
Hangi paralel evrende yaşamak istersiniz?
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
Sezonun iddialı bilimkurgu projesi “Bulut Atlası”, altı farklı zaman diliminde reenkarnasyon esaslarına uyarak yeniden yaşayan ‘yüz’lerin hikayelerini evrim teorisini sorgulayarak ele alıyor. Dünyanın ya da yeni bir evrenin durumuna ve siyasi olaylarla mücadelesine dikkat çeken eserin, “The Illustrated Man”, “2001: Uzay Yolu Macerası”, “Kaynak” ve “Hayat Ağacı” ile uygulandığını gördüğümüz paralel evren bilimkurgusu alanında ticari açıdan çıtayı yükseklere koyduğu söylenebilir. Zira Tom Tykwer ile Wachowski Kardeşler’i bir araya getiren yapıt, bu konuda yıllardır beklenen ‘destansı blockbuster’ı üretme cesaretini göstererek tüylerimizi diken diken ediyor. Bizde 26 Ekim’de vizyona girecek “Bulut Atlası”nı 37. Toronto Film Festivali’nde yönetmenlerin yanı sıra Tom Hanks başta 13 oyuncunun da katılımıyla gerçekleşen dünya prömiyerinde izledim.
David Mitchell’in romanı ‘Cloud Atlas’, Phoenix (Anka Kuşu) adlı manga eserinde olduğu gibi ‘paralel evren’ meselesine kafayı takan bir kaynak. İlk bakışta antolojik gibi görünüyor evet. Ancak eserin içindeki altı zaman diliminde geçen hikayeler, belli bir bütünlük oluşturarak reenkarnasyon ve evrim teorisi gibi meseleleri insan ırkının gelişimi çevresinde toplamaya çabalıyor. Bu da “Bulut Atlası”nı (“Cloud Atlas”, 2012) bilimkurgu filmlerinin “Tatlı Hayat”ı (“La Dolce Vita”, 1960) işleviyle kalkındıran ‘soyut’ bir sürecin sahibi yapıyor.
Sinemada kalıcı paralel evren bilimkurguları var
Aslında bu bahsettiğimiz şablonu sinema tarihine bakınca hakkıyla uygulayan filmler ya da bütçe sıkıntısı sebebiyle ‘kalıcı’ olamayan yapıtlar görebiliyoruz. “2001: Uzay Yolu Macerası” (“2001: A Space Odyseey”, 1968) bir tarafa “The Illustrated Man” (1969), “Kaynak” (“The Fountain”, 2006) gibi safkan paralel evren bilimkurgularına uzanmak mümkün. Kubrick’in bunlardan birincisinde dört mekanlı bir yaşam tablosunu destansı ve epizodik bir anlatıyla sarması, evrimimizin parçalarını birleştirerek finale ulaşır. Film, reenkarne olan bireyler adına serbest davranmadan ‘uzay boşluğu filmi’nin içinden kendi yolunu belirler.
Terrence Malick’in köktendinciliğe karşıt bir Amerika tablosu sunduğu “Hayat Ağacı”nda (“The Tree of Life”, 2011) bu süreci zemine indirip üç bölümü dağınık bir hikaye kurgusuna uyarladığı görülmüştür. Ancak genelde bu paralel evren bilimkurguları üç parçanın üstüne çıkmayıp bütçeyi aşmamak için çabalarlar. Ya da süreçlerini buna göre tasarlayıp dillerini tasarlarlar. Zira fazla açılmak; masrafların, oyuncu sayısının ve riskin artmasını sağlayacaktır.
Bilimkurgunun altın çağından faydalanan destansı bir tür filmi
Tom Tykwer ile Wachowski Kardeşler ise burada ‘antolojik film’ gibi görünen bir projeyi, altı katmanda insanoğlunun varoluşunu anlatan bir hikayeyi ele alıyor. Adeta “The Illustrated Man”in şimdi bakınca eskimiş duran, “Kaynak”ın ise temaları daraltmasına karşın izini kaybetmeyen modelini ‘destansı bir macera’nın içine yerleştirip ‘blockbuster’ ambalajına sokuyor.
Zaten “Avatar” (2009) ile “Başlangıç” (“Inception”, 2010) sonrası süreçte de olan bu. Daha önce kabul edilmeyen büyük projeleri, yüksek maddi girişlerle A sınıf birer hite dönüştürmek, bilimkurgunun altın çağını böylece kullanmak amaçlanıyor. Bu konuda “Bulut Atlası” doğru bir süreç izlerken altı filmi de üç yönetmene paylaştırmış.
Bunlardan ise her oyuncunun her filmde farklı bir karakteri canlandırdığı bir şablon oluşturmuş. Hatta zaman zaman makjayı o kadar abartmış cinsiyet bile değiştiren oyuncuların kim olduğunu anlayamayabiliyorsunuz. Sözünü ettiğimiz filmlerin aksine bir ana karakterin merkezde olduğu bir süreç yok burada. Aksine her kısa öyküde birkaç karakter yeniden doğup farklı bir kılıkta karşımıza çıkıyor ve merkezi konumlarını değiştiriyor. Tabiri caizse sırasını savıyor.
Hayat gerekliliklerine parça parça bakış
Film bunu yaparken zaman dilimlerini 1850, 1931, 1973, 2012, 2041 ve belirsiz gelecek olarak belirlemiş. Bunların siyasi olaylara göre konumlanmasıyla insan tepkilerinin yaratabileceği ölüm, intihar, aşk, keşif arayışı gibi alışılageldik şeyleri, ‘hayat gereklilikleri’ni masaya yatırmış. Bu parçaları fazlaca birbirinin içine geçirip sıraya sokarak ‘epizodik anlatı’ tercihi yapmayan eserin, nerede uyum kesmesiyle ya da şok kurgu geçişiyle hamle yapacağını bildiği kesin.
Bu da ‘bulut atlası’ görünümündeki dünya portresini ya da evren düzenini işlevsel ve yaratıcı hale getirmiş. Tom Hanks’in kendi gerçek yüz ifadesiyle yerlerde süründüğü oyunculuk periyodunda birbirinden farklı dönemlerden karakterleri bedenine giymesi ise bir inandırıcılık ve yeniden başlangıç duygusuyla sarılmasını sağlamış.
Kendi mitosunu kendi yaratmış, bunun ismini de koymuş
Özellikle dünyada yaşananlar ve yaşanabilecekler üzerine bakış açısını ortaya koyan romanın; 21. yüzyılda Uzak Doğu’daki gelişmelerin ve teknolojinin, ‘siberpunk’ mimari arasından bir bilgisayar teknolojisi patlaması yapacağını beşinci bölümde göstermesine şaşırmıyoruz.
Uzay operası görünümlü son parça ise ‘mini Star Wars’ haline Hugo Weaving’in garip yüzlü ‘Hermes’i kıvamını da ‘belirgin’ olarak ekliyor. Zaten Hanks’in ‘Zeus’, Sturgess’ın ‘Eros’, Berry’nin ‘Athena’ kimliğiyle ayakta durduğu nev-i şahsına münhasır bir mitolojik dünya kuran Wachowskiler, ‘yeniden doğum’ meselesini ana çatıya yerleştirmiş. Büyük oranda da gerçeklik algısını bozmaktan ziyade paralel evrenler olup olmadığı ile ilgilenmiş. Giriş-gelişme-sonuç bölümleri adına standart bir çatı kurulup sonlarda temponun yükselmesi de aslında biraz eleştirilesi bir inşa süreci getirmiş beraberinde.
Siyasi tarihle ilgili görüşlerini saklamıyor
“Bulut Atlası”; Hanks’in anlatıcı sesini öne çıkarması bir tarafa, Jim Broadbent’i “5 No’lu Mezbaha” (“Slaughterhouse-Five”, 1972) ya da “Bay Hiçkimse” (“Mr. Nobody”, 2009) gibi bu alt türün kalıplarına yakın duran eserlerdeki gibi bir ‘yaratıcı’ kimliğine sokması, Ben Whishaw’a ise ‘müzisyen’ olarak tema müziğini besteletmesiyle tuğlaları tamamlayan bir ‘evrim’ sürecini anlatıyor.
Bunun yanında 70’lerin politik atmosferinin ABD’deki önemi, 30’ların ve 19. yüzyılın Avrupa açısından değeri, sonrasında ise Uzak Doğu’nun ve ABD’nin kontrolü adına en dikkat çekici ‘kısımlar’ı da ele alıyor. Bu durum büyük oranda filmin siyasi görüşünü, ‘bulut atlası cetveli’nin yaklaşımını ortaya koyuyor.
Bu noktada Tykwer ile Wachowski Kardeşler’in çabaları sonuç veriyor. İlk iki parçanın ‘macera’ ve ‘tarihi dram’ düşüncesi çok öne çıkmazken politik-gerilimin 70’lerdeki devresinin ilginç bir sürece dönüştüğü kesin. Sanki 2012 yılı da bir yaratıcılık dönemi krizi kıvamında Broadbent’e görev yüklemiş gibi.
“Matrix”in “Tron”a yaptığını, “Bulut Atlası” “The Illustrated Man”e yapıyor
Bu da sonuç olarak bir döngü içinde reenkarne olarak yaşanan, paralel evrenlere sahip bir dünya portresini karşımıza çıkarmış. Wachowskiler ‘Matrix’de ortaya bilgisayar teknolojisiyle ilgili bir felsefe koyup “TRON”un (1982) ‘sanal gerçeklik’e yaptıklarının çerçevesini genişletirken, burada benzer aşıyı ele aldıkları alt türün ilk örneklerinden “The Illustrated Man”e yapıyorlar. Ancak özellikle “Kaynak” ve “2001: Uzay Yolu Macerası” gibi başyapıtlarla karşılaştırınca felsefik anlamda bir ileriye gidiş yok karşımızda. Yani “Matrix” kadar şanslı değil “Bulut Atlası”.
Ama filmin ‘evrim teorisi’ ile ilgili gerçekleri, her türlü parçayı atlayıp kendi fikrine göre siyasi olayları almasıyla bir bakıma ‘yeni evrenin ihtiyaçları kısıtlı’ ya da ‘nüfus oranını düşürmek yaşayışa zarar vermez’ demeye getirdiğini de belirtelim. Bu da ‘anahtar kelime’ adına ‘Matrix’ kadar iz bırakmasa da bir hayali gerçekleştirip üç parçalı paralel evren bilimkurgularını altı parçaya ve daha destansı bir dokuya transfer ediyor. Böylece felsefi duruş adına da bir ‘cümbür cemaat’ duruş aktif hale getiriliyor. Kurgusal evren daha bir genişliyor. Yönetmenlerin eldeki hikayenin genişliği ve karmaşasını görsel bir dokunuşla sarmaktan ziyade ‘memuriyet’ yapmaları da bunu bir akıcılıkla sinemada canlandırıyor.
FİLMİN NOTU: 8.5
Künye:
Bulut Atlası (Cloud Atlas)
Yönetmen: Andy Wachowski, Lana Wachowski, Tom Tykwer
Oyuncular: Tom Hanks, Halle Berry, Jim Sturgess, Hugo Weaving, Jim Broadbent, Susan Sarandon, Ben Whishaw, Keith David, Hugh Grant
Süre: 164 dk.
Yapım yılı: 2012