Erdoğan kuvvetler ayrılığı konusunda haklı...
BEN kuvvetler ayrılığı ilkesinin çağdaş demokrasinin oluşması ve düzgün işlemesi için gerekli olduğunu düşünürüm. Ama buna rağmen Erdoğan'ın kuvvetler ayrılığı ilkesine karşı neden tavır aldığını anlıyorum ve bu konuda haklı olduğunu da düşünüyorum.
Bunun nedenlerini anlatmak için biraz uzun ve dolambaçlı yol seçeceğim ve AK Parti'nin anlamlı bir siyasi tavır alıp TBMM'de Menderes ve arkadaşlarının idam kararının yok sayılması yolunda bir girişimde bulunmasından başlayıp yakın tarihimizde kısa bir yolculuk yapmaya davet edeceğim hepinizi.
Umarım sıkılmadan sonuna kadar okursunuz; çünkü ne yapalım bazı konular kısa ve özet biçimde yazıp bitirmeye uygun değiller. Bazen okuyucuyu bugün olduğu gibi zorlayabilecek yazılar da yazmak gerekiyor. Ben okuyucumun sabrına ve dikkatine güvenirim.
Menderes ve arkadaşları adımı son derece doğal ve beklenmesi gereken bir tavırdır; çünkü Başbakan Erdoğan, Adnan Menderes ile aynı siyasi genlere sahiptir. Yakın tarihimizdeki siyasi partilerin bir bağlantı haritalarını oluşturmak istersek Demokrat Parti'den Turgut Özal'ın ANAP'ına ve oradan da AK Parti'ye bir çizgi çekmemiz gerekir. Ve bu üç partinin aslında kardeş olduklarını, bir anlamda ikisinin, Demokrat Parti hareketinin bir devamı olduklarını söylememiz gerekiyor.
MENDERES'İ KİMLER, NEDEN ASTI?
Bunun neden böyle olduğunu anlatabilmek için Demokrat Parti'nin aslında ne olduğuna, Menderes ve arkadaşlarının neden ve kimler tarafından asıldığına bakmak gerekiyor.
Bu yazının içeriğinden dolayı şimdi burada tekrar anlatmam teknik açıdan imkânsız olan nedenlerle cumhuriyet, kuruluş yıllarında dine ve inançlı insanlara karşı tavır almıştır.
Bunun nedenlerini tekrar yazamıyorum, ama bana inanın, cumhuriyetin kuruluş aşamasındaki bu tavrın çok önemli geçerli ve ekonomik nedenleri vardı. Marksist jargonla ifade edeyim; ekonomik altyapı üstyapıyı belirlemişti. Köylüyü sömürüp artık değerine el koyma mecburiyeti üstyapıda da dine ve inançlı kesime karşı tavrı beraberinde getirmişti.
Atatürk hayattayken zorunlu bir şekilde böyle kurgulanan bu düzen, o ölünce ideolojik bir kararlılıkla sistematik hale getirildi.
Nasıl ki AK Parti iktidara gelmeseydi Türkiye, Arap Baharı'na benzer bir şekilde kalkışmalar ve isyanlarla sallanacak idiyse, Demokrat Parti de seçimi kazanmasaydı Türkiye o dönemde inançlı kesimin bir isyanıyla sarsılabilecekti. Anlayacağınız, hem Demokrat Parti hem de AK Parti kitlelerin tepkilerinin gazını aldı.
Çünkü inançlı insanlar gerek üzerlerindeki ekonomik sömürüden gerekse inançlarını diledikleri gibi yaşayamamaktan ve ötekileştirilmekten bıkmışlardı ve patlamaya hazırdılar.
Menderes ve Demokrat Parti, Türkiye'de ötekileştirilmiş olan ve sistem dışında tutularak hayatı paylaşmaları engellenen inançlı kesimi sistem içine soktu. Sınıfsal olarak söylersek, DP'nin köylü kesime açılımının gerçekte anlamı budur.
DP iktidar olunca inançlı insanlar ilk kez toplumun önemli bireyleri olduklarını görmeye başladılar ve devlete sadece kaynak veren insanlar olmaktan çıkıp aynı zamanda devletten ekonomik taleplerinin karşılanmasını da istediler. Yani Türkiye yarım olmaktan kurtulmaya ve cumhuriyetin kuruluş aşamasından gelen düzensizliği düzeltmeye başladı.
Aslında bugün AK Parti'nin yapmaya çalıştığını o zaman Demokrat Parti yapmaya çalıştı ve cumhuriyetin tanımını değiştirmek, ona yeni anlamlar yüklemek için uğraştı. Demokrat Parti aslında burjuva, demokrat, laik ve Müslüman Türkiye'yi kurmaya uğraşıyordu. Ve bu amaç, o dönemde gerçekten devrimci ve başarıldığı takdirde dünyanın geleceğini bile değiştirecek, Türkiye'yi dünyada ileriye götürecek bir düşünceydi.
DERİN DEVLET HAREKETE GEÇİYOR
Tabii ki devlet içinde buna tepkili çevreler vardı. İsteyen buna Ergenekon da diyebilir; çünkü aslında Ergenekon bir örgüt olmaktan çok bir zihniyettir ve bu zihniyet kuruluş döneminin etkileri nedeniyle devlet içinde çok güçlüdür.
Başbakan Erdoğan kuvvetler ayrılığı üzerine kuşkularını bu yüzden öyle ifade etmek zorunda kaldı; çünkü Ergenekoncu zihniyetin kuvvetler ayrılığı ilkesini kullanarak siyasi iktidara karşı tavırlar alabildiğini Demokrat Parti örneğinden başlayarak biliyordu.
Menderes ve arkadaşları yargılanırken mahkeme başkanı, "Sizi buraya atan güç böyle istiyor" diye bir laf etmişti. Evet bu doğruydu; çünkü onları oraya tıkan güç inançlı insanların sistem içine çekilmelerine ve güçlendirilmelerine karşıydı. Yani Ergenekon ideolojisindeydi.
Bu yüzden bence Menderes ve arkadaşlarının asılması, Ergenekon'un ilk büyük siyasi eylemidir.
ÖZAL DÖNEMİ ANAP
Siyasi çizgiyi takip edelim ve Özal'ın ANAP'ına gelelim... Turgut Özal dindar bir insan olarak Türkiye'deki inançlı kesime nasıl konuşulacağını biliyordu ve onların değişen dünyayla uyumlu yeni ekonomik taleplerine yön verecek vizyona sahipti.
Özal bunu yaparak inançlı insanlara yeni ekonomik güç verdi, bugünkü Anadolu aslanlarının ve cemaatin ekonomik gücünün temelini attı. Devlet içine çöreklenmiş olan Ergenekoncu zihniyet bunu da hazmedemedi. Sonucu biliyorsunuz.
AK PARTİ'NİN DEVRİMİ
Demokrat Parti'nin başlattığı, ANAP'ın sürdürdüğü muazzam projeyi AK Parti bitirmeye soyundu. İktidara gelmesiyle Türkiye'de bir Arap Baharı'nın yaşanmasını engelleyen AK Parti, inançlı kesimi sistemin içine tam çekmekle kalmadı onu devlette de hâkim kıldı, iktidara getirdi.
Böylece Menderes'in başladığı işi Erdoğan bitirdi. Bu ülkede güçler ayrılığı adına neler yapılabildiğini ve hatta seçilmiş başbakanların bile asılabildiğini bilen Erdoğan'ın bu yüzden güçler ayrılığı ilkesi hakkında bu şekilde konuşması şaşırtıcı değildi.
NASIL BİR GÜÇLER AYRILIĞI?
Güçler ayrılığı ilkesi, birtakım bürokratların seçilmişlere muhalefet yapacağı ve gerekirse karşı koyacağı alan değildir. O alan, demokrasinin tam işlemesi için seçilmişlere hatalarını göstererek bir tür danışmanlık yapmaya başladığı zaman geçerli bir ilke olarak kabul edilebilir.
"Bunu nasıl söylermiş, yoksa diktatör mü olacakmış?" tartışmalarıyla vakit kaybetmek yerine Türkiye şartlarına uygun ve demokrasinin gelişmesine katkıda bulunacak bir güçler ayrılığı sistemini nasıl oluştururuz, bunu acilen tartışmamız ve Anayasa yazanlara yardımcı olmamız gerekiyor.