Bi dur ya!
Manşetten, magazinden, köşeden, ekrandan bir şöhret histerisi pompalıyorlar.
Her şeyi ve hatta kendilerini seyirleştiriyor, nesneleştiriyor, el enseleştiriyorlar.
Cıvıklık, vıcıklık, sığlık ve pespayelik boynuzu üstünde bir dünya dönüyor.
Seyirci sanıyor bedava izlemektedir orta oyununu; o seyirciyi dizi dizi, yarışma karışma, sözde tartışma atışma, reklama satıyorlar…
Tamam, olsun, torba dolsun…
Ama bi dur be!
Ondan sonra, öyle ya da böyle, ölmüş bir genç kadın üstünde bi tepinme.
Kendi hayatlarında hangi gerilimleri, öfkeleri, sevinç ve sevdaları yaşamış olursa olsun…
Bir koca, bir baba; o tabut başında, sözde kendine erkeklik vesayeti gerenlerin hepsine ders veriyor:
Ne derseniz deyin, sevgi siz buyurdunuz diye tükenmez, insanlık insanla ölmez diye!
***
Peki ama…
Bizi siz delirttiniz zaten!
Siz başımızı döndürdünüz, siz şöhret sarhoşluklarına sürüklediniz, siz dans ettirdiniz, siz “Atları da vururlar” deyip siz bir çırpıda yere serdiniz.
Ölmemiz de yetmedi, yatarken bir daha vurdunuz.
***
Peki ama…
Herkes sizce müstehak olduğunu bulacaksa…
Zamansız ölümler bile, nezdinizde ölene layık cezaysa…
Sözde çok ilkel, çok vahşi, çok geri bulduğunuz töre ve namus mermilerinden ne farkı var, ruhları bile delik deşik eden dillerinizin!
Ne farkı var, elde taş, recme koşandan…
Vurun kahpeye diye inleyenden ne farkı var!
Sımsıcak bir namlu, titrek bir tetikle kalakalmış yaşı küçük törecinin hain pusuya yatırılıp kanla kirletilmiş masumiyeti kadar bile masum mu; onca görmüş geçirmiş, onca eğitim ve öğretim, paldır küldür kültür edinmiş kalpleriniz!
Onun mermi sıktığı genç bir kadının cesedi işte orada…
Sizin, cesedine mermi gibi sıktığınız bir genç kadın işte burada.
Şart mıydı, bunca eğitim, bunca ustalık, bunca şöhret; nihayetinde aynı mevkide aynı menzile bir gayri insani yolculuk için?
Peki, ne için!
Konu bir kadınsa hele; sinsilik ve akbabalıkta ne farkı var; pek demokrat muhafazakârlığınız ile pek cumhuriyetçi laikliğinizin!
***
Hem bir kere daha şaşırmış, hem yine yazmıştım.
Halkımızın bir kısmı, bir barda tecavüz edilen kızı acımasızca yargılamıştı (her zamanki gibi); habere taş gibi yorumlar attırıp.
Hem de, en azından bilgisayarı olan, bir klavye, iki internet bağlantısı bulan, “bilgi çağı”na geçmiş, dünyayla bütünleşmiş bir kısım ahali!
Öyle hızlı çağ atlamışlardı ki, “vicdan çağı”nı hiç kullanmadan katlamışlar, hoyratça bir kenara fırlatmışlardı.
Çoğu, kızın o saatte, orada bulunmasını mesele edip sadece onu suçlamış…
Tecavüzcüye kankalığa bir gıdım mesafede kalmışlardı!
Demem o ki…
Kusura bakmayın ama…
Aldığınız mesafe, işte o mesafe!
Kaldığınız seviye, işte o seviye!
Torba değil ki büzesin
Hükümet her şeyin mükemmelini yaptığına dair inanca sahip.
Tabii soru hep şu oluyor: Kim için mükemmel?
Çorbaysa en inanılmazından…
Torbaysa en dayanılmazından.
Peki ya torbayı büzdüğünüzde, kimileri nefessiz kaldığını düşünüyor, kiminin canı yanıyor, kimi feryat etmek istiyorsa?
Ya torba diye büzdüğünüz; işçilerin yangına kısılıp kaldığı Ostim başıboşluğu, filikayla denize ve ölüme fırlatıldığı tersane acımasızlığı, fazla mesaide kaytarmasınlar diye kilit altında alev alev yandığı atölye, kasasına istif edilip de yola cansız saçıldığı kamyon, güzel ölümlere gömüldüğü maden, paşa paşa toz ve kül olduğu Davutpaşa ise…
Bu feryat canı acıyanın, öle yazanın, ağzı artık torba olsun istemeyenlerin sesiyse!
O zaman…
Ayılana caz, bayılana gaz!
Davulun sesi uzakta ise… Tahrir Meydanı’nı etmeli takdir…
Toplanan bizim işçi ise… Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.
CHP’nin “işçi dayanışması” da iyi şey.
Ama bu sosyal demokrasiyi; sendika isteyen işçileri kovan CHP’li belediye ve taşeronların pistlerinde de görmek isteriz.