'Annemin işten gelmesini bekleyip oyunlar yarattım'
'Aşk Oyunu' filmiyle adından sıkça bahsettiren Pınar Göktaş "Oyunculuk yapsam da, bir tarafım utangaç ve içe dönük. Bir şeyler yazmak kendimi özgür hissetmemi sağlıyor" diyor
RÖPORTAJ / Müge BAYRAMOĞLU
YAPTIĞI işlerle adından söz ettirecek olan güzel oyuncu Pınar Göktaş’la yeni sinema filmi ve projeleriyle ilgili konuştuk. Genç nesilin umut verici olduğunu dile getiren Pınar Göktaş, hakkında merak edilenleri HT Magazin’e anlattı.
Yeni vizyona giren ‘Aşk Oyunu’ filminden biraz bahseder misin?
Bir romantik komedi filmi ‘Aşk Oyunu’. Hem futbola duyulan aşkı hem de sevgiliye duyulan aşkı barındırıyor. Cevat’ın futbol aşkıyla sevgilisi arasında kalmasıyla bütün dünyası altüst oluyor ve bir tercih yapması gerekiyor. Eda’nın hikâyeye dahil olmasıyla bambaşka bir hal alıyor. Beklenmedik sürprizlerle dolu bir hikâyeye dönüşüyor.
Sinema filmi senin için nasıl bir tecrübe?
Tabii ki çok özel bir şey. Hep birlikte ortaklaşa yapılan bir şey. Her şeyin önceden planlanmış bir hali var ama onun sonucunu hemen görmek çok güzel bir şey.
Cihan Sağlam’la kurduğunuz The Club’dan biraz bahseder misin?
Aslında çok taze bir oluşum ama hızlı yol aldık. 2011’de Cihan Sağlam’la birlikte kurduk. Elliye yakın oyuncuyla bir sürü proje gerçekleştirdik. Video performansları, fiziksel tiyatrolar gibi. Bu sene sinemayla ilgili bir şeyler yapmak istedik. Bu sezon ‘Kor’, ‘Köz’ ve ‘Kül’ adında üçleme kısa filmlerimiz olacak. Kor’u çektik. Los Angeles Türk Film Festivali’nde jüri özel ödülünü aldı. The Club ekibi olarak uzun metraj bir film yazıyoruz.
Daha önce de Semih Kaplanoğlu’nun buna benzer üçlemesi olmuştu. Esinlenme gibi bir durumunuz oldu sanırım...
Sinema birbiri içerisinde etkileşimi olan bir sanat dalı. Tabii ki de olmuş olabilir. Özellikle bağımsız sinemayı yakından takip etmeye çalışıyorum.
‘TEK VE YALNIZ BIR ÇOCUKTUM’
Oyunculuğa nasıl heves sardın?
Tek çocuktum ve yalnız bir çocuktum. Annemin işten gelmesini bekleyip kendine oyunlar yaratan bir çocukluğum oldu. Bütün bunların farkına varan annem, beni Samsun Belediye Konservatuvarı’na gönderdi. Judoya ve klasik gitar kursuna gittim ama annem tiyatroyla bir nokta atışı yaptığını çok sonradan keşfetti. Annem beni hâlâ tanıtırken en başta mühendislik geçmişimi insanlara ayrıntı olarak geçer. Samsun’da tanıştıktan sonra İstanbul’da tiyatro okuma kararı aldım. Tabii bunu gizli aldım. Bir bomba etkisi yaratmamak için ilk önce İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Jeodezi Fotogrametri Mühendisliği okudum. Bittikten sonra da tiyatro yüksek lisansı yaptım. Reklamla başladım ve sonra da devam ettim.
İnternet için hazırladığınız projeler de var biraz onlardan bahsedebilir misin?
Ben hep bir şeyler yazma halindeyim. Beni bu durum çok heyecanlandırıyor. İnternet projemizin adı da ‘101A’. Üç kızın şehre, ilişkilere, karşı cinse, okula alışma gibi bütün o ilişkilerin 101A’sını ele alan bir proje. Sanırım yaza doğru bu projeyi hayata geçireceğiz.
Bunların hepsini bir grup arkadaşınızla gerçekleştiriyorsunuz. Başarı bir prodüksiyon ortaya çıkarmak çok zor değil mi?
Bizde biraz cahil cesareti var sanırım. Biz başlarken bunları çok hesaplamadık. Sonuçta çıkan tablo bizi mutlu etti. Bir devlet desteği olmadan çok zor oluyor. Her zaman ucuz mekân bulamıyor ya da salonu tıka basa dolduramadığınız oluyor. Özel tiyatroda bu nedenlerden dolayı biletler biraz daha pahalı oluyor tabii. Seyirci gelirken bir kez daha düşünmek zorunda kalıyor.
‘UMUT OLMAZSA ÖLÜRSÜN’
Genç isimler olarak birçok şeyi tek başınıza halletmeye çalışıyorsunuz. Peki gelecek kaygınız olduğu oluyor mu? Senin hâlâ umudun var mı?
Umut olmazsa ölürsün. Sanatla uğraşan insanlar olarak bunu yapmak zorundayız. En depresif en kötü halimizde bile bir şeyler üretmek zorundayız. Bu bizi zaman zaman besliyor. Umutsuzluğa kapıldığımız anlar mutlaka oluyor ama hâlâ yapacak çok şeyimiz var.
Devletten ödenek alamamanız ve daha birçok sorun... Gençler olarak nasıl altından kalkmayı planlıyorsunuz?
Şartlar çok iç açıcı görünmüyor. Devlet ödenekleri kesmiş durumda ve her şey çok daha zor. Bütün bunlara rağmen alternatif sahneler, özel tiyatrolar inanılmaz bir üretim halinde. Her akşam gidecek bir sürü güzel oyun var. Bu çok umut verici bir şey. Bütün bunlar olurken biz söylenmeyi çoktan bıraktık.
Yazdığın birkaç oyun ve senaryo var. Yazmak sana kendini nasıl hissettiriyor?
Ben ne kadar oyunculuk yapsam da, yaptığım işi çok sevsem de bir tarafım çok utangaç ve içe dönük. Yazdıklarım belki çok muhteşem şeyler değil ama yazmak her zaman kendimi daha da özgür hissetmemi sağlıyor. Binlerce insan okumasa da olur ama en azından yakın çevreme, tiyatro oyunuma gelen seyircilere göstermek, “Bakın böyle bir şey yazdım ne diyorsunuz?” demek bana kendimi daima güzel hissettiriyor. Çok başka bir bağ kurmamı sağlıyor.
Şu an yazdığın bir oyun var mı?
Oyun değil de bir senaryo var. Bir belgesel film projesi.