Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Yönetmen Oliver Stone, ‘Snowden’ adlı filmde, ABD hükümetinin internet üzerinden insanların özel hayatını nasıl gözetlediğini ortaya çıkaran eski CIA çalışanı Edward Snowden’ın öyküsünü anlatıyor

        Edward Snowden, CIA ve NSA gibi kuruluşların ABD halkının özel hayatıyla ilgili bilgileri internet üzerinden nasıl ele geçirdiğini medyaya 2013’te sızdırmıştı. Snowden’ın elindeki suç belgelerini Hong Kong’da bir otel odasında buluştuğu gazetecilere aktarma sürecini anlatan ‘Citizenfour’ adlı belgesel 2014’ün en iyi filmlerinden biriydi. Snowden ile Hong Kong’daki buluşmaya kamerasıyla giden Laura Poitras’ın yönettiği filmin, nerdeyse ‘tarihten canlı yayın’ gibi bir etkisi ve gerçeği dolaysız yoldan sunma avantajı vardı.

        RİSKLİ PROJE

        2015’te en iyi belgesel Oscar’ını kazanmış böylesine bir projenin hemen ardından Oliver Stone’un ‘Snowden’ üzerine konulu film çekmesi kuşkusuz riskliydi. ‘Citizenfour’un hiper gerçekçiliğinden sonra kurmaca bir filmde her şey biraz ‘canlandırma’ kokmayacak mıydı? Açıkçası ‘Citizenfour’da gerçeğini seyrettiğiniz sahnelerde tam da öyle oluyor... Ama Stone, ‘Citizenfour’da hiç anlatılmayan konulara girerek açığını kapatıyor. Otel odasında olup bitenler, filmin sadece bir bölümü. Stone, Snowden’ın hayatında ‘Citizenfour’da hiç gösterilmeyen sayfalar açarak farklı bir öykü oluşturmayı başarıyor.

        VATANSEVER BİR İDEALİST

        Film, Snowden’ın Irak Savaşı’na katılmak üzere gönüllü olarak yazıldığı Özel Kuvvetler’deki eğitim çalışmalarıyla açılıyor. Bacağı kırılınca bu kez CIA’ya başvuruyor. Amacı ülkesine hizmet etmek; çünkü o gerçek bir vatansever. Stone, Kieran Fitzgerald’la birlikte yazdığı senaryoyu vatanseverliğin gerçek anlamı üzerinden ilerletiyor ve ülke çıkarları adına kendi halkının anayasal haklarını çiğnemenin nereye kadar vatanseverlik olabileceğini sorguluyor.

        ‘HALKIN GÜVENLİĞİ’ İÇİN GÖZETLEMEK

        Filmin başında Snowden (Joseph Gordon- Levitt), politik olarak Cumhuriyetçilere daha yakın bir idealist. Buna karşılık fotoğrafçı sevgilisi Lindsay (Shailene Woodley) ile ilişkisinde, liberal değerlere karşı olmadığını da anlıyoruz. Film Snowden’ın yaşadığı değişim üzerine kurulu. Snowden, CIA ve NSA’da olup bitenleri gördükçe vatanseverlik ideallerinden ne kadar uzak bir iş yaptığını fark ediyor. ‘Saha’da çalışırken bir ajanın vicdansız davranışlarına şahit olması bir yana, CIA ve NSA’in ‘halkın güvenliği’ adı altında e-postalara, cep telefonu mesajlarına ve hatta bilgisayar kameralarına kadar erişebildiğini öğreniyor. Snowden’ı asıl şaşırtan teşkilattan hiç kimsenin bu tür özel hayat ihlallerini umursamaması oluyor.

        AMERİKAN HALKINA POLİTİK MESAJ

        Stone, Snowden’ın eyleminin altındaki nedenleri daha derinlemesine görmemizi sağlıyor. Özellikle son bölümde Snowden’ı ülkesinin haber alma hakkı için kendini feda eden bir kahraman olarak sunmaktan kaçınmıyor ve ABD’de casusluk suçlamasıyla yargılanmaması gerektiğine dair Amerikan halkına açık bir mesaj gönderiyor. Politik yanı ağır basan ‘Snowden’ başta Obama olmak üzere Demokratları da hedef tahtasına koymaktan kaçınmıyor.

        GORDON-LEVITT’İN YORUMU BAŞARILI

        Stone’un eski işlerine oranla daha gösterişsiz ama işlevsel bir anlatım tutturduğu, yer yer gerilim öğesinin ağır bastığı sürükleyici bir film ‘Snowden’. Son olarak, Joseph Gordon-Levitt’in, Snowden’ın naif idealistliğini ön plana çıkaran başarılı bir performans çıkardığını belirtelim.

        Filmin notu: 7

        Diğer Yazılar