AK Parti karizmayı fena çizdirdi
GEZİ gençliğinin hayat felsefesinin ne olduğunu anlamak için sanırım iyi bir Monocle Dergisi okuyucusu olmak gerekiyor. İnsanın kendisini birey olarak ifade etmesinin, yaratıcı bireyleşmenin, beyinlerin hür olmasının, hayata hiçbir türde bağnazlıkla yaklaşmamanın teorisini yapan bu muhteşem dergiyi keşke Başbakan Erdoğan da okuyabilseydi ve Türkiye'yi tüm dünyanın imreneceği düzeyde kaliteli bir ülke haline getirme yolunda yürüyebilseydi.
Benim üzüldüğüm nokta şu: AK Parti'ye sadece hayatlarına inancı merkez yapmış insanlar destek vermiyor. Yaptığı birçok olumlu iş nedeniyle benim gibi insanlar da AK Parti'ye destek verdi, ama Erdoğan kendisine referans olarak daima inancı hayatlarının merkezi, tek belirleyeni haline getirmiş insanları aldı, sadece onların desteği kendisine yetiyor gibi davrandı ve diğerlerine, "Siz olsanız da olur olmasanız da" tavrıyla yaklaştı.
Yazının girişinde dediğim gibi, 21'in-ci yüzyılın karmaşık ve çok hızlı değişim içindeki dünyasında özgür düşünceli bireylerin toplam yaşam kalitesinin nasıl artırılacağı, Başbakan'ın o okumadığı Monocle gibi dergilerde anlatılıyor.
Başbakan Erdoğan ve AK Parti hükümeti, hepimizin ellerimizle ona verdiği büyük fırsatı ıskaladı, bizim arzularımızı, kalite arayışımızı önemsiz saydı, bu hayatın sadece kendi doğru tanımladığı biçimde yaşanması gerektiğini savundu. İnancın hayatın merkezine alınmasının her zaman bireye toplam yaşam kalitesini artırmayı otomatikman sağlamadığını göremedi.
Daha da önemlisi, inancı hayatının merkezine alarak yaşayanların 21 'inci yüzyıl şartlarının gerektirdiği bireyin özgür ve yaratıcı düşünme arzularını tatmin edip edemeyeceğini hiç düşünmedi ve böylece belki de AK Parti'nin, kendi gençliğinin arzularına da cevap veremez hale gelmeye başladığını fark edemedi.
Ben inancın hayatın merkezinde olduğu durumlarda modern anlamıyla, 21 'inci yüzyıl koşullarına uygun biçimde, insana özgü arzulardan, beklentilerden korkmadan, aksine onlara karşılık verecek şekilde bir toplam hayat kalitesi tanımının yapılacağını, bir sentezin yapılabileceğini hep düşündüm ve hayatım boyunca bunun diyaloğunu da açmaya çalıştım.
Ama bunu gerçekleştirmek için inancı hayatının merkezi haline getirmiş insanların, örneğin AK Parti iktidarının burada bir mesele olduğunu ilk önce kabullenmesi ve "Ben zaten her şeyi çoktan çözmüş durumdayım, ben doğruyu bilirim" edasından çıkması, gençlerin arzularına, tutkularına, beklentilerine özgü çözüm arayışları içine girmeyi kabul etmesi gerekir.
AK Parti iktidarı bunu hiçbir zaman yapmak istemedi. En doğru hayat tarzı formülünün hep kendilerinde olduğunu sandılar. 21 'inci yüzyılın özgür düşünceli, hür vicdanlı, yaratıcı beyinlerinin kendilerine hiçbir konuda empoze edilmemesini, hele hayat tarzı seçiminde müdahalenin ağza bile alınmamasını istediklerini görmediler. Ve bir hayat tarzı otoriterliği yolunda yürümeyi sürdürdüler.
Böylece AK Parti 21 'inci yüzyılı tamamen ıskaladı ve son hatalarıyla birlikte sadece kendisinin değil tüm Türkiye'nin karizmasını fena halde çizdirdi.
Monocle Dergisi'nin yayın yönetmeni ve AK Partililerin prensip itibarıyla sevmediği türde hür düşünceli özgür bir gazeteci olan Tyler Brule, bir süre önce Türkiye'ye gelmiş ve gidişatımız hakkında güzel tespitler yapmıştı.
Ve ben de "Türkiye'ye hayranlık duyulacak ama saygınlığı olmayacak" dediği o konuşması üzerine 15 Mayıs'ta bu köşede "Saygınlığı olmayan Türkiye ve Monocle" başlıklı bir yazı yazmış ve ekonomisi göreli olarak iyi olmasına ve diğer bazı göstergelerde de iyi olmamıza rağmen Türkiye'nin neden saygınlığı olamayacağını anlatmıştım.
Türkiye'ye dışarıda hayranlık duyduracak konular, Başbakan'ın meydanlara topladığı insanlara başarı olarak anlattıklarıdır. Saygınlığımızı azaltanlar ise AK Parti'nin kendinden olmayanlara uyguladığı, uygulattığı davranışlardan ibarettir. Olaylar olmasaydı bile zaten azalmakta olan saygınlığımızın Gezi olayları sonrasında ne kadar dibe vurduğunu umarım herkes görür.
Ama neyse ki ülkemizde modernlikleriyle, yaratıcılıklarıyla, cool duruşlarıyla, AK Parti iktidarının yandaşlarıyla tüm ülkenin üzerine hâkim kılmaya çalıştığı gri tona karşı duran ve 21 'inci yüzyıla yakışan renkliliği, canlılığı ülkemize vermeye başlayan modern gençliğimiz de var.
"Şu kadar borç ödedik, bu kadar yol yaptık, bu kadar ihale açtık" ile dışarıdan gelecek hayranlığa tabii ki ihtiyacımız vardır, ama bizlerin aynı zamanda ülkemize dünyada saygı duyulmasına da çok ihtiyacımız var.
O saygının da daha fazla demokrasi, özgür bireyleşme hakkı, herkesin kendisine uyan hayat tarzını karışılmadan seçip yaşaması, yaratıcı beyinlerin özgür bırakılması ve toplam hayat kalitemizin yukarıya çekilmesiyle geleceği de kesindir.
Başbakan Erdoğan'ın elinde hayranlık duygusunu saygınlık duygusuyla birleştirme şansı vardı. Bu imkân ona sağlanmıştı, ama o bu şansı elinin tersiyle itti ve kendi doğru bildiklerine, katiyen değişmeyecek olan tavrına, kendinden gördüklerinin alanına çekildi ve kendisine 21'inci yüzyılın modern ülkesinin yolunu açan gençleri ötekileştirdi. Sadece biraz ılımlılık ve anlayışla çözülebilecek bir sorun, kriz haline getirildi.
Olağanüstü bir fırsat kaçtı, ama ben hâlâ zamanın çok geç olmadığını düşünüyorum. Toplum bu şekilde, ikili biçimde adeta tek bayrak, tek devlet ve iki milletten ibaretmiş gibi gidemez. Bütünleştirici, birleştirici bir otoriteye ihtiyaç var. AK Parti, Türk ile Kürt arasındaki uçurumu kapattı, ama Türkler arasındaki uçurumu kapatmak değil, uçurumu daha da açıp derinleştirmek için çalışıyor gibi.
Türkiye'nin Kürt sorunu artık yok, ama Türkiye'nin bir Türk sorunu fena halde var.