
Toplumsal vicdanın kurbanları
6 MAYIS FİLMLERİ
12 Eylül’de mahkum olmuş 68 kuşağından solcu bir adam, Kuzey Irak’taki akrabaları tarafından mimlenen Kürt bir kız ve her gün başka bir kızla beraber olmaktan politik duruş belirleyemeyen bir erkeğin ilişkisinin hikayesi. “Küçük Günahlar”, kökenler sebebiyle istenmeden işlenen o ‘günahlar’ üzerine bir eser. Rıza Kıraç, Bernardo Bertolucci’nin renklerin anlamları üzerine giderken politik arka plandan da beslendiği soyut ve stilize evreninden güç alıyor. Bu konuda da Türkiye’deki politik bakış açıları, tercihler ya da uçurumlar üzerine alegorik bir üçlü dostluk ya da ilişki filmiyle, söylemsel anlamda cüretkar noktalara gitmeyi becermiş yönetmen. Toplumsal vicdanın mahkum ettiği bireylerin çıkışı soyut ilişkilerde araması üzerine çarpıcı bir yapıt “Küçük Günahlar”.
Sonu ‘vicdan’ ile biten bir cümle, yatakta uzanmış bir kızın arkası flu kalan yakın planı ve sokakta birbirini izleyen iki gencin görüntüsü. Aslında bu açılış filmin özetini sunuyor bizlere. Belgeselleriyle tanıdığımız Rıza Kıraç, daha önce kurmaca bir ürüne imza atmamış olsa da ilk adımıyla alanın hakkını veren derslik bir giriş bölümü dokumayı bilmiş.
Bertolucci’nin sinemasından beslenen alegorik bir Türkiye temsili
“Küçük Günahlar”ın tamamı da bu doğrultuda modern sinemanın 70’lerdeki yenilenme ya da kendi mantığına göre yorumlanma sürecindeki yaklaşımıyla ilerliyor. Bernardo Bertolucci, Rainer Werner Fassbinder ve Wim Wenders gibi yönetmenlerin renge verdiği baskın rol, politik arka planı hikayeye yedirme geleneği ve oyuncu yönetimini öne çıkaran stilleri bir anlamda Kıraç’ın ilham kaynağı olmuş.
Bu noktada ortaya çıkan şeyin ilk cümlede sözünü ettiğimiz karakterlerin politik zorunluluklara ya da toplumsal vicdana karşı mücadelesinin bir tasviri olduğu söylenebilir. Ülkemizin alegorik temsilini sunmak için yola çıkan filmin yarattığı dolu dolu tiplemeler ile amacına ulaştığını kabul etmeliyiz.
Kürt’ü, solcusu ile apolitiğini aynı potada eriten soyut bir dostluk ya da ilişki filmi
Günümüz Türkiye’sinde Kürt olmak, her gece başka biriyle beraber olan apolitik ve yalnız bir ilişki simsarı olmak ya da 1980 yılında 12 Eylül’ü yaşayan bir solcu olmak, Kıraç’ın ana karakter portrelemelerini oluşturuyor. Bunlardan aldığı yardımla derinleşen sosyopolitik toplamın, şimdinin politik konjonktürüyle 30 sene önceki durumu aynı potada eritmek gibi bir derdi var. Bu motivasyondan da karşımıza soyut bir ilişki ya da dostluk filmi çıkıyor. “Küçük Günahlar”ın bu tema ya da formülleri orta yere politik çıkarımlar için yerleştirdiğini gözlemlemek mümkün.
Bunun için öncelikle Melik karakterini önümüze atmış Kıraç. Onun erkek ev arkadaşıyla birlikte her gece başka biriyle cinsel ilişkiye girerek sürdürdükleri hayatın bir yalnızlığa yol açtığı ve kıvılcıma ihtiyaç duyduğu ortada. Karakterin yaşamının gerçek anlamda kırmızının tonlarıyla, o renk skalasının içinde ‘tutku’yu temsil eder bir şekilde yürümesi de yönetmenin çıkış noktasına dönüşmüş. Kıraç’ın bu renksel tasvire seks sahnelerinde sıçramalı kurguyu da eklemesi aslında son derece parçalı, yapma, dağınık ve politik anlamda umursamaz bir ruhu ele almasını sağlamış.
Bir diğer taraftan da Melik’in ihtiyacı olan ‘kıvılcım’ı alevlendiren Şilan’ın Kürt gazeteci olduğu için sürekli kaçırılıp Kuzey Irak’taki akrabaları tarafından tehdit edilmesi durumu mevcut. O noktada ise Kıraç’ın her daim doğal renkleri korumasının yanında kızın perişanlığını da sallanan kamera ile ele aldığını görebiliyoruz. Ancak bu kısmın ana görsel anlayışı kaydırmalı uzun planlara bel bağlayan oyuncu yönetimi odaklı bir stil. Zaten Melik ile Şilan’ın açılış sekansındaki ilk karşılaşmasında da böylesi bir üslup ve filmin akışını belirleyen bir ezginin hakim hale getirilmesi tesadüf değil.
Üçlü ilişkinin cinsel tansiyonundan ziyade politik motivasyonuna odaklanmış
Üçlünün son ayağını oluşturan Macit Koper’in İsmet karakteri ise genelde evindeki rahatlığından dolayı sarı renk skalası içinde doğal ışığın fazlaca yalıtılmasıyla portrelenmiş. Onun bu duyusunun içine zaman zaman eve Şilan’ın ‘karanlık’la girişi gibi tercihler eklemlenmiş. Peki üçlü bir araya gelince ne olmuş? Kıraç, bu ruh halini anlatmaya yarayan farklı görsel portreleri belli bir toplama eriştirme kararı alırken oyuncu yönetimini öne çıkarmış.
Özellikle üçlünün netlik-netsizlik ayarıyla anlam kazanan çerçevesinin etkisini en üste koymak lazım. Onun yanında ışık oyunlarının estetik kaygısını hissettirdiğini, hüzün duygusunun yakın planlarla yansıtıldığını, münakaşalarda ise her zamanki o sallanan kameranın aktif hale getirildiğini görebiliyoruz. Yani Kıraç burada aynen Bertolucci filmlerinde gördüğümüz gibi ahlaken nasıl olduğu tartışılır bir ilişkiyi sosyopolitik atmosferin içinde soyut hale getirmiş.
Hayata kökeninden günahsız başlayan var mı?
Bunun devamında da 12 Eylül gençliğinden solcu bir adamı, apolitik ve umursamaz bir genci ve Kürt bir kızı bir araya getirip politik çıkışsızlığı ele almış. Daha doğrusu buna Türk toplumunun şu andaki portresi denebilir. Solculuğun eskidiği ve artık Kürt kültürünün daha zirveye çıktığı, ancak onun mensuplarının da köken nedeniyle sıkıntı çektiği bir konjonktürün içindeyiz. Buna paralel olarak gençliğin apolitik duruşu da bir boşluk hissiyatı getiriyor.
Zaten filmin esaslı amacı, istemediği ‘tercihler’ sebebiyle ‘küçük günahlar’ işleyen bu karakterlerin dramlarını ele almak. Melik’in sürekli birilerini aldatması, İsmet’in solcu, Şilan’ın ise Kürt olması bu cümleyi harekete geçiren zorunluluklar.
Bir bakıma günahın toplumsal vicdanın izin verdiği ölçülerdeki temsillerini yansıtmayı hedeflemiş Kıraç. Bu doğrultuda da aslında üç karakterin hayattaki tercihleri sonda gerçekçi ve ucu açık bir noktaya bağlanıyor. Yönetmenin ilk kurmaca denemesinde, sinemayı görsel bir sanat olarak kullanması en büyük artısı.
Politik tarafsızlığı ve cesaretiyle kimi kesimleri rahatsız edebilir
Ancak senarist-yönetmenin, son 20 dakikada dramatik yapısını bağlarken; fazlaca monolog ve diyalogla finişini yapma arzusu, sinemasının modern duruşuna birazcık zarar vermiş. Bunun yanında müzikle gerilim yaratma konusunda da bazı sıkıntıları var. Filmin geriltme gayesi güttüğü sahnelerden arınarak bütün olarak ‘drama’ çerçevesinde konuşlanması, “Küçük Günahlar”ı daha etkileyici hale getirebilirmiş.
Bunlara karşın Koper, Ruşan ve Üzrek’ten performans alma becerisi, diyalog yazma konusunda sıkıntı çekmemesi, mesajına ulaşırken çerçevesini dağıtmaması, üç boyutlu karakterler yaratması ve olay örgüsünü zekice kurması konusunda son derece başarılı Kıraç. Bu sebeple de “Küçük Günahlar”ın doku ve politik söylem açısından Türk sinemasında bazı tabusal ve ahlaki konularda cesur noktalara açıldığı söylenebilir. Bu da tarafsız bakış açısı sebebiyle kimi izleyicileri ya da kesimleri rahatsız edecek belki. Ancak sinema da öyle bir şey zaten. Tartışmalar açmaya uygun bir sanat dalı.
FİLMİN NOTU: 6
Künye:
Küçük Günahlar
Yönetmen: Rıza Kıraç
Oyuncular: Macit Koper, Esra Ruşan, Berke Üzrek, Tülay Günal, Rıza Akın, Ruhi Sarı
Süre: 96 dk.
Yapım Yılı: 2010
POLİSİYENİN ‘ŞREK’İ KALDIĞI YERDEN
“Kung Fu Panda”nın Çin’deki set tasarımını andıran bir mekanda yapılan yarışma ve onun devamında akan ajan filmi konsepti, ilk ‘Kırmızı Başlıklı Kız’daki (‘Hoodwinked’) “Rashomon”vari örgüyü bu sefer farklılaştırmış. “Kırmızı Başlıklı Kız: Kötülere Karşı”, o eserin yönetmenini senarist koltuğuna yerleştirmesine karşın, ilginçtir masallardan, animasyonlardan ve filmlerden sahne, motif ve karakter kopyalayıp yapıştırma anlayışını daha serbest hale getirmiş. Bu duruş da “Şrek”in izindeki bilgisayar animasyonunun, bir bakıma son 10 yılda alanda üretilen eserlerle girdiği yarıştaki rekabet olgusunu hissettirmesini sağlamış. İlkinin üzerinde olduğu söylenemese de takdir edilesi bir devam filmi karşımızdaki.
2005’te “Kırmızı Başlıklı Kız” (“Hoodwinked!”) adıyla vizyona giren eser, “Şrek”in (“Shrek”, 2001) izini süren postmodern animasyonların belki de en zekisiydi. Bu sebeple de yapıtın 2011’de aşağı yukarı aynı ayarda bir devam filmi ile yüzleşmemiz boşuna değil. Zira yönetmenlik koltuğundaki Cory Edwards, burada kendini senaryo grubuna çekse de o ‘kopyala-yapıştır’ evrenini örgüleyen kurmaca dünya yerli yerinde duruyor.
İkinci halkayı oluşturma zekasının yanında oyalayıcı gücü de takdir edilesi
Bu bağlamda da belki bu ikinci ‘Kırmızı Başlıklı Kız’ filmi için birazcık ‘çizgilerindeki eski özen yok’ yorumunda bulunabilir. Ancak hikayenin kuruluşu, ilkinin devamındaki olay örgüsünü belirleme zekası, içeriye dahil edilen göndermeler, yan karakterleri yazma becerisi ve daha nicesiyle bilgisayar animasyonu konseptinde keyifli bir seyirlik sunduğu söylenebilir. Bunun ötesinde izleyicisinin eline oyalanacak çokça malzeme verdiği gerçeği de takdir edilebilir.
Bunun sebebi aslında ikinci ‘Şrek’ filmindekine benzer bir ‘tarif kazanma’ yarışması için masal kahramanlarının bir araya gelmesi durumu üzerine inşa edilen olay örgüsü. Bunun bağlamda karşımıza ilk fırsatta Hansel ve Gretel, Pamuk Prenses’in cadısı ve şatosu, şişko bir Şrek, Kırmızı Başlıklı Kız’ın ekibi ve elbette Kung Fu Panda’nın mekanını andıran Çin usulü görkemli bir mimari çıkıyor. Bu ana motiflerin üzerine yerleştirilen hikayede ise ‘tarifin çalınması’ üzerinden bir polisiye iskeleti öne çıkarılmış.
“Barton Fink” otelinden “Transformers”ın dev düello sahnesine uzanıyor
Kurbağa dedektif, onun HEA (Sonsuza Dek Mutlu) bürosu, orada çalışan masal kahramanları ve elbette Kırmızı Başlıklı Kız, kurt, Twichy (sincap) ve büyükanneden oluşan ajan timi bir hayli keyifli anlar sunuyor.
Bunun üzerine her türde şarkı söyleyebilen keçinin ‘Buz Devri’ (‘Ice Age’) serisinin Scrat’i kıvamında ‘Chaplinesk skeçleri’nin araya sokulması önemli bir detay. O karakter de zaten hikayenin devamını müjdelemenin yanında zeki eklemeleri ortaya çıkaran kıstasların en belli başlısı. Tabii gece kulübünde şarkı söyleyen arp ile örümcek ve cadı maskeli kardeş tiplemeleri de son derece bilinçli kullanılmış.
Elbette içeriye esas dahil edilen öğelerden Hansel ve Gretel’in öne çıkarılması, içi “Barton Fink”teki (1991) kara filmesk otele benzeyen ‘Dark Castle Tower’ üretimi, Jack ve Fasulye Ağacı’na gönderme yapan gece kulübü tasarımının yanında; “King Kong” (1933), “Transformers” (2007), “Kuzuların Sessizliği” (“Silence of the Lambs”, 1991), “Kurda Tuzak” (“Entrapment”, 1999) gibi eserlere de özel bölümler açılması filmin evrenini genişletmiş.
Cory Edwards her detayı ayrı ayrı düşünmüş
Böylece mizah kat sayısıyla birkaç kademe üste çıkarken, her yan öğenin de eğlendirme ve kullanılma güdüsü hikayenin iskeletine yakışmış. Büyüleyici postmodern evreninin açıklarını kapatmaya yaramış.
HEA bürosundan tutun Disneyland kıvamında tasarlanan New York’a, şarkı kısımlarındaki detaylardan polisiye-ajan filmi mizansenine kadar gerçek bir Cory Edwards dokunuşu hissediliyor lafın özü. Belli ki serinin yaratıcısı olan bu isim, yönetmenlik koltuğunda oturmasa da böylesi bir projeyi doyuracak kadar zeki bir senarist. “Kırmızı Başlıklı Kız: Kötülere Karşı” (“Hoodwinked Too! Hood vs. Evil”, 2011) bunu ortaya koymaya yarıyor.
FİLMİN NOTU: 5.6
Künye:
Kırmızı Başlıklı Kız: Kötülere Karşı (Hoodwinked Too! Hood VS. Evil)
Yönetmen: Mike Disa
Seslendirenler: Hayden Panettiere, Glenn Close, Patrick Warburton, Joan Cusack, Cory Edwards, Bill Hader, Amy Poehler
Süre: 86 dk.
Yapım Yılı: 2011
DİKKAT: İNSAN YAĞABİLİR
İstanbul sokaklarında ‘ağır abi’ olmak için koşuşturan iki avanak, dekolteli elbisesi ve makyajıyla 100 dakikayı çıkaran bir kadın, bir tutam karton hayal sahnesi, sahne geçişlerinde bir anda havadan çıkan insanlar ve çıplak erkek vücudu gösterisi. Aslında “Ağır Abi”nin filmsel temsilini bu detaylarla sınıflandırabiliriz. Zira karşımızdaki şey, sözde bir kara komedi. Ancak “Paramparça”nın kara filmde yaptığı gibi iki sınıf TV kanallarının haberlerinde gördüğümüz canlandırma bölümlerinin uzun metraj versiyonu olmaktan öteye gidememiş.
Günler geçtikçe sektörümüz yeni şirketler, yeni yönetmenler ve yeni oyuncular kazanmaya başladı. Bu durum iyimser bir bakışla artan üretimin bir sonucu olarak görülebilir. 70 filmlik bir piyasada böyle durumlar mübah zira. Ancak henüz 2011’in beşinci ayında vizyona giren 30 civarı yerli filmden ‘yerel çöp’ sayısının beşi geçmesinin düşündürücü bir tarafı da olmalı.
Kemal Uzun gibi bir yönetmen olmasa da prodüksiyon kalitesi şart
Tamam belli türlerde fazla üretim yapılmasına bir şey diyemeyiz. Kara komedi de bunlardan biri. Başta “Vay Arkadaş” (2010), “Vavien” (2009) ve “Gişe Memuru” (2010) olmak üzere kaliteli örnekleri de var son yıllarda alt türün.
Fakat buradaki gibi ‘biçimci’ öğelerden güç alırken Kemal Uzun gibi bir yönetmen bulmak kolay değil. Hadi o olmadı diyelim. O zaman da ‘Kolpaçino’ serisinde gördüğümüz gibi en azından prodüksiyon ve oyuncu kalitesini göz önünde bulundurmak şart. Bunun ardından sahneleri birbirine bağlama becerisine sahip memur bir yönetmene sıra gelecektir.
“Ağır Abi” ise henüz o bölüme geçmeden tabiri caizse eblek eblek dolaşan karakterimsileriyle yol alıyor. Nasıl geçildiğini anlamadığımız hayal sahneleri ve sahne bağlamalarının yanında sessiz çekim sonrasıyla dublajla halledilen diyaloglarla da olmayan bütünün parçalarına dönüşüyor. Aralara yavaş çekimle kurgulanmış kendini Guy Ritchie efekti zanneden bölümler de dahil edilince sanki “Günah Keçisi”ndeki (2011) gibi ‘bağımsız video klipler’ izlermiş gibi oluyoruz. Ancak onlar da o kadar bayağı (kitsch) ki...
Rujla çizilmiş gibi duran kan efektleri sanki her şeyin göstergesi
Bu da zihinlerimizi ister istemez Yeşilçam dönemine götürüyor. Ancak ‘o filmlerin de bir samimiyeti vardı en azından’ demekten kendimizi alamıyoruz. Zira burada şehre ‘ağır abi’ olmak için gelen karakterlerin arayışını bırakın sürekli aynı kıyafetle dolaşan seksi bir kadın, bol bol vücut gösterisi yapan bir erkek, bunun yanında uzaydan mı yoksa hikaye akışından mı geldiği belli olmayan yan karakter girişleri izliyoruz. Bunlara ruj ile yapılmış kan efektleri ve sokak ya da mekanların ‘pis’ halleriyle steril kullanımları da eklenince “Ağır Abi”nin düsturu belli oluyor sanki.
Oğuzhan Uğur belki “Deli Dumrul: Kurtlar Kuşlar Aleminde”nin (2010) kitlesine seslenen bir gangster komedisi çekmek istemiş. Ancak böyle bir yapıtın Türkiye şartlarında ya “Vay Arkadaş” (2010) gibi biçimci, eğlenceli ve yan karakter yüküyle, ya da “Çakal” (2010) gibi stilize ve ciddi gangster evreniyle perdeye transfer olması şart. Bu gerçekleşmeyince de “Ağır Abi”, sinemayı da ‘ağır abi’ yerine koyan bilinçsiz bir filme ya da laf, ses ve görüntü salatasına dönüşüyor.
FİLMİN NOTU: 0.8
Künye:
Ağır Abi
Yönetmen: Oğuzhan Uğur
Oyuncular: Halil Taşdemir, Senem Başak, Serhat Turan, Erdinç Kurt
Süre: 100 dk.
Yapım Yılı: 2011
YEDİNCİ SANATA UYGULANAN FRANSIZ İŞKENCESİ
Fransa usulü bir kadın filmi. Aslında Fransız filmlerinin böylesi ‘chick-flick’ kıvamında ürünlerden çok, içi dolu ve çığır açıcı kadın hikayeleri anlattığını biliriz. Ancak burada Marc Fitoussi gibi sinemanın ana felsefesinin; ağır tempo, müziksizlik, çiğ görüntüler ve yönetmensizlik gibi şeyler olduğunu düşünen bir ismin varlığı filmin ruhuna sinmiş. “Copacabana: Düğün Hediyesi”, Isabelle Huppert’in etinden sütünden faydalanmak isteyen seri üretim sanat filmlerinin bir yenisi. Hollywood’da her yıl en az iki tane üretilen ve başarılı olmasa da iyi çekilmiş ve oyunculuk performanslarıyla öne çıkan kadın filmlerini (chick-flick) öneririz.
Isabelle Huppert’in kadın kimliğini yansıtma biçimiyle Fransız sinemasının tarihinde önemli bir rolü var. 1970’li ve 1980’li yıllarda oynadığı, ahlaki açmaz ve cinsel tutku konusunda sıkışmış karakterlerin katkısıyla belli bir duruşu olduğunu kabul etmeyen yoktur. Hatta bunların o jenerasyondan iddialı yönetmenlerin işleri olduğunu da söyleyebiliriz. Ancak belli ki kimi yönetmenler bu duruşu kullanıp Fransa ve Avrupa pazarına ‘sanat filmi’ sokma gayesinde.
Basit yoldan amacına ulaşmak isteyen Fransız filmlerinin bir yenisi
“Copacabana: Düğün Hediyesi” (“Copacabana”, 2010) de öyle bir film. Burada Huppert’in ‘herkesle yatarım ben’ tavırlı orta yaşlı kadın portresine, kızının düğününe katılıp katılmama meselesi katkı yapıyor. Yani bir ‘kadın filmi’ var karşımızda, ya da ucundan anne-kız ilişkisi filmi diyebiliriz. Ancak bu ikincisine girmemek daha iyi. Çünkü o zaman aklımıza birçok usta yönetmenin eserleri geliyor.
Zaten Marc Fitoussi, sinema perdesini hiç ciddiye almadan nasıl olsa ‘ağır tempoyu koyup, Huppert’i öne çıkarıp, müzik kullanmayıp, kamerayı da salladık mı entelektüel kitle izleyecektir’ düşüncesiyle çekmiş bu filmi. Öyle olunca da eldeki eser Avrupa’daki festival pazarına uygun toplu üretim ürünlerinden birine dönüşüyor.
Yönetmen bırakın bir dil oturtmayı, sinemanın ana kuralı olan her sahnenin anlam yaratacağı çerçevelerden oluşması gerektiği gerçeğini benimsemeyi dahi düşünmemiş. Tabiri caizse içeri Huppert’i atıp onun gözünden bir feminist diyaloglar çorbası kurgulamayı tercih etmiş. Böyle olunca da gözünüzü kapatarak izleyince filmin ne demek istediğini anlayabiliyorsunuz. O zaman da salak komedi olmasına yol açan diyalogların bayağılıyla yüzleşiyorsunuz ya da fazladan ses birikintisi sebebiyle ana toplamdan soğuyorsunuz.
Hollywood’daki kadın filmlerini öneririz
Huppert’in kılıktan kılığa girip Copacabana sahnesine çıktığı son kısım da işin tuzu biberi olmuş! Ne de olsa 16 mm’ye benzer bir doku, doğal ışık ve entelektüel oyuncular eklemesi yapılınca kadın filminin kitlesi var. Müziğin son sahnede filme girmesi ise elbette o zamana kadar önemli şeyler söyleyen “Copacabana: Düğün Hediyesi”nin dinginlik yaptığını ve naif olduğunu seyircisine inandırmasına yarıyor sözde.
Ancak gelin görün ki böylesi filmlerin “Gelin Savaşları” (“Bride Wars”, 2009), “Yine mi Sen?” (“You Again”, 2010) gibi en azından iyi oyunculuk performansları içeren ve iyi çekilmiş versiyonları Hollywood’da yapılıyor. Bu filmden ziyade onları izlemek hem görüntü ve ses kirliliğine yol açmayacaktır, hem de bir-iki kez gülümsemenizi sağlayacaktır. En azından sinema sanatının ne olduğunu anlayabilirsiniz o zaman. “Copacabana: Düğün Hediyesi”, bu tanıma ilişkin bir şey sunmuyor. ‘Sıkıcı Fransız filmi’ ve ‘festivaller için seri üretim’ kavramlarının içinde tıkanıp kalıyor.
FİLMİN NOTU: 2.5
Künye:
Copacabana: Düğün Hediyesi (Copacabana)
Yönetmen: Marc Fitoussi
Oyuncular: Isabelle Huppert, Aure Atika, Lolita Chammah, Noémie Lvovsky, Magali Woch, Jurgen Delnaet
Süre: 107 dk.
Yapım Yılı: 2010
SUÇLU OLMAYI KEŞFETME KILAVUZU
Keanu Reeves’in başrolünde oynadığı kara komedi “Henry’s Crime”, kazara hapse girerek monoton hayatından kurtulan bir adamın ‘soygun’ yapmak istemesi sonucunda yaşadığı komik ya da absürd olayları ele alıyor. Özellikle bu dönüşümün kökündeki adalet sistemi eleştirisi dikkat çekse de eserin bu ana olay örgüsündeki ve hikaye anlatmadaki becerisini yan öğelerle bütünleyebildiği söylenemez.
“Suçlu Kim?”in yedi ay önce dünya prömiyerinde izleyip yazdığım yazısına ulaşmak için şu linke tıklayabilirsiniz:
Suçlu olmayı keşfetme kılavuzu...FİLMİN NOTU: 4.9
Künye:
Suçlu Kim? (Henry’s Crime)
Yönetmen: Malcolm Venville
Oyuncular: Keanu Reeves, James Caan, Vera Fermiga, Peter Stormare, Danny Huch, Bill Duke
Süre: 105 dk.
Yıl: 2010
KATİL KARA FİLM OLUNCA...
Kıyamet sonrası bilimkurgu alt türünün içinde faaliyet gösteren, karanlığın katil olduğu bir bilimkurgu-korku denemesi denebilir. “Kıyamet Gecesi”, “Makinist” ile psycho-noir, “Session 9” ile gotik alanlarında ‘atmosfer’ ve ‘tekinsizlik’ becerisiyle dikkat çeken Brad Anderson’ın ruhunu, gölge, siyah renk ve karanlıktan güç aldığı zeminiyle hissettiriyor. Bu bağlamda sondaki mesajını doğru bağlamayıp temasal anlamda yanlış yerlere gitse de ‘terkedilmiş evren’den yola çıkan türsel zekası, kara film katkılı korku becerisi ve daha nice öğesiyle ilgiyi hak ediyor.
“Kıyamet Gecesi”nin bir ay önce yazdığım yazısına ulaşmak için şu linke tıklayabilirsiniz:
Katil kara film olunca...FİLMİN NOTU: 5.5
Künye:
Kıyamet Gecesi (Vanishing on 7th Street)
Yönetmen: Brad Anderson
Oyuncular: Hayden Christensen, Thandie Newton, John Leguizamo, Taylor Groothuis, Jacob Latimore, Jordan Trovillion
Süre: 90 dk.
Yıl: 2010
MEMUR DEYİP GEÇMEYİN!
Sektörümüz geliştikçe sinefil genç yönetmenlerin de film üretme şansı bir o kadar artıyor. Tolga Karaçelik’in “Gişe Memuru” da Coen Kardeşler’in gerçeküstücü kara komedi evreninden etkilenerek üretilmiş bir eser. Film, orta sınıftan bir memurun hikayesine odaklanıyor belki, ancak bunu hiç de bildik kodlarıyla ele almıyor. Serkan Ercan’ın John Turturro’nun Barton Fink’ine benzer karakterinin ışığında hafif absürd, hafif masalsı ve çokça gerçeküstücü öğelerle ilerliyor. Karaçelik’in ruh halini portreleyen eklektik görsel dünyası eşliğinde, yatalak babasına bakan, şehrin gürültüsünden mustarip, gişe kulübesinde yabancılaşan ve sanrılar görmeye başlayan orta sınıfa mensup bir adamın çekirdeğinden çıkıp rahat ama durağan hayatını aşma amacına odaklanıyor. Hem de 16 mm’nin grenli dokusuna bağlanan kapitalizm karşıtı alt metinlerle. En kısa tanımıyla trafik lambalarının kırmızı-yeşil ışıklarının ya da dur-kalk göstergelerinin arasında yaşam mücadelesi veren bir gişe memurunun metaforik öyküsü bu.
“Gişe Memuru”nun dün yazdığım yazısına ulaşmak için şu linke tıklayabilirsiniz:
Memur deyip geçmeyin...FİLMİN NOTU: 6.5
Künye:
Gişe Memuru
Yönetmen: Tolga Karaçelik
Oyuncular: Serkan Ercan, Zafer Diper, Nergis Öztürk, Nur Aysan, Nadir Sarıbacak, Sermet Yeşil, Büşra Pekin, Ruhi Sarı
Süre: 98 dk.
Yapım Yılı: 2010
KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU
72. Koğuş: 3
Arı Kovanına Çomak Sokan Kız (Luftslottet som sprängdes / The Girl Who Kicked The Hornet’s Nest): 4
Aşkın Büyüsü (Water for Elephants): 2.7
Atlıkarınca: 6
Ayin (The Rite): 2.4
Bağlanmak Yok (No Strings Attached): 3.9
Ben Dört Numara (I Am Number Four): 2.1
Beni Asla Bırakma (Never Let Me Go): 4.3
Bir Avuç Deniz: 4
Bizim Büyük Çaresizliğimiz: 4
Çığlık 4 (Scream 4): 7.8
Çınar Ağacı: 2.4
Daha İyi Bir Dünyada (Hævnen / In a Better World): 5.3
Dünya İstilası: Los Angeles Savaşı (Battle: Los Angeles): 3.4
Gölgeler ve Suretler: 4
Güneşin Karanlığında (The Lincoln Lawyer): 3.9
Hayatım Yalan! (Just Go With It): 5.4
Her Şey Güzel Olacak (Alting bliver godt igen): 5
Hızlı ve Öfkeli 5: Rio Soygunu (Fast Five): 4
İçimdeki Sessiz Nehir: 2
İçimdeki Yangın (Incendies): 4
İntikam Yolu (Drive Angry 3D): 4
İncir Reçeli: 4.9
İstila (Monsters): 7.5
Kader Ajanları (The Adjustment Bureau): 5.5
Kan Kokusu (Somos lo que hay / We Are What We Are): 5.2
Kaybedenler Kulübü: 6.3
Kayıp Özgürlük: 1.8
Kız ve Kurt (Red Riding Hood): 6.2
Kimliksiz (Unknown): 5.5
Kolpaçino: Bomba: 3.8
Limit Yok (Limitless): 6
Londra Bulvarı (London Boulevard): 5.4
Mutluluğun Peşinde (Rabbit Hole): 4
Pina 3D (Pina): 6
Press: 0.8
Rango: 5.4
Rio: 5.2
Saklı Hayatlar: 3
Sevimli Hayvanlar (Konferenz der Tiere / Animals United): 5
Son Gece (Last Night): 3.8
Sucker Punch: 7.1
Tehlikeli Tutkular (Cherrybomb): 5.5
Thor: 3.6
Yaşam Şifresi (Source Code): 4.4
Yürüyüş (Meş): 4
Zefir: 4.4
Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.
keremakca@haberturk.com