Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Artık ilişkiler cinsellikle başlıyor

        KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

        6 MART FİLMLERİ

        Beraber olması çok normal gözüken bir çiftin, seks arkadaşlığıyla başlayan modern ilişkisinde aşk ne kadar yer tutabilir? "Bir Varmış Bir Yokmuş" bu soruyu soruyor. Bunu yaparken de rock ezgileriyle, doğru tespitlerle ve iki uyumlu oyuncuyla çıkageliyor. İlksen Başarır, "Başka Dilde Aşk"tan sonra bir kez daha 'bağımsız-ana akım' arası samimi bir aşk filmine imza atıyor. Bu alanda aranan kimya sorununa da kesin çözüm üretiyor.

        Mert Fırat ve Melisa Sözen genelde kaliteli filmlerin oyuncularıdır... Kendi kuşaklarının öne çıkan isimleridir... İlksen Başarır, "Bir Varmış Bir Yokmuş"ta (2015) İstanbul'un orta tabakasından bir çifte bakıyor. 30 yaşlarındaki bu ikili, aşk filmlerinde fazlaca karşımıza çıkmaya başlayan, 'maddi sıkıntısı olmayan kentli aşıklar' tanımına uyuyor.

        KIRIK BİR AŞK HİKAYESİ ONLARA GÖRE DEĞİL

        Nehir ve Ozan, sosyolojik konum ve yaşam tarzı olarak çok tanıdık. Biri rock yıldızı, diğeri anaokulu öğretmeni olan bu karakterler fazlasıyla entelektüel. Hatta kırık bir aşk hikayesine de hiç uygun değiller. İşi daha da ileri götürürsek, bu 'ağlak' yola saparlarsa karizmaları dağılabilir.

        Beyoğlu'nun arka sokaklarından, Cihangir'den veya Galata'dan bir çifte mikrofon uzatıyor İlksen Başarır. "Başka Dilde Aşk"ın (2009) coğrafyasını yeniden ziyaret ediyor. Bunu yaparken görüntü yönetmeni Emre Tanyıldız'dan da çok rahatsız etmeyen el-omuz kamerası istiyor. Genelde teleobjektifle Nehir ile Ozan'ın diyaloglarına konsantre oluyor. Orta-yakın arası planlar öne çıksa da bir sükunet var. Ne söylendiğine dikkat kesilmemiz isteniyor.

        KARAKTERLER DİYALOG BECERİSİYLE SAMİMİYET DEPOLUYOR

        "Başka Dilde Aşk"ta olduğu gibi Başarır-Fırat ikilisinin ilişki gözlemleri ve diyalogları çok iyi. Orada sağır-dilsiz erkek ile dünyanın en sesli yerinde çalışan kızın ilişkisinden, romantik-komediye yatkın bir ton çıkarılmıştı. Burada ise aslında aşina olduğumuz seks arkadaşlığı mevzusuyla yüzleşiyoruz. Mekanı da düşününce bu noktada "Ara"nın (2008) yamacında alıyoruz soluğu. Sanki "İki Sevgili"nin ("John and Mary", 1969) tek gecede Mia Farrow-Dustin Hoffman ikilisine yaşattığı, etik tartışmalara yol açan 'yasak ilişki', klasik bir örgüye transfer ediliyor. Günümüz Amerikan sinemasında stüdyolarda alışkanlık yaratan kullanımıyla karşımıza çıkarılıyor. Zamanla aşka evriliyor.

        Bir ana akım sinema örneğinin içindeki bağımsız ruh, yani günümüzün Hollywood'undaki orta damar canlanıyor. Başarır, kurgucudan çok akıcı bir tempo istemiyor. Arada montaj sekanslar devreye giriyor. Filme ilham veren masalsı şarkı ismi, aşkı solgun renklerden beslenirken stop-motion animasyonu andıran, video-artımsı parçalarla donatıyor. Bisiklete yerleştirilen kamera bile bir yönetmen gözü getiriyor. Hikaye kurgusuyla oynanmıyor, zamansal atlamalar sadece 'beraber mi yaşıyorlar, ayrı mı?' gibi soruları sormak için saklı yapılıyor.

        ARTIK HER ŞEY CİNSELLİKLE BAŞLIYOR

        Nehir de Ozan da yaşadıkları şeyin farkındalar. Genelde erkek, kadını 'seks arkadaşı' olarak kabul eder ve bunu itiraf eder. Ama bu sefer Nehir farkını gösterip bu cümleyi kendi söylüyor. Bu olağandışı başlangıç, seks odaklı günümüz ilişkilerinin bir panoramasını çıkarıyor karşımıza. Kadın ile erkeğin orgazm saniyesine uzanan gözlemler, zeki diyalogları taçlandırıyor.

        Elbette "Bir Varmış Bir Yokmuş", felsefe kitabı yazmıyor, dünyayı kurtarmıyor, aman aman dersler vermiyor. Sadece günümüz aşklarında Hollywood'da da öne çıktığı üzere seks arkadaşlığının, tutkunun, yatak kimyasının önemine dikkat çekiyor. Melisa Sözen'in ilk kez bu kadar cüretkar sahnelerde oynaması onu aşk filmlerinde bir yere getirebilir.

        FEMİNİST BİR AŞK FİLMİ

        Film, etraftaki kendi içinde tutarlı duran, samimi ama ufak zaaflara sahip yerli aşk filmlerinden birine dönüşüyor. Popüler sinema örnekleri arasında belli bir kaliteye ulaşıyor. Rock yıldızı açılımıyla "Bu İşte Bir Yalnızlık Var"ın (2013) üzerine yerleşmekte sıkıntı çekmiyor. "Bir Varmış Bir Yokmuş", bizde ele alınınca sakil duran 'seks arkadaşlığı'na sahici bakışıyla hatırlanacak.

        Ama geçmişten gelen olayın finalle bağını kurma zafiyeti bir yana, yama gibi duran yan karakterlerle ilişkinin inandırıcılığını zedelemesi de gözden kaçmıyor. Başarır "Erkek Tarafı: Testosteron" (2013) faciasının bir tesadüf olduğunu, feminist bir aşk filmiyle daha kanıtlıyor. "Başka Dilde Aşk"ın seviyesini büyük oranda yakalama şansına erişiyor.

        FİLMİN NOTU: 5.2

        Künye:

        Bir Varmış Bir Yokmuş

        Yönetmen: İlksen Başarır

        Oyuncular: Mert Fırat, Melisa Sözen, Hare Sürel, Mustafa Uzunyılmaz, Derya Durmaz

        Süre: 100 dk.

        Yapım yılı: 2015

        'ROBOCOP', 'YASAK BÖLGE 9'LA BULUŞUYOR

        "Yasak Bölge 9" ve "Elysium" ile türe bambaşka bir tat katan Neill Blomkamp'tan bir bilimkurgu oyuncağı... Droid teknolojisinin üzerine giden "Chappie", konuşan bir robot polisin maceralarına odaklanırken "Robocop"un iyimser versiyonu gibi duruyor. Güney Afrika'nın sokak kültürünü, yöresel komediyle, Hollywood usulü çatışma ve aksiyon sahneleriyle donatıp uç zevklerden beslenen bir tür harmanına dönüşüyor.

        'Transformers' sonrası robot teknolojisiyle ilgilenen filmler arttı. Ancak bunların genelde 'aile filmi' olma çabasını gördük. Bu bağlamda "Çelik Yumruklar" ("Real Steel", 2011) gibi adını bile anmak istemeyeceğimiz 'tekno-çöplük'e yol açan eserler üredi. Nasıl "E.T." ("E.T.: The Extraterrestrial", 1982) sonrası 'dostane uzaylı' furyası başladıysa, Spielberg-Bay ikilisinin Hasbro'dan çıkardığı blockbuster kıyafeti de bu duruma yol açtı.

        EFEKT TEKNOLOJİSİNDEN BESLENEN BİLİMKURGU OYUNCAĞI

        Güney Afrikalı Neill Blomkamp ise kafası farklı işleyen bir yönetmen. Her zaman görsel efektlerle, farklı teknolojilerle ilgilenmeyi seviyor. James Cameron ve Peter Jackson'ın sinemaya yaklaşımını akla getiriyor. Ama B sınıfı öğelerle ilişkisini kullanırken ilk filmindeki el-omuz kamerası odaklı, röportajları araya sokan sahte belgesel algısını ikinci filminde terk etmişti. Orada da tepeden tırnağa incelemesi keyif veren özgün bir 'bilimkurgu oyuncağı' canlanmıştı. Yönetmenlik daha öne çıkmıştı. Teknolojik atılım unutulmadan uzay boşluğunun "Hayal Şehir"i ("Logan's Run", 1976) yaratılmıştı.

        "Chappie"de (2015) yönetmen, çok sevdiği otoriter, faşist rejim portrelerinden birine daha açılıyor. Bu kez "Elysium"da (2013) droid teknolojisiyle üretilirken sanal gerçeklikten destek alan insan-robot kırması Max'in (Matt Damon) bir benzerine imza atıyor. Adeta "Robocop"taki (1987) tanıma bambaşka bir kıyafet giydiriyor.

        HİP-HOP GRUBUNDAN YÖRESEL GANGSTERLER

        Polisiye-aksiyon damarlı o eserde Verhoeven, TV estetiğini de reklamlar aralarıyla devreye sokmuştu. Reagan döneminin durgunluğu renk paletine ve tempoya tesir etmişti. Burada ise yönetmen neşeli duruyor. "Yasak Bölge 9"daki ("District 9", 2009) kenar mahalle kültürünü devreye sokuyor. Güney Afrika hip-hop grubu Die Antwoord'un katkısıyla yöresel bir gangster/suçlu ekibi canlanıyor. Özellikle Watkin Tudor Jones çok eğlenceli...

        Böylece Johannesburg'un arka sokaklarından "Tsotsi"vari (2005) bir yöresel gangsterlik akıyor. Buna ise kültürel bir komedi damarı, belki ocker komedi eğilimi enjekte ediliyor. Yönetmen gerçeklik duygusunu "Yasak Bölge 9"daki kadar abartmıyor. 2.35:1'de daha profesyonel duruyor. Aksiyonu, çatışma sahnelerini iyi çekip işini yapıyor.

        "ROBOCOP", "YASAK BÖLGE 9" VE "SHORT CIRCUIT"

        Droid teknolojisine olan ilgi Sharlto Copley'nin imalı sesine bel bağlıyor. Onun katkısıyla canlanan robotlar timinin de aslında bir mücadeleyi, sisteme karşı olağan savaşa yöneldiği kesin. 'Chappie'nin formülü, konuşan robotun internetteki tarifini değiştiriyor. Yapay zeka yaratan Dev Patel'in işlevi bir yana, Hugh Jackman'ın arka planda kalması başlı başına bir sistem karşıtlığı getiriyor. Yönetmenin ülkesi Güney Afrika'da geçen bir projeyi Hollywood'a kabul ettirmesi de 'serbestlik' adına önemli bir adım gibi...

        "Chappie", bütün 'robot teknolojisiyle uğraşan bilimkurgu filmleri'yle akraba. Görünüşte "Short Circuit"in (1986) sevecen, dostane ve akıllı robot tanımını akla getiriyor. Ama "Robocop" ile "Yasak Bölge 9"u birleştirme derdinde... Siyasi söylem çok öne çıkmıyor bu kez. Robot tasarımının işçiliği "Robocop" kadar devrimci değil. Bir "Elysium" olmasa da bilimkurgu ile haşır neşir Blomkamp imzalı keyifli ve oyuncaklı bir seyirlik canlanıyor.

        FİLMİN NOTU: 6.5

        Künye:

        Chappie

        Yönetmen: Neill Blomkamp

        Oyuncular: Sharlto Copley, Hugh Jackman, Dev Patel, Sigourney Weaver, Watkin Tudor Jones

        Süre: 120 dk.

        Yapım yılı: 2015

        ARKADAN BIÇAKLANAN KADIN RESSAM BİYOGRAFİSİ

        Tarihte kocasının dolandırdığı bir kadın ressam olarak bilinen Margaret Keane, özgün tablolarıyla dikkat çekmiş bir isim. Klasik biyografi "Büyük Gözler", onun feminist okumalara açık yükseliş dönemine, Bruno Delbonnel'in sinematografik detaycılığıyla bir estetik arıyor. Ama "Büyük Balık" ("Big Fish") gibi mucizevi kurmaca/masalsı biyografik filmler üretmesi gereken Tim Burton'ın en sıradan işlerinden birine dönüşmekten kurtulamıyor.

        Kocaman gözler üzerine kurulu dışavurumcu resim tarzıyla dikkat çeken Margaret Keane'in 1950'ler ile 1960'lardaki yükseliş dönemine bakış... Tim Burton, "Ed Wood" (1994) gibi siyah-beyazda göndermeleri, iğnelemeleri ve görsel yaratıcılığıyla dikkat çeken eli yüzü düzgün bir biyografik filme imza atabiliyor mu bu kez? Buna net bir cevap vermek zor. Zira oradaki B sınıfı ve çöp (trash) üretimine coşkuyla bağlanma, burada olgun benlikte canlanan bir çeşit ruhsuzluğa transfer oluyor. Bu şablonda saf ve geleneksel durmak, "Büyük Balık" ("Big Fish", 2003) gibi kurmaca/masalsı öğelerle süslü, öncü bir başyapıta imza atmayı engelliyor. Yönetmen, işi Bruno Delbonnel'e emanet edip geri çekiliyor.

        ALANINDA MODERN ÖRNEKLERİN YANINDA NASIL?

        Bu sayede sanki ayrıksı resimlere benzeyen kadrajlar, 'öne çıkan insan kafaları' odaklı bir estetiğin malzemesi oluyor. Genelde arka ışığın, fırça darbesi görevi üstlenip karanlıkta veya başka şekillerde içeri girdiği görülebiliyor. Işığa doymamış renk paleti ise dışavurumcu tarzı destekliyor. Geleneksel dönemsel dokunun yerini pastel renklere odaklı bir suluboya eylemine bıraktığı söylenebilir.

        1.85:1'de çekilip tuvale uydurulan "Büyük Gözler" bu konuda becerikli bir iş. Keane'in içsel dünyasını anlatan imalı bir estetik de kuruyor. Aynen Dick Pope'un resim tablolarının rengini ince ince işlediği dış mekan sahnelerinde yükselen "Bay Turner" ("Mr. Turner", 2014) gibi...

        Ama "Andrey Rublev" ("Andrey Rublyov", 1966), "Pirosmani" (1969), "Caravaggio" (1986), "Frida" (2002), "Gece Bekçisi" ("Nightwatching", 2008) gibi başarılı ressam biyografilerinin seviyesine ulaşamıyor. Deneyimsiz kurgucu bu anları tek boyutlu bir akışa mahkum bırakıyor. Margaret Keane'in erkek hegemonyasına, kocasının dalaverelerine karşı gelmesi, nedendir bilinmez ama çok etkili durmuyor.

        WALTZ OLMAMIŞ

        Amy Adams'ın saç uzunluğu sürekli değişiyor. Sarı peruk işlevsel duruyor. Burton, onu mesleki kimliğe uygun 'hırpani bir ressam' kılığına sokuyor. Oyuncu "Düzenbaz"daki ("American Hustle", 2014) kadar olmasa da üst düzey bir performans sergiliyor. Waltz ise sanki yamama duruyor, rolüne girememiş 2000'lerde kalmış izlenimi bırakıyor. Sahtekar tip bize tesir etmiyor.

        Burton'ı dışavurumcu karelerle de bildiğimizden onun adına böyle bir biyografik filme itiraz edemeyiz. Ama kimliğini oluşturan 'masalsı' ve 'mitolojik' taraflarını bir çırpıda devre dışı bırakmak başlı başına bir özgünlüğü reddetme anlamına geliyor. Teknik ekipte de sıkıntılı tercihler, memurlar var. Delbonnel ve biraz Elfman öne çıkıyor. Scott Alexander-Larry Karaszewski senarist ikilisi ise Ed Wood'da ince detaylarla net bir ötekiyi yansıtma becerisini burada tekrarlayamıyor.

        'FRIDA'NIN ALTINDA

        Kadın karakteri merkeze almak bir 'ezber' sorunu getiriyor. Dramatik yapıdaki gelenekçilik, teleobjektiflere ve normal objektiflere alan açıyor. Ama bunu yaparken TV omurgasıyla yakın temas, boyutsuzluk devreye giriyor. Mahkeme sahnesi gibi bölümlerin iyi kurulamadığı çok açık...

        Burton'ın filmi bu alandaki vasat yapıtların bir tık üstünde... Ama Julie Taymor imzalı, resim estetiğiyle parmak ısırtan kadın ressam biyografisi "Frida"nın altında kalıyor. "Büyük Gözler"in, yönetmenin filmografisinde ısmarlama başarısızlık abidesi "Pee Wee'nin Büyük Macerası"ndan ("Pee Wee's Big Adventure", 1985) sonra akla gelecek birkaç sıradan film (bkz. "Maymunlar Cehennemi", "Karanlık Gölgeler") ile bir arada anılacağı söylenebilir.

        FİLMİN NOTU: 5.4

        Künye:

        Büyük Gözler (Big Eyes)

        Yönetmen: Tim Burton

        Oyuncular: Amy Adams, Christoph Waltz, Danny Huston, Jason Schwartzman, Krysten Ritter

        Süre: 106 dk.

        Yapım yılı: 2014

        'ÇİZGİ ÖTESİ'NE 'ŞEYTAN ÇARPMASI' AMBALAJI

        "Lazarus Etkisi", "Kelebek Etkisi" kadar tutmayabilir belki. Ama "Çizgi Ötesi"nin öldükten sonra dirilme deneyimiyle ilgili vaatlerini, 'içine bir şey giren karakter' motifiyle yeniden şekillendiriyor. Görsel açıdan sıkıntılı ve ucuz dursa da, iki başrol oyuncusunun profesyonelliği ve korku kalıplarıyla oynama esnekliğiyle anılacak bir B-tipi filme dönüşüyor.

        Bir grup bilim adamının ölüleri geri getirmek için bulduğu 'formül' tutarsa ne olur? Aslında "Lazarus Etkisi" ("The Lazarus Effect", 2014) iddialı isminden başlayarak böyle bir eylemin üzerine gidiyor. Bilimsel deney filmi ya da yaratıcı-yaratılan ilişkisi şablonunun omurgasında 'içine şeytan girme filmi' ('demonic possession film') alt-alt türüne doğru yol alıyor. Ama araştırmacı karakterlerin zihnini oyun alanına çevirmeyi de ihmal etmiyor.

        'ÇİZGİ ÖTESİ'NİN KARDEŞİ Mİ?

        Sanki Luke Dawson-Jeremy Slater senarist ikilisinin hedefi, Lions Gate'in katkısıyla B-tipi bir işe imza atmak. Genelde laboratuvarın içinde ve çevresinde geçen eserde seyir süreci böyle planlanıyor. Sinemada haddini bilmek iyi bir şey... Açıkçası Roger Corman'ın "The Premature Burial"ı (1962) ile uzak bir akrabalık beliriyor. Orada tabutla gömülen adamın bir anda canlanması 'zombi filmi'ne alan açmıştı.

        Ama "Çizgi Ötesi"nde ("Flatliners", 1990) Peter Filardi'nin senaryosundan kendilerini diriltirken 'ölümün yamacında heyecan verici deneyimler' yaşamaya başlayan dört kişi çıkmıştı karşımıza. Bu uçarı deney aslında hem 'öldü mü, yaşıyor mu?' korkusunu ateşlemesi, hem formül olarak özgün bir şey yaratması, hem de yaşam-ölüm arasında kalmanın üzerine gitmesiyle sevilmiş, hayranlar yaratmıştı.

        TÜRSEL OKUMALARIYLA OYALIYOR

        Burada da Olivia Wilde-Mark Duplass çiftinin öncelikle bir köpeğe uygulayıp "Cujo"ya (1983) referans verdikleri 'hayata döndürme deneyi' canlanıyor. Film zamanla kapalı alana, bilinçaltına sıkışıyor, karamsarlaşıyor. Geçmişte olan olay, ölüp geri gelen Zoe'yu gözlerinden makyaj değişimine kadar tedirgin edici kılıyor. Ama yönetmen ve görüntü yönetmeni bu noktada filme destek veremiyor. 2.35:1'i iyi kullanamıyor. Bizi ayağa kaldıran "Lazarus Etkisi"nin tür sinemasındaki melez yeri oluyor.

        Bilimsel deney filmi şablonunu, içine şeytan girme filminin yaşayış tarzıyla yenileme çabası, bir bakıma "Şeytan"ı ("The Exorcist", 1973) laboratuvara taşıma eylemine alan açıyor. Ama net bir şeytandan söz edilmiyor, kabusların adı konmuyor. "Lazarus Etkisi" süresinin kısalığıyla korku sinemasının incelenesi dehlizlerinde 'türsel analiz'e yatkın bir yolculuk vaat ediyor.

        FİLMİN NOTU: 3.9

        Künye:

        Lazarus Etkisi (The Lazarus Effect)

        Yönetmen: David Gelb

        Oyuncular: Olivia Wilde, Mark Duplass, Sarah Bolger, Evan Peters, Donald Glover

        Süre: 83 dk.

        Yapım yılı: 2014

        ESKİ DÜNYALARIN FİLMİ

        "Mar" ile özündeki Yılmaz Güney sevgisini ispatlayan Caner Erzincan ikinci eserinde kendini inkar eden bir işle çıkageliyor. "Yeni Dünya", kelimenin tam anlamıyla 'eski dünyalar'ın, Yeşilçam günlerinin filmi. Görünce yürekleri sızlatacak iddialı öğeleri üst üste bindirerek, dramatik yapısız ve işlenmemiş çamur gibi renklerle bir yere gelmeye çalışıyor. Sonuç Erkan Petekkaya eşliğinde bir TV ekranı seyirliği...

        Down sendromlu çocuk, tecavüz, göç sorunu derken bütün acıklı meseleleri boca edip her şeyi çözdüğünü zanneden bir eser... "Yeni Dünya"yı, Terrence Malick ve Alain Corneau'nun aynı isimli filmleriyle karıştırırsanız hata yaparsınız. Zira burada Yeşilçam melodramlarına mı, yoksa TV dizilerine de yeltendiği belli olmayan boyutsuz bir iş var.

        ERKAN PETEKKAYA TV YÜZÜ OLARAK UYUMLU

        Caner Erzincan, "Mar" (2012) ile Yılmaz Güney'in izini süren bir yönetmenlik kimliği sunmuştu. Ancak oradaki görüntü yönetmenini, İlker Berke'yi değiştirmesi, Muratcan Gökçe gibi ilk uzun metrajında çalışan bir isimle bir araya gelmesi tuhaf sonuçlara yol açmış. Sabit kameranın alt ve üst açı kullanımına göre balıkgözüne yakın geniş açı objektiflere de alan açan tercihleri var.

        Ancak bazı yerlerde kameranın sallanması konsantrasyonu dağıtmakla kalmayıp, film gramerinin ana kurallarını da bozuyor. Bunu bıraktık ağlatmak için koşullanan çiğ müziğe sanki renkleri hiç işlenmemiş görüntüler ve araya girip destek verirken her şeyi darmadağın eden bir amatör kurgu da ekleniyor. Erkan Petekkaya'nın TV dizisi yüzü her şeyin tuzu biberi oluyor sanki.

        Şükran Ovalı'nın tertemiz kıyafetleri de hiç inandırıcı değil. Zaten tecavüz sahnesinden bahsetmiyoruz bile. Bütün sömürü öğelerini üst üste bindirirken, dramatik yapının temelini unutan "Yeni Dünya", 'eski dünya'ların filmi. Küçük Emrah'ın "Gelmeyen Bahar"ının (2013) sinemasal zayıflığını akla getiriyor.

        FİLMİN NOTU: 2.2

        Künye:

        Yeni Dünya

        Yönetmen: Caner Erzincan

        Oyuncular: Erkan Petekkaya, Şükran Ovalı, Cenan Çamyurdu, Volga Sorgu

        Süre: 95 dk.

        Yapım Yılı: 2014

        TUTUŞMAYA AÇIK HAYATLAR

        Şiddete meyilli, kontrolden çıkmış sıradan insanların dünyalarını önümüze seren "Asabiyim Ben", Arjantin halkının tutuşmaya açık hayatlarından bir çeşitleme sunuyor. Damián Szifrón altı hikayede insan ilişkilerine bakarken, aşırılığın dozunu kaçırma serbestliğini gösteriyor. Film, Oscar'lı besteci Gustavo Santaolalla, deneyimli oyuncu kadrosu ve antolojik filme farklı yaklaşımı ile anılacak.

        Almodóvar'ın yapımcılığında olması yanıltmasın. Eşcinsel sinemanın camp (bilinçli bayağılık estetiği) estetiği öne çıkaran ustası, daha önce Álex de la Iglesia, Guillermo Del Toro, Sarah Polley ve Lucrecia Martel'e de destek verdi. Yani kendisi, seks komedisi ile melodram arasındaki çizgide perdeye taşıdıklarını yansıtan veya güncelleyen işleri desteklemiyor. Aksine vizyon sahibi yaratıcıları ve Latin sinemasından çıkan çarpıcı çalışmaları uluslararası arenaya lanse etmeye çalışıyor.

        FİTİLİ ATEŞLEMEK YÖNETMENE DÜŞÜYOR

        Szifrón üçüncü uzun metrajında Martel'in mi yoksa Trapero'nun mu cesaretiyle bir şeyler yapıyor bilinmez. Ama altı kısa hikayede, 120 dakikada Arjantin'den tutuşmaya açık hayatlara bakıyor. Arabalarda, uçaklarda, evlilik törenlerinde karşımıza çıkan ve çatışan tiplemeler 'kara komedi'ye de meyilli.

        Şiddetin dozu beklenmedik anlarda yükselince filmin fitilini ateşlemek, her hikayeden bir kıvılcım çakmak da yönetmene düşüyor. Oscar'lı besteci Gustavo Santaolalla'nın ritmi her yönüyle müthiş idare etmesi iz bırakıyor. Sbaraglia'dan Darin'e uzanan oyuncu kadrosu da es vermiyor.

        MİZAH VE ŞİDDETİN AYARI ORİJİNAL Mİ?

        "Asabiyim Ben" ("Relatos Salvajes", 2014), kesişen hayatlar meselesini 'antolojik film'e malzeme ederek Max Ophüls'ün bu konuda yaptıklarını (bkz. "Le Plaisir", "La Ronde") akla getiriyor. Bu şablonda 'tek yönetmen'li işlerle bağ kuruyor.

        Ama bazen mizahın dozunu kaçırıyor: Bir anda soyunan adamların nasıl bir anlamı var? Böylesi bir ruh halinde ne işe yarıyorlar? Hasılat rakamını yükseltme peşinde bir komedi anlayışına mı hizmet ediyorlar? Tartışılır. Öte yandan her hikayenin arkasında hatırlanacak bir parlak fikir olduğu da şüpheli... Her şeye rağmen bir modelden farklı bir dil yakalama arzusu takdire şayan. Görüntü yönetimi ve kurgunun idare etmesiyle besteler çekici arka planı işlevsel kılıyor. Şiddetin ayarı ise sanki birçok kara komedinin altında, delirmeyi fitilleme dışında işe yaramıyor gibi.

        FİLMİN NOTU: 5.5

        Künye:

        Asabiyim Ben (Relatos Salvajes)

        Yönetmen: Damián Szifrón

        Oyuncular: Leonardo Sbaraglia, Ricardo Darin, Dario Grandinetti, María Marull, Erica Rivas

        Süre: 122 dk.

        Yapım Yılı: 2014

        SANAT FİLMİ MEMURU HAVANA'DAN BİLDİRİYOR

        2000'lerin en çok şişirilen yönetmenlerinden, Altın Palmiye'li Laurent Cantet, bir kez daha kurgucusu Robin Campillo'nun yönettiği yapıtların altında kalan bir işe imza atıyor. "Havana'ya Dönüş", sadece konuşmalardan inşa edilip yalapşap kurgulanmış, gevezelikte sınır tanımayan teatral bir sanat filmi. Yedi ürünlü Cantet filmografisinin en üst iki sırasına yerleşen "İş Yok Zaman Çok" ve "Güneye Doğru"yla baş edebilecek yetkinliği gösteremiyor.

        1997'de "Les Sanguinaires" ile sinemaya girdi Laurent Cantet. Kısa sürede Pierre Milon'un sinematografisi ve Robin Campillo'nun kurgusu ile klasik Fransız sanat sineması damarının safkan isimlerinden birine dönüştü. Bu artık kabak tadı veren geleneğin ucunu 70'lerden sonra bu alanda işi seri üretime bağlayan, ağır tempo sarhoşluğuna kapılan yönetmenlere kadar götürebiliriz. Siz deyin Bertrand Tavernier, biz diyelim Claude Miller...

        HEDEF TOPLULUĞUN FİLMİNİ YAPMAK

        1980'ler Haiti'si, 1950'ler Kanada'sı veya günümüz Fransa'sı fark etmeksizin onun esas hedefi bir topluluğun filmini yapmak oldu genelde. Ele aldığı karakterler, çoğunlukla sabit açıyla gözlemlendi. Orta planlar öne çıktı. Baskın diyalog ve gerçekçilik anlayışı sanki De Sica ile Rohmer'i bir araya getirmiş gibiydi. Esas omurga ise fazlasıyla Fransız idi, hem de en sıkıcı olanından...

        Göçebe bir insan kaynakları yöneticisini anlatan "İnsan Kaynakları"nda ("Resources Humaines", 1999) 30 sene sonra babasının çalıştığı fabrikaya gelen bir adamdır konu. Ama esas hedef orada çalışan işçileri gözlemlemektir. Açı-karşı açı tekniği ile karşımıza çıkarılan Franck bir piyondur. "Sınıf"ta ("Entre les Murs", 2008) öğretmen François Marin'in gözünden bir öğretmen-öğrenci ilişkisi akar. Paris'in ırkçı mahallesi üzerinden 'alegorik' bir yorum yapmaktır amaç...

        SORUNSUZ FİLMLERİ VAR

        Zaman, mekan farkı önemli değildir onun için. Belki "İş Yok Zaman Çok" ("L'Emploi du Temps", 2001) ve "Güneye Doğru" ("Vers le Sud", 2005) haricinde kamerasını 'belgeselci' bir eğilimle kullanır Cantet. Zaten sanat filmi memurluğu yapmasının da sebebi budur. Bence tek bir bireye odaklandığında, haleti ruhiyeyle sabit kamerayı birleştirdiğinde, bir Charlotte Rampling bir Aurelien Recoing bulduğunda eli yüzü düzgün işlere imza atabiliyor.

        "Havana'ya Dönüş"te ("Retour à Ithaque", 2014) ise Madrid'deki sürgünden Havana'ya dönen Amadeo ile dört arkadaşının sonu gelmeyen muhabbetine odaklanıyor. Arka planına Havana'yı alan eser, sinema özürlü 'spesifik bir zaman dilimine sıkışan diyalogdan ibaret film' şablonuna bağlı kalıyor. Kameraya alınmış tiyatro izlenimi bırakan "Sınıf"ın modelini akla getiriyor. En iyimser yorumla 'vasat' denebilecek geveze sanat filmi 95 dakika olduğuna şükrettiğimiz bir sakillikle yüzleşiyor.

        SİNEMA YÜZEYİNDE DEĞERSİZ

        Cantet, bir kez daha kurgucusu Robin Campillo'nun altında bir iş çıkarıyor. Onun "Geri Döndüler" ("Les Revenants", 2004) ve "Doğulu Çocuklar" ("Eastern Boys", 2013) ile zombi filmi ve eşcinsel ilişki filmine 'minimalist' sıfatını ekleme becerisini unutmak kolay değil. Zeki hamlelerle ve katmanlı senaryolarla sıkıcı Fransız sinemasının kalıplarını yıkmak Campillo'nun yönetmenliğinde gayet tutarlı durabiliyor.

        Öte yandan yönetmenin diyaloğa yüklenme hamlesi, fazlasıyla özenti ve aceleci duruyor. Bu da birbirini kucaklayarak ve ağlayarak izlenecek filmin, politik ve felsefi arka planını sinema yüzeyinde değersiz kılıyor. Cantet, Havana ya da Küba Belediyesi için aynen bir önceki yapıtında Kanada için yaptığı gibi, ısmarlama bir sanat filmi çekmiş sanki. Toplama ekip samimiyeti baltalıyor.

        FİLMİN NOTU: 3.1

        Künye:

        Havana'ya Dönüş (Retour à Ithaque)

        Yönetmen: Laurent Cantet

        Oyuncular: Isabel Santos, Jorge Perugorria, Fernando Hechevarria, Néstor Jiménez

        Süre: 95 dk.

        Yapım yılı: 2014

        ÇEKMECELER'İ GEÇEN HAFTA YAZMIŞTIM

        Gerçek bir kişiden esintiler barındıran cüretkar, travmatik ve çarpıcı bir manken hikayesi... "Çekmeceler", 'epizodik' anlatı konusundaki yaratıcı fikirle, renk filtrelerini kullanma özeniyle ve cinsellik oranını ayarlama becerisiyle dikkat çekiyor. Almodóvar etkili hikaye anlatıcısı bir yönetmen ikilisini sinemamıza armağan etme konusunda umut ışığı yakıyor. Ülkemizde ataerkil düzene bağlı kalan baba-kız ilişkisinde ise 'kadın kimliği' adına psikolojik açıdan yıkıcı bir noktaya uzanıyor.

        Bu haftanın "Chappie" ile birlikte en kayda değer filmi "Çekmeceler"i iki hafta önce !f İstanbul'daki dünya prömiyerinde izleyip yazmıştım:

        FİLMİN NOTU: 6

        Künye:

        Çekmeceler

        Yönetmen: Caner Alper, Mehmet Binay

        Oyuncular: Ece Dizdar, Taner Birsel, Tilbe Saran, Nilüfer Açıkalın, Seyhan Arman, Kerem Can, Tuğrul Tülek

        Süre: 120 dk.

        Yapım yılı: 2014

        KEREM AKÇA'NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

        8 Saniye: 4

        Ali Kundilli: 1.6

        Arayış (The Search): 3

        Aşk Sana Benzer: 3.2

        Bana Masal Anlatma: 2.3

        Bay Turner (Mr. Turner): 5.2

        Beni Sen Anlat: 1.9

        Benim Komşum Bir Melek (St. Vincent): 4.5

        Bir Gece: 3.5

        Birdman: 5.9

        Boyun Eğmez (Unbroken): 3.5

        Çılgın Dersane 4: Ada: 1.3

        Deliha: 2.2

        Fatih'in Fedaisi Kara Murat: 1.3

        Foxcatcher Takımı (Foxcatcher): 6.3

        Grinin Elli Tonu (Fifty Shades of Grey): 5.7

        Hacker (Blackhat): 4.4

        Hayatın Kendisi (Life Itself): 6.5

        Her Şeyin Teorisi (The Theory of Everything): 3.9

        İçimdeki Ses: 3.3

        Jüpiter Yükseliyor (Jupiter Ascending): 4

        Keskin Nişancı (American Sniper): 3.5

        Köstebekgiller: Perili Orman: 1.9

        Leviathan (Leviafan): 6.5

        Manda Yuvası: 2.7

        Mommy: 7.5

        Mucize: 5.6

        Netekim Karakolu: 1

        Özgürlük Yürüyüşü (Selma): 4.2

        Seni Seviyorum Rio: 4

        Sihirli Orman (Into the Woods): 6.5

        SüngerBob Kare Pantolon: 3.2

        The Imitation Game: 5.3

        Timbuktu: 3.9

        Turist (Force Majeure): 7.3

        Unutma Beni (Still Alice): 5.2

        Yedinci Oğul (Seventh Son): 3.5

        Whiplash: 4.9

        Yaban (Wild): 5.3

        Yapışık Kardeşler: 1.5

        Yav He He: 0.6

        Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ