OYAKBANK'ı sattığın gün 'darbeyi' yedin!
TÜRKİYE’de, “Türk Silahlı Kuvvetleri”ne neden saldırıldığını “ekonomik-siyasi” gerekçeler eşliğinde en açık şekilde yazan ve Türk kamuoyunu 1997 yılında yazılan “yeni bir yüzyıl için strateji belgesinden” haberdar eden kişi olarak diyorum ki; böyle bir saldırının olduğu ortamda personeline maaş verdiğin OYAKBANK’ı sattığın gün ağır darbeyi aldın!
Değerli dostlar, satış sırasında da bana çok sordular: OYAKBANK’ın satışına ne diyorsun?
O dönem hem kendi yazılarımdan, hem de konuya en net şekilde bakabilen Güngör Uras’ın yazılarından örnekler verdim...
Bu sayfa ekonomi sayfası olduğu için yine öyle yapacağım ve “olayın ekonomik” boyutundan yola çıkarak giriş tezimi savunacağım...
Bakalım ne demiş o süreçte Uras?
Aynen aktarıyorum:
“...Oyak yönetimi Oyakbank’ı satmaya mecburdu. Bugüne kadarki yönetim hataları bu mecburiyeti ortaya çıkarmıştı.
Oyakbank büyümeliydi. Sermaye artışı sağlayamadığından büyüyemiyordu. Yönetimi halka açılmayı beceremediğinden ya bir Türk bankasıyla birleşecek ya da yabancılara satılacaktı. Aksi halde rekabet gücünü, piyasa değerini yitirecekti. Oyak yönetimi, Erdemir’i satın alarak büyük bir riske girmişti. Erdemir’in Oyak’a devri 2.9 milyar dolar finansmanı gerektirdi. Erdemir’in satış sözleşmesine göre, Erdemir’i satın alan grubun yatırımları sürdürmesi gerekiyor ki bunun faturası da 2.5 milyar dolar olarak açıklanmıştı. Oyak yönetimi, Erdemir nedeniyle üstleneceği finansal yükün altında ezilebileceğine ilişkin uyarıları dikkate almadı. (Milliyet’te bu sütunda bu uyarıyı yaptığım için Oyak
Genel Müdürü Coşkun Ulusoy beni mahkemeye verdi.
İstenen 5 milyon TL tazminattı.) Uyaranları mahkemeye veren Oyak yönetimi, şimdi, “Oyak sistemi içinde büyük önemi olan bankayı mecburiyetten satıyor.
Oyak gerçeğinde, sistemin esası, ordu mensuplarının maaşlarından yapılan kesintilerin değerlendirilmesine dayalı bir finansal sistemdir.
Oyakbank’ın satışı Silahlı Kuvvetler bakımından da önemlidir. Silahlı Kuvvetler’in her türlü iç ve dış (açık veya kapalı) silah alımları, silah ve mühimmat ödemeleri, ithalat işlemleri Oyakbank’tan geçmektedir. Bundan sekiz yıl önce alınan bir karara dayalı olarak karargâhlarda sadece Oyakbank faaliyet gösterebilmektedir. Silahlı Kuvvetler mensuplarının maaş ödemeleri, kredi kartları, bireysel kredileri, konut kredileri, taşıt kredileri Oyakbank’ın tekelindedir. Olayın kafa karıştıran başka boyutları da var. Oyak Genel Müdürü, Türk kuruluşlarının yabancılara satışına karşıydı ama bankayı sattı.
ING Bank, Türkiye’de işler kötü, bir şey alınmaz diyordu. Oyakbank’ı aldı. (Hatırlatma: 2005 Eylül’de Oyak’ın 500 bayiini Antalya’da toplayan Oyak Genel Müdürü Coşkun Ulusoy, “Canla kurulmuş, başla devam etmiş stratejik kurumların özelleştirilmemesi gerektiğini” söylemişti. “Şirketleri, bankaları satın alan yabancıların, yabancı devletle ilişkileri var. Yani bizim devletimiz satıyor, yabancı devletler alıyor. Bir Türk olarak bu beni üzüyor. Eğer özelleştirilecekse ve satılacaksa Türk firmaları almalı” demişti. Bu konuşma üzerine “Oyak Türk’tür, Türk kalacaktır” diye slogan atan bayiler coşmuş, Ulusoy’u omuzlarda taşımıştı.) Bu tür gelişmeler karşısında ne söylenebilir ki? Vatana millete hayırlı olsun...”
Değerli dostlar, Ulusoy sadece Uras’ı değil benimle beraber altı gazeteciyi 30 trilyonluk tazminat davası açarak korkutmaya, susturmaya çalıştı! Davaların hepsini “temyiz” dahil kaybetti! Olan şehit çocuklarına gitmesi gereken paranın “mahkeme harcı olarak” yatırılması ile “o insanların” kaynaklarına oldu!
Değerli dostlar, Uras’ın tespitlerinden sonra gelelim benim düşünceme. Olaya sadece bankacılık kriterleriyle bakarsak fiyat iyi. Fakat “Coşkun Ulusoy’un da daha önce defalarca ifade ettiği” gibi, bankacılık stratejik bir sektör ve “bu tip sektörlerde” olaya sadece “para” kriteriyle bakılmaz. Üstüne üstlük satılan “Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin her türlü bilgisine” sahip bir yapı ise durum çok daha farklı...
Değerli dostlar, uzun lafın kısası; 1980 sonrası Özal ile ortaya çıkan, “Tüccar devlet, fiyatı karşılığı her şeye izin verebilir” mantığının geldiği son nokta; TSK’nın bankasının yabancılara satılması. Bu satışın parayla değeri olamaz.
Özellikle Türk kamuoyunda, “Yaşadığımız her şey satılık trendine karşı duracak güçler var” inancına sahip olmak isteyenlerde yaratacağı çöküntünün asla ve asla telafisi yok.
Son söz: Ulusoy’un yaptığı stratejik hatalar ile geldiğimiz durum çok açık ve vahim.
Olaya sadece bir banka satışı olarak bakmayın. Kamuoyunda yaratacağı yıkıntı “1000 yıllık bir psikolojik harekâta” denk...
Sonuç: 1997’den beri, “Küresel saldırı geliyor” diye uyaran biri olarak, personeli gözaltına alınırken “Neden halk tepki vermiyor” diyenlere sesleniyorum; OYAKBANK’ı, Ulusoy’un aklıyla sattığınız gün “gönül bağımızı” zedelediniz! Bunu çok ama çok iyi düşünün!