Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        AÇIKLANAN projenin "yapılabilir mi, yapılamaz mı" detayından çok daha önemli bir gerçeği var: IMF boyunduruğundan yeni kurtulan Türkiye, Avrupa ile Asya'nın birleştiği "bağlantı" noktasını kesiyor ve "iki kıtanın" kaynaşma noktasını-doğasını değiştiriyor...

        Sevgili dostlar, Türkiye'ye "bugünden bakıp" geçmişi unutanlar, "nereden nereye geldiğimizi" göremedikleri gibi "bugünü" sorgularken yanlış çıkarımlar yapıyor. Türkiye "daha yeni kendine gelen" yıllardır küresel emperyal yapının kontrolünde olan bir ülke...

        Bu noktada özellikle analizler kullanılmak üzere geçmişe dönmek ve "bugün geldiğimiz" noktayı anlatabilmek adına bazı detayları paylaşmak istiyorum:

        ■ 1946 yılı Türkiye için bir dönüm noktasıydı. Atatürk'ün ölümü sonrası "küresel kapan" kurulmuş ve ülke oraya doğru itilmeye başlanmıştı.

        ■ 1946 devalüasyonu ile Türkiye ekonomik olarak değişen dünya şartlarında ABD etkisine daha fazla girmeye başladı. SSCB'nin yayılmasını önleme amacında olan ABD, Truman Doktrini çerçevesinde devalüasyonun hemen sonrasında

        1947 yılında Türkiye'ye 100 milyon dolar yardım kararı aldı.

        ■ Türk Başbakanı Recep Peker yaptığı konuşmalarda; Türkiye'nin kalkınmasını ABD'ye dayandırması gerektiğine dair mesajlar verdi. Truman Doktrini'ni Marshall Planı takip etti. Haziran 1947'de Marshall Planı açıklandı.

        ■ Beklenti "hüsran" ile sonuçlandı! Türkiye, en az yardım alan ülkelerden biri oldu! Fransa 3 milyar dolara yakın bir kaynak alırken, Türkiye sadece 300 milyon dolarlık bir finansman sağlayabildi...

        ■ Marshall Planı çerçevesinde Türkiye'ye 1978'te yapılacak olan "telkinler" yapıldı ve planda "Türkiye sanayi ülkesi olmamalı" ifadesi açık ve net yer aldı...

        ■ NATO olarak bildiğimiz yapının 1948 yılında temeli atılırken, Türk kamuoyundaki genel görüşün aksine, ABD, İngiltere ve Fransa, Türkiye'nin "dışarıda kalması" fikrini savundular. Türkiye'ye Kuzey Atlantik temelli bir oluşum olduğu söylenirken İtalya ve Fransa'nın Afrika topraklarının da kapsama alanı içine alınması Türkiye'nin istenmediğini net olarak gösterdi.

        ■ Amerika'dan "umduğunu alamayan" Türkiye NATO'ya ancak Kore Savaşı ve sonrasında artan SSCB tehdidi ile 1951 yılında dahil olabildi. Bu dahil oluş ABD'nin Türkiye üzerindeki askeri ve ekonomik kontrolünü artırırken, içeride olduğundan fazla algılanan bir Sovyet tehdidi oluşmaya başladı...

        ■ Türkiye, para alamadığı gibi "devalüasyon" baskısından asla kurtulamadı! Amerikan Kongresi, 1954 yılından itibaren Türkiye'nin talebi olan 300 milyon dolar üzerinde bir yardım paketini onaylamazken sürekli devalüasyon baskısında bulundu.

        ■ Türkiye'ye para vermeyenler, komşularımızdan da almamıza engel oldular... Bu süreçte SSCB'den gelen "ekonomik kalkınma odaklı" yardım talepleri ABD isteğiyle geri çevrildi.

        ■ Türkiye istenen devalüasyonu yapıp topraklarında füze konuşlanması dahil her türlü izni ABD'ye vermesine rağmen yalnızca 30 milyon dolar alabildi.

        ■ 1960'lara yaklaşırken ABD'ye teslimiyet politikasının iflas ettiğini anlayan Menderes 1960 yazında Rusya'ya resmi bir ziyaret için gerekli randevuları aldı ama Başbakanlığı'nın süresi bu ziyarete yalnızca 40 gün kala askeri bir darbeyle

        bitti...

        ■ 1960-1980 arasında da durum farklı değildi. Türkiye "göbekten bağlı" olarak 20 yıl geçirdi ve 1980'de "yeniden "raya oturtuldu"!

        ■ 1980 sonrası, Türkiye "vahşi kapitalizmin" tam olarak tuzağına düştü! "13 Eylül 1980 sabahı sevinenler", 30 yılda 1.5 trilyon dolar faiz ve anapara ödediler!

        ■ Türkiye, 2007 sonrası özellikle IMF ile "göbek bağını" kopardıktan sonra "küresel yapıdan" kurtularak yoluna gitmeyi denemeye başladı... Ve 2007'den bugüne daha bağımsız, "kendi yoluna girmeye" başlayan bir Türkiye var!

        Sonuç: Açıklanan proje "kanalmış, boru hattıymış, havaalanıymış" inanın detayı önemli değil! Önemli olan Türkiye Cumhuriyeti'nin "uluslararası anlaşmaları da etkileyecek şekilde, iki kıtanın birleştiği doğayı kendi tasarrufu doğrultusunda yeniden şekillendirmesi" ve istediği şekli verme gücünü dünya kamuoyuna göstermesi!

        Son söz: "Türkiye gemilerin Boğaz'dan parasız geçmesini engelleyemez, gemiler kanala girmez" diyenler, bir gerçeği bilmeden konuşuyorlar: Boğazlar'da uygulanan geçiş ücretleri, Türkiye'nin anlaşmalar ile elde ettiği hakkın 16'da biri olarak uygulanıyor. Bunun anlamı çok açık: Türkiye isterse geçiş ücretini 16 katına çıkarıp, bekleme süresini istediği kadar uzatabilir...

        Diğer Yazılar