Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Türkiye Yatırımcı İlişkileri Derneği TÜYİD'in toplantısında konuşan SPK Başkanı Vahdettin Ertaş "Önümüzdeki kısa dönemde en büyük risk, likiditeye bu kadar bağımlı olan küresel finans sisteminin normalleşmeye geçişi başarıp başaramayacağıdır. Başka bir ifadeyle bu süreçte yol kazaları olabilecektir. Yeni dönem paranın daha kıt, faizlerin daha yüksek, yatırımcıların kral olacağı bir dönem gibi gözüküyor" dedi.

        Yatırımcılar veya para sahipleri kral olsun ama bu, faiz yükselişinden ziyade sermaye piyasası yoluyla olsun. Türkiye nin asıl ihtiyacı olan, eksik kalmış ayağı burası zaten.

        Bu nedenle cari açık milli gelirin yüzde 7'si civarında. Ekonomiyi finanse etmeye, görünürde kendi iç tasarruflarımız yetmiyor ki, dışarıdan 60 milyar dolarlık kaynak kullanıyoruz. Dış borcumuz artıyor veya varlık satışı yapıyoruz. Sonuç iç borçlanma senetlerinin dörtte biri, borsanın üçte ikisi yabancı yatırımcıların elinde. Son yıllarda yapılanlara, düzenlemelere bakınca da, ekonomi yönetiminin bilinçli olarak böyle bir tercih yaptığını gözlemliyoruz.

        ■ Çünkü yabancı yatırımcı daha düşük faize razı oluyor. Zaten yabancı Türkiye'ye geldiğinde döviz kurunu düşürücü etki yaptığından belli bir kur kazancı elde ediyor. Üzerine nominal faizi koyunca da, çifte getiriye ulaşıyor. Ekonomi yönetiminin yabancıyı tercih etmesi makro düzeyde maliyetleri düşürme adına doğru bir yaklaşım.

        ■ Ancak bu doğru yaklaşımın pozitif sonuçları kadar negatif yan etkileri de çıkıyor ortaya. Kur düşüşüne yol açtığı için, ithalatı teşvik edici ve artırıcı, ihracatı zorlaştırıcı ve caydırıcı etki yapıyor. Fiyat düzeyine karşı hiçbir ticaret insanı kayıtsız kalamaz. İhraç edilen mallar içinde bile ithalat oranı yüzde 40'lara yükseldi. Üretmek yerine hammaddeyi, ara malını, hatta nihai malı ithal etme daha kârlı hale geldiğinden, iş insanları da bunu yaptı. Sonuçta düşük büyüme hızında bile yüksek cari açık verir hale geldik.

        ■ Yabancı tasarruflar için Türkiye'nin cazip hale gelmesi aynı zamanda finansal piyasalardan yerli tasarrufları dışladı. Yabancı geldikçe borçlanma maliyetleri düşüyor ya da hisse senetleri daha kolay ve toptan satılabiliyor. Ama yerli tasarruf sahiplerine de bir şey kalmıyor. Enflasyon kıstasından dolayı faizin reel getirisi sıfıra indiği hatta negatife döndüğü için, yerliler bu enstrümandan giderek uzaklaşıyor. Tasarruflarını daha çok TL dışında, mümkünse altın gibi değişken varlıklar üzerinden, hatta gayrimenkul üzerinden yapıyor.

        ■ Kamu kesimi de sermaye piyasasına, sermayeyi tabana yayma yerine dış kaynak sağlama ve cari açığı finanse etme fonksiyonu yükledi. Eğer böyle görmeseydi son yıllarda yapılan halka arz seferberliğinde kamu kesimi iki büyük halka arz yaptı. Biri Halk Bakası, diğeri Emlak GYO. İkisine de yerlilerin talebi yüksekti. Ama halka arzın yüzde 80-90'ı yabancıya tahsis edildi. Yerliye kalan yüzde 10 sembolik bir orandı. Yerlilerin sermaye piyasasında tasarruflarını değerlendirmesine ve büyütmesine fırsat verilmedi.

        Bu yaklaşımın da etkisiyle tasarrufların milli gelire oranı yüzde 12.7 gibi rekor düşük düzeye indi. Tasarrufları artırmak için devlet bütçeden bireysel emeklilik sistemine yüzde 25 katkı yapmaya karar verdi.

        Paranın kıt, faizin yüksek olacağı bir konjonktürde birileri kral olacaksa bizim yerli yatırımcılar olsun.

        SONUÇ: "Mum başkalarını aydınlatırken kendini tüketir." İngiliz atasözü

        Diğer Yazılar