
Kâselis!
BU fıkrayı dün dostum Reşit Çağın anlattı, o da bundan seneler önce müziğimizin büyük isimlerinden Necmi Rıza'dan işitmiş...
Paşa hazretleri, kayıkla Göksu Deresi'nde gezintiye çıkmış ama yeni kürekçiyi pek gözü tutmamış, acemi bulmuş, kayığı karaya oturtacak gibi gelmiş...
- "Dikkat et evlâdım sahile yakın gidiyorsun, karaya oturtacaksın!" diye ihtar etmiş, kürekçi "Merak buyurmayın paşa hazretleri" demiş ve gene bildiği gibi yapmış... Paşa tekrar uyarmış, "Oğlum, sahile yanaşma!" dediği anda artık çok geç imiş ve kayığın dibinden "Caaaarrrtt!" diye bir ses duyulmuş, karaya oturmuşlar!
Paşa hazretleri kürekçiye "Allah belânı versin eşşek herif, işte oturttun" diye saydırmaya başladığı anda kayıkta tam karşısında elpence divan dalkavuğu hemen ayağa fırlamış, Paşa'nın önüne gelmiş yerden bir temenna etmiş "Güle güle oturun paşa hazretleri, güle güle oturun!" demiş...
SÖZLÜĞE BAKABİLİRSİNİZ...
Bu da, bir başka dalkavukluk hikâyesi:
Ava olan merakı kadar atıcılıktaki beceriksizliği ile de meşhur padişah günün birinde sürek avına çıkmış. İleride havalanmış bir ördek sürüsü görmüş, hemen tüfeğini kapmış, nişan alıp tetiğe basmış ama karavana! Sürü, tek bir noksan bile vermeden kanat çırpmaya devam etmiş...
Padişahın her an yanıbaşında duran dalkavuğu fırsatı kaçırır mı? Hemen el kavuşturup boyun bükerek "Aman hünkârım!" demiş; "Bu garip kuşların da hayatlarını bağışladınız!"...
Dalkavukluk tarih boyunca işte böyle zarif, nükte ile dolu ve hem hazırcevaplık, hem de parlak zekâ gerektiren bir meslek olmuştur. Bu özelliklere sahip olmayanlara, yani "İddia ediyorum, Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra partide en güçlü lider sayın Kılıçdaroğlu'dur" gibisinden bir söz edip ardından "İnönü'den, Ecevit'ten ve Baykal'dan da güçlüdür" diyerek tüy dikenler dalkavuk falan değil, eski tâbiri ile "kâselîs"dirler.
"Kâselîs"in ne demek olduğunu bilmeyip de merak ediyor iseniz, sözlüğe bakabilirsiniz...
BİR DÜZELTME BEKLEDİM
Ben, dün akşama kadar partisinin genel başkan yardımcısının ettiği bu sözler hakkında Kemal Kılıçdaroğlu'ndan bir açıklama, küçük de olsa bir düzeltme gelecek diye bekledim. Bu durumlarda hemen her devlet adamının göstermesi gereken tevazuyu ifadeye yarayan "Aman efendim estağfirullah, ne münasebet? Atatürk kiiiim, biz kim? Arkadaşımız sağolsun, parti muhabbeti aşkına meseleyi abartmış! Bendeniz koskoca Atatürk ile, İsmet Paşa ile, hattâ Ecevit ile mukayese edilebilir miyim, ne münasebet?" gibisinden birkaç kelime...
Ama nerdeee? Partideki yerinin Atatürk'ten sonra geldiği iddia edilen sayın genel başkandan tık yok... Benzetme hoşuna gitmiş olacak zâhir!
Neyzen'in meşhur dörtlüğünü acaba hatırlar mısınız?
1920'de açılan ilk Meclis'te Konya Milletvekili olan ve 1950 ile 60 arasındaki Demokrat Parti iktidarında on sene boyunca Meclis Başkanlığı yapan Refik Koraltan, o ikbal günlerinden birinde bir tören münasebeti ile Anıtkabir'e gider... Muhalifleri, "Koraltan, mozolenin önüne vardığı sırada, kendi kendine 'Atam, ben geldim, Koraltan!' diye mırıldandı" gibisinden bir lâf çıkartırlar...
Hadise ne derece doğrudur kimse bilmemektedir ama kulaktan kulağa yayılır, Neyzen Tevfik de işitir ve hemen bir dörtlük söyler:
"Karşında Koraltan duruyor işte Paşam bak! / Hâlâ o eğilmez başı dimdiktir efendim / Bir ses ver Atam, şanlı izinden sana geldim / Bir ses duyulur kubbede 'H.....r!' efendim!"...
CHP'nin şimdiki genel başkanı partide Atatürk'ten sonra gelen en güçlü lidermiş, öyle mi?
Böyle lâfların cevabını Neyzen zaten çok önceden vermiş...