Yedinci ok kriteri
Yedinci başkan, "altı ok" zincirini kırmazsa "iktidar koşusu"nda zorlanabilir…
KÜRŞAD OĞUZ
Halkçı Kemal, sessiz güç Kemal, Gandi Kemal, devrimci Kemal… Sloganlar güzel, yakıştırmalar yerinde olabilir. Üstelik bunlar Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeni genel başkanı olduğu partinin 80 yıllık ilkelerine de uyuyor.
Ama CHP’yi Kılıçdaroğlu’nun tabiriyle “iktidar koşusu”nda destekleyecek yeni toplulukların bu altı oktan farklı, başka talepleri de olacaktır.
9 Eylül 1923’te “Halk Fırkası” adıyla kurulan, 1924’te “Cumhuriyet Halk Fırkası”, 1935’te “Cumhuriyet Halk Partisi” adını alan partinin Atatürk (1923 - 38), İsmet İnönü (1938 – 72), Bülent Ecevit (1972 – 80), Deniz Baykal (1992 - 95 birinci dönem, 1995 -99 ikinci dönem, 2000 – 2010 üçüncü dönem), Hikmet Çetin (Şubat – Eylül 1995) ve Altan Öymen’den (1999 – 2000) sonra genel başkanlık koltuğuna oturacak yedinci isim olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu talepleri iyi ölçüp biçmesi ve dikkate alması gerekecek.
Bu talepler, onun 2007 belediye başkanlığı seçimlerinde İstanbul’da CHP’ye oy patlaması yaşatmasını sağlayan, kurultay konuşmasında da sık sık yinelediği “işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk” vurgularından çok daha farklı da olabilir.
Kılıçdaroğlu’nun konuşmasındaki şifreleri çözmeye çalışarak, eksiği bulabiliriz…
“MUHATABIN BENİM”
Kılıçdaroğlu konuşmasına doğrudan Başbakan Erdoğan’a yüklenerek başladı. Hatta “Kasımpaşalılar dedikoduyla uğraşmaz,” “Taşeron iktidar istemiyoruz,” “Tayyip Radyo Televizyon Kurumu,” “Yandaş medya sevgili Recep’in gözü, kulağı ve sesi,” “Recep Bey’in mucizeleri…” diye başlıklar verdi. Bütün bunlar aslında Başbakan’a “muhatabın artık benim” demekti ve konuşma daha sürerken “Recep Bey” hitabının Twitter’da trend olması, Kılıçdaroğlu’nun daha seçilmeden amacına ulaştığının göstergelerinden biriydi.
İŞSİZLİK, YOKSULLUK, YOLSUZLUK
Kılıçdaroğlu’nun ikinci güçlü noktası, çok önceden tahmin edildiği gibi işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk üzerine söyledikleri oldu. Onun, üç - dört yıl önce parlamasını sağlayan yolsuzluk dosyalarının, genel başkanlığı döneminde de sık sık ortaya çıkarılacağını bu konuşmadan anladık. “Kaçtıkları yere kadar kovalayacağız,” “Dokunulmazlıkları kaldıracağız” sözleri bunun işaretleriydi.
Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında en çok kullandığı kelimeler, işsizlik ve yoksulluk oldu. “Yoksulluğu, işsizliği, haksızlığı toprağa gömeceğiz,” “Yok edin insanın insanlığa kulluğunu,” “İşsizlik, açlıktır, yoksulluktur, moral değerleri yitirmektir,” “Refah devletini tabana yayacağız” dedi; birkaç kez emekliden, esnaftan, işçiden oy istedi. Yine birkaç kez tekrar ettiği “Bizim dönemimizde bebekler aç yatağa girmeyecek” sözü, eşi Sevim Hanım’ın bile gözlerinin dolmasına yol açtı.
Kılıçdaroğlu’lu CHP’nin, 1.5 yıl sonraki seçimlerde buradan puan kazanacağını tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yok.
“PARTİMİN İLKELERİNİ SAVUNUYORUM”
CHP, 1927’de siyasi programına giren Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik, Laiklik; bunlara 1931’de eklenen Devletçilik ve Devrimcilik’le, daha sonra anayasaya da giren “altı ok”una kavuştu. Parti, bu altı oku amblem yaptı. CHP, uzun yıllar bu ilkelerle iktidarda kaldı.
Kılıçdaroğlu, uzun konuşmasının siyaseti ilgilendiren bölümlerinde yine bu ilkeleri arkasına aldı, onlara sahip çıktı. Kendi ağzından cümlelerle örneklendirelim.
Cumhuriyetçilik: “CHP Kuva-i Milliye demektir, CHP müdafa-i hukuk demektir, CHP Anafartalar’dır, Conk Bayırı’dır, İzmir’de Hasan Tahsin, Lozan’da İsmet İnönü’dür.”
Halkçılık: “Mustafa Kemal ve arkadaşları ‘önce halk’ dedi. İlk ve son sözümüz halk olacak…” “Halk için çalışacağız…”
Milliyetçilik: “CHP’nin genlerinde ulusal çıkarları korumak vardır…” “Avrupa Birliği önemli ama çifte standart olmaz.” “Bağımsız Türkiye’yi yaratayacağız…” (Başbakan Erdoğan’ın, “Anayasa Mahkemesi’ni ana muhalefet mahkemesi yaptılar” sözüna binaen) “Biz Fransız anayasa mahkemesine mi başvurduk.”
HİÇ LAİKLİK DEMEDİ
Laiklik: (Baykal döneminde partisiyle özdeşleşen bu kelimeyi hiç kullanmadı) “Her inanca saygılıyız…” (Bir de, başörtülü kızlardan bahsetti ama onu da sosyal güvenlik sorunu olarak gördü) “İstanbul’da merdiven altı atölyelerde binlerce başörtülü kız var. Onları sigortalı ve sendikalı yapacağız.” (Ayrıca…) “Çağdaşlığın gereği neyse onu yapacağız.”
Devletçilik: “Güneydoğu’da özelleştirmelere karşıyız.” “Sanayici artık bu ülkenin kamu görevlisidir.”
Devrimcilik: “CHP değişimci ve devrimcidir.”
VE EKSİK OK…
Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisinin temel değerlerine sahip çıkması, özellikle partilileri için çok cazip olabilir; parti içi bütünleşmeyi kolaylaştırabilir. İşsizlik, yoksulluk, yolsuzluk üçlemesi de, yukarıda belirttiğimiz gibi 1,5 yıllık “iktidar koşusu”nda ona ve partisine puan kazandıracaktır.
Ama eksik ok, aynı süre zarfında giderek çok daha fazla göze batabilir ve CHP’ye tahminlerden çok daha fazla zarar verebilir.
Bu ok, içi dolu bir demokrasidir…
Türkiye’de yapılan anketlerde ortaya çıkan en büyük iki sorundan biri işsizlikse, diğeri toplamda “demokrasi sorunu” içine giren Kürt sorunu, düşünce ve ifade özgürlüğü sorunu, inanç hürriyeti sorunudur.
Kılıçdaroğlu’nun konuşmasındaki “Bu ülkeye demokrasiyi getirdik, parti içi demokrasiyi de getireceğiz” (İsmet İnönü döneminde çok partili hayata geçişi kastediyor), “Demokrasiyi hukukla güçlendireceğiz” ve dört – beş kez tekrarladığı “Demokrasi çıtasını yükselteceğiz” sözleri şimdilik demokrasi ihtiyacının içini doldurmuyor.
“Ayrışmanın değil, beraber olmanın çabasını göstereceğiz,” “Etnik kimliği siyasetin odağına koymayın,” “Doğunun da batının da sorunları aynı,” “Türkiye’de barış ve kardeşlik rüzgârı estireceğiz,” “Hiç kimseyi ötekileştirmeyeceğiz” diyerek bu sorunlar çözülmüyor.
Zira doğunun ve batının sorunları aynı değil, aynı olsa iki bölgede farklı partiler oy patlaması yaşamazdı. Hele “sorunlar”dan kasıt işsizlik, yoksulluk gibi “ekonomik sorunlar”sa, Kürt sorununun bu olmadığını genelkurmay başkanları bile dile getirdi.
Ve aslında “ayrışma çabası” gibi gösterilen bazı girişimler belki de gerçek beraberliği sağlayacak çabalardır. Bkz: Kürt açılımı, Alevi açılımı, Roman açılımı…
Kılıçdaroğlu ve yeni CHP’de görev alacak çalışma arkadaşlarından bazıları, 2009 belediye başkanlığı seçimlerinden önce başka CHP’lilerin sert muhalefeti pahasına partide türban – çarşaf açılımları yaptılar ve bu konuda bir samimiyet bunalımı yaşadılar.
Yeni CHP ve Kılıçdaroğlu, bu konuda samimi olduğuna potansiyel seçmenlerini inandırmalı. Ve bir yandan “Yüzde 10 barajını aşağı çekeceğiz” sözü verirken, diğer yandan demokrasi sorunlarını sadece ekonomik sorunlara indirgememeli.
Para için dağa çıkacak veya ifade özgürlüğü diye bağıracak pek fazla kişi olmasa gerek.
Özetle, Kılıçdaroğlu’nun söylemediklerini söylememesi kadar (mesela laiklik); söylemediklerini söylemesi de önemli (Kürt sorunu)…