DÜNYADA, 2024 için ortak bir tanım bulunmaya çalışılsa sanırım bugünün de özelliğinden kaynaklanan şekilde “günün geceyi yenmeye başladığı yıl” tanımı getirilebilir…
Nasıl ki 21 Aralık’ta gece en uzun zamanını yaşayıp, 22 Aralık’tan sonra gün savaşını kazanırsa, her şeyin başladığı bu Orta Doğu için de aynı tanım getirilebilir…
Gök tanrıcı bu topraklarda akağacın altına konulan hediyelerle Ülgen artık güçlenmiş ve geceyi yenmeye başlamıştır…
Bunun devamı da gelecektir…
Aslında Saddam Hüseyin ile başladı, Zeynep Abidin bin-Ali ve Başar Esad ile de devam etti; devamının gelmesi de kaçınılmaz olacak…
Aslında onların gidişi, bölgeye hakim olan güçleri de yerlerin ediyor…
İKİ SÜPER GÜCÜN VEDASI
Bunun örneklerini son dönem görmek olası…
Bölgeye terörle mücadele etmek için geldiğini söyleyenler, terörün arkasındaki en büyük güç oldu…
Süper güçlerin bölgede ardında durduklarının kimlikleri de bunun en önemli kanıtı…
ABD, önce Irak, ardından Suriye sahasında kendi yarattıklarıyla mücadele etmek durumunda kaldı.
Rusya da farklı olmadı…
Suriye sahasını Orta Doğu’daki varlığını ve on yıllardır uğraştığı Akdeniz’e ulaşma stratejisinin temel direği haline getirdi.
Bugün ise ABD ve Rusya sahada var ettiklerini kurtarma çabasında…
Çünkü birinin desteklediği, diğerinin de her türlü fedakarlığı yaptığı, bugün Suriye’nin yönetiminde yer almıyor…
Her ikisi de elde ettiklerini koruyabildiği kadar korumak, en azından Orta Doğu ve Akdeniz’de basabilecekleri bir toprak parçası oluşturabilmek için “diplomatik dans” yapıyor.
RUSYA’NIN PRESTİJİ
Rusya bu dansın sonunda 2015’ten bu yana Şam’a askeri desteğini verip elde ettiği Hmeymim’deki hava üssü ile stratejik bir konuma sahip Tartus’ta kurduğu deniz üssünün devamını sağlamak istiyor.
Biliyor ki bu noktalar kendisi için de prestij noktaları...
Daha önemlisi bir ayağını da Libya’da kurduğu askeri üssüne lojistik destek sağlayabilecek en önemli silah depoları…
Buraları elinden kaybetmenin neye mal olacağını Kremlin de biliyor…
ABD’NİN YENİ YÖNETİMİ SURİYE’DE NE YAPACAK?
ABD açısından da durum farklı değil…
Seçilmiş Başkan Donald J. Trump, öteden beri yurt dışındaki güçlerini geri çekmek, kalması gerekiyorsa kimin korumasını yapıyorsa ondan karşılığını almak peşinde…
Her ne kadar topal ördek durumunda olan Biden yönetimi Suriye sahasındaki asker sayısını 2 bine çıkarmış olsa da Trump, ilk günden tavrını koydu, “kan ve kum” diye nitelediği Orta Doğu’dan çıkacağı mesajını verdi.
Bunlar olurken ABD yönetiminden iki diplomatın, düne kadar terörist olarak ilan edip başına 10 milyon Dolar ödül koyduğu Şam’a hakim olan muhalif lider Colani, gerçek adıyla Ahmed Hüseyin el-Şara ile görüştü ve ödülü kaldırdı.
Moskova da düne kadar “terörist” olarak andığı Hayat Tahrir el-Şam (HTŞ) örgütünden “muhalif grup” diye söz etmeye başladı.
Hatta her ikisi de HTŞ’ye birlikte çalışma temennisini iletti…
Görünen o ki iki süper güç de Suriye sahasında belirleyici etkide kalmak istemiyor; vekalet savaşçılarını sahayı teslim edip, Kıbrıs’taki İngiliz üssü gibi bir alanda varlığını sürdürmeyi hedefliyor.
Bunda da haksız değiller, çünkü Rusya, Libya’nın yanında Sudan ve Yemen ile sahra altı Afrika’ya da girme peşinde…
YENİ ÜS BÖLGESİ LİBYA MI OLUR?
ABD’nin hedefi de farklı değil…
Yapabilecekleri ise en azından bir süre daha kendileri açısından en önemli lojistik liman olarak gördükleri Suriye sahasındaki yerlerinde kalabilmek.
Şam’ı elinde tutanlar bir ay öncesine kadar her türlü bombayı tepelerinden yağdıran, örgütlerinin en önemli isimlerini ve liderlerini tek tek avlayan iki süper gücün kalmasını ne denli içselleştirir onu da zaman gösterecek…
Ancak şurası açık ki hem Rusya, hem de ABD bu bölgede varlığını tutmak için elinden geleni yapacak…
Ya da Project Sindicate’de önceki gün Galip Dalay’ın bölgeye ilişkin yazısında da işaret ettiği gibi, bu bölgedeki bir başka ülkede varlığını inşa etmek için uğraşacak…
Çünkü Rusya, Suriye ve Libya ile birlikte Mısır, Cezayir ve Irak’ta da bulunuyor.
AKDENİZ’DEKİ ROLÜ
Her ne kadar Irak hükümetinin aldığı kararla yabancı güçler çıkmış gibi görünse de etkisini sürdürüyor.
Dalay’ın da altını çizdiği gibi, bu durum Esad sonrası Rusya’nın bölgede çekim kutuplarından biri olma özelliğini kaybetmesine yol açar.
Moskova, 1972’de Mısır’da Sovyet askeri personelinin sınır dışı edilmesi, Afganistan’dan apar topar çıkmasına benzer bir süreçle yüz yüze kalabilir ki, bu da Putin’in iktidarı sürecinde topladığı bütün prestijlerini yerle yeksan eder…
Dalay’ın da vurguladığı gibi, “Putin muhtemelen şimdi Akdeniz'deki rolünü sürdürmek için Libya'daki Rusya varlığını daha da güçlendirmeye çalışacaktır...”
Bunlar beklentiler…
Diğerlerine gelince; süper olanlar giderken Suriye sahasında kalanlar ne olur, kim öne çıkar, hangi grup daha etkili hale gelir bu kadar tozun dumanın arasında onu kestirmek de zordur…