Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Birleşmiş Milletler’in hazırlattığı Palmer raporunu kendi lehine olduğu için benimseyen İsrail işine gelmediği takdirde BM yetkililerini vurdurmaktan bile çekinmemişti. 1948’de Kudüs’teki BM arabulucusu İsveçli Kont Folke Bernadotte bile öldürülmüş, Kont’un katili Yitzak Şamir de seneler sonra İsrail’in başbakanı olmuştu.

        NİÇİN ve nasıl olduğunu yazmama gerek yok, hepimiz biliyoruz: İsrail ile ilişkiler kızıştı... Yeni Zelanda’nın eski başbakanı Geoffrey Palmer’in anlaşmazlığı tırmandıran raporunu şimdi İsrail benimsiyor ama biz kabul etmiyoruz, hattâ “yok hükmünde” sayıyoruz. İsrail’in kuruluşundan buyana Birleşmiş Milletler’in verdiği kararlar konusunda değişmez bir politikası vardır: Eğer o karar işine geliyorsa, bir fayda getirecekse hemen benimser, kabul eder, her konuda tepe tepe kullanır. Ama, hoşuna gitmeyen bir iş yapılıyorsa, kararları kabul etmemek bir yana, Birleşmiş Milletler’in görevlilerini bile gözünü kırpmadan öldürtür... Öldürtmekle de kalmaz, katilleri daha sonra başbakanlık koltuğuna bile oturtur! İşte, bunun ilk ve en fazla ses getirmiş olan örneklerinden biri: Bundan 63 sene önce dünya gündemini aylarca meşgul etmiş olan Kont Bernadotte cinayeti.. Wisborg Kontu Folke Bernadotte, İsveç Kralı Beşinci Gustaf’ın yeğeni ve İsveç Kızılhaçı’nın başkanı idi. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Kızılhaç adına İsveç ile Almanya arasında mekik dokudu, binlerce Yahudi’yi gaz odasından kurtardı. Savaşan tarafların her ikisinin de itimadını kazanmış olduğu için girdiği işlerde başarı kazanıyordu ve Almanya’nın ilk teslim şartlarını da müttefiklere o götürmüştü. Savaşın bitmesinden sonra Filistin’deki İngiliz himayesi sona erdi ve yeni kurulmuş olan Birleşmiş Milletler Teşkilâtı, Kont Bernadotte’u 1948 Mayıs’ında Araplar ile İsrailliler arasında arabuluculuk yapması için Kudüs’e gönderdi.

        ALTI KURŞUN YEDİ

        O gün yaşanan anlaşmazlıklarla bugün yaşananlar arasında sınırlardaki farklılıklar dışında hemen hemen hiçbir fark yoktu, herşey aynı idi. Birleşmiş Milletler, Kudüs’ün statüsü ve geleceği konusunda Kont’un hazırladığı planı 1948’in yaz aylarında resmi çözüm olarak kabul etti. Plana göre Yahudiler ve Araplar Kudüs’ün idaresinde tek başlarına söz sahibi olmayacaklar, şehre milletlerarası bir kimlik verilecekti. Plana ilk tepki Filistin hâkimiyetine son vermeye çalışan İsrailli yeraltı örgütlerinden geldi ve silâhlı örgütler hedef olarak Kont Bernadotte’u seçtiler! Hedefi vurma işini, kısaca “LEHI” diye bilinen İsrail Özgürlük Savaşçıları “Lohamei Heruth Israel”in milisleri üstlendi. LEHI’nin üç genç lideri vardı, Kont’un öldürülmesi fikrini de bu liderlerden biri olan Yitzak ortaya atmıştı ve hedef, 1948’in 17 Eylül’ünde ortadan kaldırıldı. Silâhlı altı milis, o sabah Kudüs’ün Yahudiler’in kontrolündeki batı tarafında bir toplantıya giden Kont’un otomobilinin ve konvoydaki diğer iki arabanın yolunu kesti. Dört kişi araçların tekerleklerine ateş açtı, iki kişi de ellerindeki otomatik Schmeisser tüfeklerinin kurşunlarını öndeki Chrysler marka otomobilin içine boşalttı. Vücuduna altı kurşun saplanan 54 yaşındaki Kont ve yanında oturan Fransız temsilci hemen orada can verdiler.

        KATİLİ BAŞBAKAN OLDU

        Dünya kamuoyu ayağa kalktı, İsrail hemen tutuklamalara başladı, yüzlerce kişinin ifadesi alındı ve birkaç gün sonra “Katillerin bulunduğu” açıklandı... Ama aradan aylar geçti, yakalandıkları açıklanan katillerin hiçbiri mahkemeye çıkartılmadı ve yeterli delil elde edilemediği gerekçesiyle serbest bırakıldılar! İsrail, Birleşmiş Milletler’e “Güvenlik tedbirlerini almadığı için Kont’un bir suikaste kurban gitmesinde devlet olarak hatası bulunduğunu” bildirdi ve ailesine verilmek üzere 54 bin 628 dolar tazminat ödemekle yetindi. Cinayetin üzerinden seneler geçti, araya savaşlar, katliamlar ve hiç bitmeyecek mücadeleler girdi. LEHI de zamanla dağıldı ama örgütün ismi İsrail’de bir “kuruluş efsanesi” halini aldı ve LEHI, suikastten tam 35 sene sonra, 1983’te yeniden gündeme geldi: Örgütün liderlerinden olan ve Kont Bernadotte’un ölüm kararını veren Yitzak ismindeki terörist, bu defa İsrail’in başına geçmişti. Adı artık Yitzak Şamir idi ve İsrail’in başbakanıydı.

        Katledilen kont, Napolyon’un sevgilisinin soyundan geliyordu

        EUGENIE Desiree Claire, Marsilyalı zengin bir ipek tüccarının kızıydı. 1777’de dünyaya geldi, rengârenk ama karmakarışık bir hayat sürdü ve dünyadan “İsveç’in mutsuz kraliçesi” olarak 1860’ta ayrıldı. 1790’ların başında Marsilya’da Napolyon Bonapart adında genç bir subayla tanıştı, birbirlerinden hoşlandılar ve Desiree’nin ailesinin karşı çıkmasına rağmen nişanlandılar. Gelecek için büyük hayalleri olan genç Napolyon bir ara Paris’e gitti ve orada Josephine de Beauharhais adında dul bir kontes ile tanıştı. Kontes’in geniş çevresini yükselmesinde basamak olarak kullanabileceğini düşündü, Desiree ile olan nişanını bozdu ve 9 Mart 1796’da Josephine ile evlendi. Hayalleri yıkılan Desiree artık Marsilya’da kalamadı, Fransa’nın Roma’daki büyükelçisi ile evli olan kızkardeşinin yanına gitti ve orada Leonard Duphot adında bir başka genç Fransız general ile tanıştı. Nişanlandılar ama Duphot, nikâhlarından birkaç gün önce Roma’da çıkan karışıklıklarda öldürüldü. Desiree yeniden yıkılmıştı ve Fransa’ya, ailesinin yanına döndü! Şanssız kızın karşısına bu defa Jean Baptiste Bernadotte adında bir başka Fransız general çıktı. Hiç vakit kaybetmeden 1798’de evlendiler ve tek çocukları Oscar, bir sene sonra dünyaya geldi... Eski nişanlısı Napolyon ise aradan geçen senelerde yükselmiş, Fransa’nın imparatoru olmuş ve Avrupa’yı birbirine katmıştı ve Desiree’nin kocası General Bernadotte da Napolyon’un ordusunun önde gelen generallerindendi. Desiree artık Paris’te yaşıyor ve eski nişanlısı Napolyon ile seneler önce aralarında sanki hiçbirşey geçmemiş gibi samimî şekilde görüşüyordu. Napolyon’un ailesi ile zaten çok daha öncelere dayanan yakın dostluğu vardı ve sadece aile ile değil, artık imparatoriçe olan Kontes Beauharhais ile de arkadaşlık ediyordu.

        AŞKI HİÇ KÜLLENMEDİ

        Avrupa’yı Napolyon ile beraber fethedip Fransa’ya bağlayan kocası General Bernadotte daha sonra Ponte Corvo Prensi oldu. Desiree ise çok sevdiği Paris’ten ayrılmadı ve kocasını artık oldukça seyrek, Bernadotte’un Paris’e nadir gelişlerinde görmeye başladı. Napolyon’a karşı yıllar önce başlayan aşkı hâlâ küllenmemişti, sık sık görüşüyorlardı ama aralarında artık duygusal birşeyler yaşanmıyor, aksine Napolyon geniş bir çevresi olan ve herkes tarafından sevilen Desiree’yi diplomatik temaslarda ustaca kullanıyordu. General Bernadotte ile Desiree’nin hayatı, 1810’da yeniden ve tamamen değişti. O senelerde Norveç’in de hâkimi olan İsveç’te Kral 13. Şarl’ın veliahdı yoktu ve Avrupa’nın güçlü adamı Napolyon, İsveç’i kontrolü altında tutabilmek için General Bernadotte’u İsveç’e veliahd tayin etti! Jean Baptiste Bernadotte adını “Carl Johann”a çevirip İsveç’e yerleşti, Desiree de “Gotland Kontesi” oldu ama İsveç’e yaptığı çok kısa bir ziyaret dışında Paris’ten yine ayrılmadı. O arada Avrupa’da dengeler tekrar değişti, İsveç ile Fransa karşı cephelerde yeraldılar ve General Bernadotte da eski kumandanı ve imparatoru Napolyon’a karşı kurulan koalisyona girmek zorunda kaldı. 1814’te Paris’e giren müttefik güçlerin arasında Bernadotte’un kumanda ettiği İsveç birlikleri de vardı ve Napolyon, Elbe Adası’na sürgüne gönderildi.

        KILICINI TESLİM ETTİ

        Bernadotte, Paris’te yine kalmayıp İsveç’e döndü. Desiree bu defa da kocası ile beraber gitmek istemedi, Paris’te yaşamaya devam etti ve Napolyon’un Elbe Adası’ndan kaçarak 100 günlüğüne yeniden Fransa’nın başına geçmesi sırasındaki olaylara çok yakından şahit oldu. O sırada son derece şaşırtıcı ve bir o kadar da romantik bir hadise yaşandı:1815’te Waterloo’daki savaşta yenilerek perişan vaziyette Paris’e dönen ve müttefiklere yeniden teslim olmak üzere bulunan Napolyon, sarayına değil Desiree’nin yanına gitti. Fransa’daki son birkaç saatini ilk nişanlısı ile beraber geçirdi, kılıcını da müttefiklere vermesi için Desiree’ye teslim etti ve son sürgünü olan Saint Helena Adası’na Desiree’nin yanından gönderildi!

        MUHTEŞEM BİR ROMAN

        Desiree’nin kocası Bernadotte ise İsveç Kralı Şarl’ın 1818’de ölmesi ile “14. Karl” olarak İsveç tahtına çıktı, tek çocukları olan Oscar “veliahd” ilân edildi ve tabii Desiree de İsveç Kraliçesi oldu. Adı gelenekler uyarınca Latince’ye çevrilip “Desideria” yapıldı ama Desiree artık kraliçesi olduğu İsveç’e seneler sonra gidecekti. General Bernadotte 1844’te, Desiree de 1860’ta öldüler ve kurucusu oldukları “Bernadotte Hanedanı” İsveç’te bugüne kadar iktidarda kaldı. 1948’de Kudüs’te öldürülen Kont Bernadotte gibi İsveç’in şu andaki kralı Carl Gustaf da General Jean Baptiste Bernadotte ile Desiree’nin tek çocukları olan Oscar’ın soyundan geliyorlar. Hayatı romanlara konu olan Desiree ile ilgili en çok okunan kitabı ise Avusturyalı romancı Annemarie Selinko yazdı ve Selinko’nun 1951’de yayınlanan romanı üç sene sonra beyazperdeye aktarıldı. Desiree’yi Jeann Simmons’un, Napolyon Bonaparte’ı da Marlon Brando’nun oynadığı film sinema tarihinin klasikleri arasında yeraldı, Annemarie Selinko’nun eseri de en başarılı tarihî romanlar arasına girdi.

        Diğer Yazılar