Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Kimse yumurtayı kafadan yemek istemez. Ama bu ne kibir!

        Çocuklar yumurta attı; Rektör ile Dekan istifa etsin!

        Sayın Kuzu neden böyle kurt oluyorsunuz ki hemen?

        Öyleyse YÖK Başkanı da istifa etsin!

        Siz, hoş değil ama, üstünüze yumurta yerken; binlerce insan kafaya cop, kasığa tekme, karnındaki bebeğe ölüm yiyebiliyor.

        İçişleri Bakanı, Vali, Emniyet müdürleri de istifa etsin! Hatta daha üsttekiler de durmasın!

        Tam nasıl demiştiniz, Hocam?

        “Rektör ile Dekan derhal istifa etsin. Böyle yöneticiliği babam da yapar!”

        Devlet gücünü sınırsız şiddet sananların, muhtemelen babanız kadar bile başka evlatları düşünmeyenlerin hepsi derhal istifa etsin.

        Elbisedeki yumurta sarısı, kafaya bulaşmış akı nasıl olsa geçer. Ama bedendeki darbeler, kasıktaki çizmeler, rahimdeki ölü bebek, işkencedeki izler kolay geçmiyor.

        Anayasa manayasa derken, özgürlük mözgürlük yuvarlarken, demokrasi memokrasi şeyderken yakıştı mı aşağılamak:

        “Onca yıllık hocayım. Bu kadar beyinsiz öğrenci grubunu bir arada görüyoruz. Atacaklarına yeseler, beyinlerine daha iyi gelir.”

        Geçen de başörtülü (küçük) kızı okuldan atılan aile için “ahmaklar” mı demiştiniz?

        Nasıl olacak peki bu iş!

        Nasıl olacak, “beyinsizler”e ve “ahmaklar”a kibirle tepeden bakan öfkeli muhafazakâr demokrasiniz?

        Nasıl anlayacağız, hangi ahval ve şeraitte kuzu, hangi şart ve şekilde kurt olacağınızı?

        Bir bakanınız konuşurken, yumurtasız, sade, “Yeter artık yalanlar” diyen öğrenciyi mahkeme “Suç oluşturmayan tepki” diye suçsuz bulmuş ama intikamınız onu yurttan attırıp bursunu kestirmişti! Yargısız, insafsız infaz işte! Sadece pankart açan protestocu İTÜ’lülere onca ceza ne peki!

        Hocam; SBF’nin “derhal istifa edesi” dekanı, Prof. Celal Göle ya… Sizi kız kardeşi, muhafazakâr demokratlık ve türban gibi mevzuları farklı araştırıp yazan belki ilk akademisyen Prof. Nilüfer Göle’nin eski bir sözüyle tanıştırayım:

        “Bizde isyan kültürü yok. Hep sil baştan askeri kültür var.”

        Kuzu Hocam, sizler hakikaten sivil misiniz?

        CHP’nin menemeni

        Süheyl Hocam; bir türlü tebrik edemedim, kafam karışmıştı:

        Demirel teşvikiyle merkez sağ birleştirecekken, “sosyal demokrat” genel sekreter oluverdiniz ya.

        Eski arkadaşız. Liseden. Sağ olasınız (Sol da olasınız), “kartel medyası” aforoz etmişken üniversitenizde kucak da açtınız. Asla unutmam. Hikâye tatsız bitse de.

        Lakin meraktayım: “Faşizm” nedir, sahiden biliyor musunuz, diye?

        Yaşıtınız kimimiz, 12 Eylül öncesi ve darbesinde harbiden yaşarken, siz hiç faşizmle, kitabi olsun, tanıştınız mı?

        Yumurta yiyen iktidara da (polis dayağı yüzünden) faşist diyorsunuz; (polis dayağı yüzünden) yumurta atana da.

        Ama bir darbeye şöyle yürekten faşist dediğinizi henüz duymadım. Sabahattin Ali’yi öldürten, Nazım’ı tüketen, Tan’ı bastıran zihniyete faşist dediğinizi muhtemelen duymayacağız.

        Direniş seviyor gibisiniz. Hani, “bir tek öğrenciler direniyor” filan dediniz.

        Bakın, Buca belediyenizde de, sendikalı olmak isterken kovulan işçiler direniyor.

        Faşist mi ne, onlar!

        Medyanın mayonezi

        Canım meslektaş. Bazen ikiyüzlü diyesim oluyor ama…

        İki bile az. Yahu bu nasıl pişkinlik, nasıl bir şişkinlik. Dün ile bugün, sabah ile akşam arasında nasıl kıvraklık.

        O kadar çok yüzün var ki, harbiden yüzsüzlük.

        Her iktidar biçiminin kiri ve zorbalığı yok mu kardeşim?

        Aha. Yanlışa itiraz eden, haber, yazı namusuna titizlenen veya hak arayan gazeteci kovmadınız mı hiç? Yumurta bile atmamışlardı; tahammül mü ettiniz?

        Şimdi kiminizin sahip çıktığı rektör veya dekanlar; dilekçe verdi, slogan attı, protesto etti diye onar otuzar öğrenci kovup üniversite hayatlarını bitirirken neredeydiniz?

        Sevgili vatandaş…

        Yerim bitti. Size bir şey demeyeceğim!

        ÖNEMLİ NOT: Fiilen dâhil bulunmadığım Facebook adındaki "sosyal paylaşım sitesi"nde, adım ve fotoğrafım kullanılarak bir takım yorumlar, yazışmalar, cevaplaşma ve atışmalar yapılıyor. Onu yapanlarla, yazanlarla ve fikirleriyle hiç ilgim olmadığı gibi, iyi niyetle benim adıma yapılanları dışarıda tutarak, gerekli hukuki işlemi de başlatıyorum. Bakalım “Facebook"taki ya da kendisine özel tercümesiyle "Book yüzlü" kimmiş! Bu arada, onları okuyan, ciddiye alıp yazan, soru soran, cevap veren herkesten özür dilerim. Aslında kabahatin birazı onlarda olsa da. Ben gazetede ve HT internet sitesinde yazarım, ismi ve adresi belli maillere cevap vermeye çalışırım. Onun dışında, yüzümün görünmediği, kimliğimden, benim dediğimden emin olunmadığı hiçbir "sözde sosyal ortam"da atışmam. Montajlanacak TV, radyo söyleşisi bile yapmamaya gayret ederim.

        Tabii ki sitenin sorumluluğunu da sorgulayacağım.

        Diğer Yazılar