Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Havalar çok sıcak, bir de nem, nefes alınmıyor.

        Cumartesi sabahı erken saatler, 06.00 gibi, Tarabya'dayım… Yürüyüşe çıktım, erken gideyim ki, nemi yemeden-yutmadan yürüyüşü tamamlar, eve dönerim hesabı yapıyorum.

        Tam yürüyüşe başladığım noktada eski mi eski bir kayık gördüm. Çok eski bir motor takmışlar, hani kıçtan takma mı diyorlar, ondan işte. Toplama bilgisayarlar gibi, toplama bir kayık anlayacağınız.

        İçinde 2 delikanlı var, 15-17 yaşlarında, aynı yaşlarda bir de kaldırımda var. Yani karada duranı var. Kayıktakiler, denizden topladıkları midyeleri çuvala dolduruyorlar. Doldurdukları çuvalı sahilde ki arkadaşına atıyorlar, o da yakalayıp sır sırta istifliyor, diziyor.

        Durup delikanlıları seyrediyorum...

        Yüzleri yanmış, kapkara olmuş. Güneş altında kavrulma rengi, yüzleri küçük olduklarını söylüyor. Ya elleri, nasıl yaşlanmış bilemezsiniz. O kadar yorulmuşlar ki, yorulurken büyümüşler, kocaman olmuşlar. Yaşlarından da, bedenlerinden de büyük olmuşlar.

        Sanki bedenlerinin bütün sırlarını verir gibi...

        Memleketlerinden, memleketlerinin kokusundan, dokusundan, analarından, babalarından kardeşlerinden ve akrabalarından kopup geldikleri o kadar belli ki…

        Yapayalnız oldukları o kadar belli ki...

        Yoksulluk her yanlarına işlemiş. Bu yoksulluk, yoksunluk nasıl bir şey ki, seni bağlı olduğun her şeyden koparıp alıyor, savuruyor, süpürüyor…

        Çocukların memleketlerinde deniz olmadığından da eminim. Belki yüzme bile bilmiyorlar.

        Kim bilir hayat onlara ne kadar ağır geliyordur.

        Geleceklerini hayal edebiliyorlar mı acaba, diye düşündüm.

        Geçmişi olmayan, geleceği hiç olmayacakmış, ya da olsa ne yazar, olmasa ne yazar, gibi elleri büyümüş delikanlılar.

        Yaşlı delikanlılar.

        Çok değerli sayfa dostu olmaktan gurur duyduğum, Doğan Cücenoğlu, son yazısında diyor ki;

        “Çocuk içine doğduğu ortamda, kendi anlam verme sistemini oluşturma çabasına başlar. Hepimiz anlam verme sistemimizi, bir AİLE ortamında geliştirmeye başlarız. Anlam verme sistemimiz gelişirken, bir yandan da ÖZDEĞER gelişmeye başlar. ÖZDEĞERİ yüksek kişi, mutlu bir şekilde YAŞAMA HAKKI olduğuna inanır… Ve… ÖZDEĞERİ YÜKSEK KİŞİLER yetişir” diyor.

        Çok güzel yazmış.

        Çok anlamlı...

        Doğan Bey ne olur, aklım karmakarışık...

        Bu elleri kocaman olmuş çocukların, yaşlı çocukların, ‘ÖZDEĞER'leri, ne durumdadır?

        Mutlu yaşama hakları konusunda ne yapmalılar?

        Bu çocuklar...

        Var mıdırlar, yok mudurlar?..

        fkalyoncuoglu@haberturk.com

        Diğer Yazılar