Günahlar ve günahkarlık üzerine, daha çok da kilisenin düzeninden kopamayan dini inançlarla ilgili bir zihin egzersizi sunar yapıt. Bergman’ın 1957 tarihli “Yaban Çilekleri”nde ölüm arifesindeki adamın öznel dünyasına odaklandığı film modelinin bir türevidir aslında bu eser. Bu sebeple de “Sessizlik” kadar yenilikçi değildir.
Her 10-15 senede bir sinemasal değişime ihtiyaç duymuştur
Bergman’ın bu en verimli dönemini açan ve belki de “Persona”nın (1966) atası konumundaki “Sessizlik”i doğuran bu dönemi, aslında ‘orta dönem’ olarak anılabilir. Öyle ki 1946-1960 arasını başlangıç, 1960-1972 arasını orta, 1972 sonrasını ise Bergman’ın son dönemi olarak anmak mümkün.
Bunların ilkinde verdiği eserler genelde çok sevdiği tiyatro odaklı ve onun estetiğini benimser şekilde seyretmiştir. Kariyerindeki tiyatro uyarlamalarının da bu dönemde baskın olduğunu görebiliriz. Bunun yanında belli denemelere başvursa da modern sinemada çığır açamadığı bir periyoddur bu.
Bergman’ın en garip filmi: “Yüz”
Aslında ülkemizde “Yüz” (“Ansiktet”) ismi ile bilinen ancak dünyada “The Magician” (Büyücü) adıyla dolanan eseri, kariyerinin en ilginç filmidir şüphesiz. Öyle ki bu, Bergman’ın Alman korku sinemasındaki Doktor Caligari, Doktor Mabuse gibi karakterlere bir cevabı olarak anılabilir.
Öyle ki aslında Alman ekspresyonizminin çizgilerini zaman zaman devreye sokan bir büyü filmidir özünde. Bir sihirbazın hikayesine odaklansa da onu zaman zaman kurtadam yaratan, zaman zaman ise hayalet olarak görmek mümkündür burada. Max Von Sydow’un bu değişken karakterdeki performansı da bir hayli ilginç aslında.
Lafın özü, “Yüz”, Bergman’ın korku filmi olarak kült bir kitle yarattı bile. Öylesine beklenmedik ve garip sahneler içeriyor ki profesyonel görüntü yönetimini bile unutturabiliyor zira. Tabii bu dört filmin en zayıfı da o son ‘renkli dönemi’nde yaratıcılık sancıları çektiği kısma denk geliyor.
“Fanny ve Aleksandr” sonrası düşüşe geçen bir kariyer
Öyle ki 1981’de çektiği “Fanny ve Aleksandr”da (“Fanny och Alesander”) kendisini de anlatan bir miras filmi verdikten sonra neredeyse bütün eserleri TV filmi olarak piyasaya giren Bergman, “Provadan Sonra”da (“Efter repetitionen”, 1984) da yine sinemasının eskidiğini ispatlıyor.
Liv Ullman ile Lena Olin’i anne-kız olarak karşımıza getiren bir tiyatro yaratıcısının ruh hali filmi bu aslında. Tamamı tiyatro sahnesinde geçmesi, 70’lerin renkli Bergman başyapıtlarını, “Çığlıklar ve Fısıltılar” (“Viskningar och rop”, 1972) ve “Güz Sonatı”nı (“Höstsonaten”) getiriyor akıllara. Yönetmene özgü birçok an sunsa da...
Ancak onun daha eskimiş ve 50’lerdeki kişisel ve deneyimsiz dönemine gerilemiş halini resmeden bir durum bu aslında. Kırmızı ve siyahın ayrımında derinlikler bulundursa da genel toplamda sadece ‘Bergman ne yapmış?’ diye izlenebilecek bir eser bu.
Uzun lafın kısası, piyasaya giren dört Bergman DVD’si yönetmenin üç farklı dönemine ışık tutuyor. İlk dönemindeki denemelerini izlemek için “Yüz”, ikinci dönemindeki modern sinemaya soyut dille katkı yaptığını görmek için “Sessizlik” ile “Kış Işığı”, üçüncü dönemindeki renklerden anlam çıkarma sinemasıyla tanışmak için ise “Provadan Sonra” izlenebilir.
Dario Argento’nun son filmini beğenmedim
İtalyan usta korku yönetmeni ve hatta sinema tarihinin kanımca en önemli sinemacılarından olan Dario Argento’nun son eseri “Giallo”, ülkemizde vizyona girmeden önce DVD arşivlerimize girdi ya da girmeye çalıştı diyebiliriz.
Zira Adrien Brody, Emmanuelle Seigner gibi oyuncuları başrole taşıyan yapıt, ustanın ilk dönem örneklerini mumla aratan bir eser. Bunun da ana sebepleri, o zamanlardaki akılda kalıcı müziğin, atmosfer yaratan yönetmenliğin, renk filtrelerinin ve kan kullanımının şu anda ‘yapay durması’.
Halbuki “Giallo” gibi adıyla bir alt türe, İtalya’nın slasher filmi ile dedektif filmini iç içe geçiren bir alanına saygı duruşunda bulunan bir eser varken elimizde, bu fırsatın değerlendirilememesi yazık olmuş. Öyle ki bu belki de Argento’nun miras filmi olabilirdi bu. Ancak “Uykusuz” (“Non Ho Sonno”, 2001) ve “Rest” (“Il Cartaio”, 2004) gibi yönetmenin eleştirilen son dönem filmlerinin dahi altında kalıyor ne yazık ki...
Vizyona girmeden arşivlerimize hücum ediyor
Macar yönetmen Nimrod Antal imzalı soygun filmi “Zırhlı Kuvvetler” (“Armored”), Matt Dillon, Laurence Fishburne ve Skeet Ulrich’li kadrosuyla dikkat çekiyor. Bankadan para taşımakla görevli güvenlik adamlarının soygun planlarını ele alan yapıt, bekleneni veremese de gerektiğinde aksiyon ve gerilimi yükseltmesiyle dikkate değer bir esere dönüşüyor.
Özellikle Tiglon’un Sony’den çıkarttığı ‘yüzde yüz anlamda yurt dışı kaynaklı DVD’ler’ arasına katılması da, bu ‘dikkate değer’liği arttırıyor. Zira ses ve görüntünün kusursuz hali, temposu yüksek anlarda filmin içine girip kendimizi kaptırmamızı sağlıyor.
Kerem Akça’nın Önerdiği 10 DVD:
1-Sessizlik (Tystnaden/The Silence)
2-Bloom Kardeşler (The Brothers Bloom)
3-Aşkın (500) Günü ((500) Days of Summer)
4-İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar
5-Cennetin Kapısında (Valhalla Rising)
6-Kana Susadım (Jennifer’s Body)
7-Kış Işığı (Nattvardsgästerna/Winter Light)
8-Yüz (Ansiktet/The Face)
9-Oyuncu (Gamer)
10-Suretler (Surrogates)
Not: Liste, son 2 ayda çıkan DVD’lerden oluşturulmuştur. Her hafta güncellenecektir.