Tüm zamanların en başarılı biyografik filmleri
Sinemacıların Bülent Ersoy'un hayatını konu alan filmin hazırlıklarını sürdürdüğü şu günlerde biyografik dram türünün dünya gişelerindeki en başarılı örneklerine baktık. Habertürk film eleştirmeni Mehmet Açar'ın yazısı.

10 - KÖR NOKTA (2009)
(The Blind Side)
Michael Lewis’in aynı adlı kitabından uyarlanan, John Lee Hancock’un yönettiği film, Amerikan futbolu oyuncusu Michael Oher’in kenar mahalleden çıkış öyküsünü anlatıyor. Varlıklı, beyaz ve Cumhuriyetçi Tuohy çifti, yakın çevrelerinden gelen tepkiye rağmen ailesiz ve sevgisiz büyümüş siyahi genç Michael Oher’e sahip çıkıyor. Özellikle Leigh Anne (Sandra Bullock), Michael’a geç de olsa annelik duygusunu tattırmak için elinden geleni yapıyor; naif ve saf Michael ise sevgi gördükçe iyi bir insan olmak için çaba gösteriyor. 29 milyon dolarlık bütçesi olan film, Sandra Bullock’a en iyi kadın oyuncu dalında Oscar kazandırdı. ‘Kör Nokta’, en iyi film dalının da adayları arasındaydı.
Toplam hasılat: $309.2 milyon

9 - AKIL OYUNLARI (2001)
(A Beautiful Mind)
Newton, Mendel gibi bilim insanlarıyla karşılaştırılan ve oyun teorisiyle de tanınan, matematikçi John Nash’in üniversite yıllarından başlayan gerçek hayat hikâyesi... Sylvia Nasar’ın kitabından Akiva Goldsman tarafından sinemaya uyarlanan ve Ron Howard tarafından yönetilen film, Nash’in (Russell Crowe) hayal dünyası ile gerçekler arasındaki sınırı seyirci için muğlaklaştırıyor. Bir şizofren olduğunun ortaya çıkmasının ardından ise yön değiştiriyor ve Nash’in eşi Alicia’nın (Jennifer Connelly) desteğiyle verdiği mücadeleye tanık oluyoruz. Russell Crowe’un oyunculuğuyla etkisini artıran ‘Akıl Oyunları’, en iyi film, yönetmen, uyarlama senaryo ve yardımcı kadın oyuncu (Connelly) dallarında Oscar kazandı.
Toplam hasılat: $316.7 milyon

8 - YEŞİL REHBER (2018)
(Green Book)
Peter Farrelly’nin yönettiği film, 1960'lı yıllarda ABD'nin ırkçı güney eyaletlerinde turneye çıkan Afrika kökenli piyanist Dr. Don Shirley (Mahershala Ali) ile şoförü Tony Vallelonga'nın (Viggo Mortensen) gerçek hikâyesini anlatıyor… Her ikisi de hemen kanımızın ısındığı karakterler değil. Tony'nin, çevresindeki diğer İtalyanlar gibi belirli ölçülerde ırkçılıktan nasibini aldığını görüyoruz. Don Shirley ise kibirli, mesafeli ve soğuk biri... İlişkileri başlangıçta pek iyi gitmiyor ama güney eyaletlerindeki ırk ayrımcılığı onları birleştiriyor. “Yeşil Rehber”, güneyli beyaz Amerikalıların “üstünlük savı”nda diretmesi ve Don Shirley'nin buna direnç göstermesiyle ilgili bir film değil sadece... Asıl olarak Tony ile Shirley'nin inatlaşma ve psikolojik çatışmadan dostluğa doğru ilerleyen ilişkileri üzerinden gelişiyor. Senaryo, Tony’nin oğlu Nick Vallelonga’nın katkısıyla yazıldı. Tony’nin turne boyunca eşine yazdığı mektupların temel alındığını belirtelim.
Toplam hasılat: $321.7 milyon

7 - SCHINDLER'İN LİSTESİ (1993)
(Schindler’s List)
Alman işgali altındaki Polonya’da soykırım gibi büyük bir insanlık suçuna şahit olurken elinden geldiği kadar çok insanın hayatını kurtarmaya çalışan vicdanlı Alman sanayici Oskar Schindler’in (Liam Neeson) gerçek hikâyesi. Yahudi soykırımı üzerine çekilmiş en iyi filmlerden biri… O yıllarda yaşanmış gerçek olayları yer yer bir belgesel gibi anlatan film, içimizi ürperten, hafızamızdan çıkmayacak sahnelerle dolu... Usta yönetmen Steven Spielberg, Steven Zaillian’ın senaryosunun da desteğiyle filmi öyle iyi planlıyor ki, 3 saat 15 dakikalık süreyi hissetmiyorsunuz... En iyi filmin yanı sıra yönetmen dahil 7 Oscar kazandı.
Toplam hasılat: $322.1 milyon

6 - SIKIYSA YAKALA (2002)
(Catch Me If You Can)
Frank Abagnale (Leonardo DiCaprio), daha 19 yaşına bile girmeden milyonlarca dolar kazanmış bir dolandırıcıdır. Bazen pilot bazen doktor olur ve her seferinde insanları aldatmayı başarır. Sahte çek dolandırıcılığı nedeniyle FBI’ın radarına girmesinin ardından Tom Hanks’in canlandırdığı tecrübeli FBI ajanı Carl Hanratty tarafından takibe alınır… Aralarındaki kedi – fare oyunu bir süre sonra açıklanması zor, tuhaf bir baba – oğul ilişkisine döner. Frank’e her şeyin ötesinde ilgiye sevgiye muhtaç bir çocuk olarak bakan Ajan Hanratty’de Tom Hanks, şefkatli ve babacan karakterleri canlandırmakta ne kadar iyi olduğunu bir kez daha gösteriyor. Steven Spielberg’in yönettiği film, Frank Abagnale’in ‘yarı otobiyografik’ olarak nitelenen kitabından sinemaya uyarlandı.
Toplam hasılat: $352.1 milyon

5 - Para Avcısı (2013)
(The Wolf Of Wall Street)
Martin Scorsese’in yönettiği film, Jordan Belfort’un ‘The Wolf of Wall Street’ adlı biyografik kitabından Terence Winter tarafından sinemaya uyarlandı. Filmde tanıdığımız Belfort (Leonardo DiCaprio) sadece patron değil, satışı yöneten lider, bir tür kapitalizm şamanı olarak çıkıyor karşımıza. Yumruğunu göğsüne vurup şarkı söylemeye ya da kurt gibi ulumaya başladığında diğerleri de onu takip ediyor. Satış iyiyse, mesai sonrası uyuşturucu, içki ve seks ayinini başlatıyor. Kutlamalara fahişeler, tutup fırlatılan cüceler, 10 bin dolara saçını kazıtan kadınlar getiriliyor… İyi bir satıcı olmak, günümüzde birçok kişi için kuşkusuz en önemli zengin olma ümitlerinden biri. Ama etik kurallar devre dışı kaldığında ve satış yegâne hedef olduğunda yozlaşma kapıda bekliyor. Bunu filmde en iyi, Belfort’un Forbes Dergisi’nde çıkan söyleşisinden sonra yaşadıkları anlatıyor. Belfort gayri ahlaki yollara başvurduğuna dair imalar nedeniyle yazıdan rahatsız oluyor. Buna karşılık, makale onu Wall Street’in “yıldız kurdu” yapıyor.
Toplam hasılat: $392 milyon

4 - Zoraki Kral (2010)
(The King's Speech)
David Seidler’ın İngiltere Kralı VI. George’un hayat öyküsü üzerine yaptığı araştırmalardan sonra yazdığı senaryodan filme çekilen ‘Zoraki Kral’ın daha ilk anlarından itibaren konuşma güçlüğü çeken İngiltere Prensi’ne bir kraliyet mensubu olarak değil, sorununu çözmesi gereken bir insan olarak bakıyoruz. Sınıfsallığı, iktidarı ve her şeyi aşan insani bir acizlik var ortada. İşte bu yüzden her tür farklılığı aşıp onunla özdeşleşiyoruz. Filmin başarısının sırrı, bu saf, insani bakış açısını yakalayabilmesi… Yönetmen Tom Hooper, tahta VI. George olarak oturacak krala çocukluğunda aile arasında hitap edildiği gibi "Bertie" olarak bakmamızı istiyor. Avustralyalı konuşma terapisti (Geoffrey Rush) de, sorunları "Bertie"yi açığa çıkararak yenmeyi deniyor. Colin Firth, daha filmin ilk karesinden, bildiğimiz tanıdığımız Colin Firth'ü bize tümüyle unutturuyor ve "Bertie" olup çıkıyor. Onu bir baba, eş, kardeş, konuşma güçlüğü çeken bir kral olarak mükemmel biçimde yansıtıyor.
Toplam hasılat: $427.3 milyon

3- MUHTEŞEM SHOWMAN (2017)
(The Greatest Showman)
Amerikan gösteri dünyasının unutulmaz isimlerinden Phineas Taylor Barnum’u (1810-1891) bir müzikal kahramanı olarak görmek şaşırtıcı değil. Bill Condon ile Jenny Bicks’in yazdığı senaryo, P. T. Barnum’un hayatının belirli bir döneminde yaptıklarından yola çıkarak azı gerçek, çoğu hayal bir hikâyeye götürüyor bizi. Film, yoksul bir çocuğun hayallerini gerçekleştirmesinin öyküsü gibi başlıyor. Ama düşler hızla gerçek olunca, sıradan bir başarı öyküsü seyretmediğimizi anlıyoruz. “Muhteşem Showman”in başarının gerçek anlamı, hatta onun tarifi üzerine bir film olduğu söylenebilir. Ama daha baskın bir teması var: Elitist sanatla şov dünyasının karşı karşıya gelmesi... Hugh Jackman’ın P.T. Barnum’u canlandırdığı, Michael Gracey’nin yönettiği filmde Barnum Sirki, New York sosyetesinin elitizmine karşı yükselen yeni bir gösteri sanatı olarak sunuluyor. Bir yanda annelerinin bile utandığı, “ucube” diye ötekileştirilen insanların sahneye çıktığı Barnum Sirki var. Diğer yanda ise 19’uncu yüzyılın New York sosyetesi...
Toplam hasılat: $435.7 milyon

2 - KESKİN NİŞANCI (2014)
(American Sniper)
ABD’de Irak Savaşı’nın kahramanlarından biri olarak çok sevilen Chris Kyle’ın, iki yazarla birlikte hazırladığı ‘American Sniper: The Autobiography of the Most Lethal Sniper in U.S. Military History’ (2012) adlı otobiyografik kitabından esinlenen senaryoyu Jason Hall yazdı, Clint Eastwood yönetti. En iyi film dahil 6 dalda Oscar’a aday olan ‘Keskin Nişancı’, milliyetçi tavrı ve Irak Savaşı’nı hiç sorgulamayan tavrıyla öne çıkıyor. ‘ABD Irak’ta niye savaştı? Ortadoğu’da savaşın sonuçları tam olarak ne oldu? Sivil halka verilen zararın boyutu ne?’ gibi sorularla hiç ilgimiz olmuyor. Biz sadece Chris Kyle ve onun ‘koruma misyonu’na odaklanıyoruz. ‘Keskin Nişancı’, Irak Savaşı’nın gerekliliğine inanan militarist bir bakış açısına sahip. Bölgeye istikrar getirmeyen, silah tüccarlarının ve terörizmin ekmeğine yağ süren, petrolün başrolde olduğu kanlı bir savaştan söz ediyoruz. Amerikalıların aksine bunları unutup keskin nişancı Kyle’ın dramına, onun başarılarına, kahramanlığına, fedakârlığına odaklanmak bizim için pek kolay değil.
Toplam hasılat: $547.4 milyon

1 - BONEMIAN RHAPSODY (2018)
Queen grubunun kuruluşunu, ilk konserlerini ve albümlerini, Freddie Mercury'nin (Rami Malek) gözünden anlatarak başlayan film, ayağını gazdan hiç kesmeden hızla ilerliyor. Durup nefes aldığımız, düşünebildiğimiz anların sayısı çok değil. Düşünmeye de ihtiyaç duymuyoruz zaten; grubun başarıya ulaşma hikâyesini seyretmek yeterince eğlenceli ve hoş. Freddie Mercury'nin sahneye çıktığı ilk andan itibaren grubu alıp götürmesini, sahnedeki o müthiş özgüvenini ilgiyle izliyorsunuz. Filmin rock müziğinin ruhuna uygun, video klipleri hatırlatan, biçimci bir anlatım dili var. Çekimlerin bitmesine 16 gün kala “devamsızlık ve Rami Malek'e saygısız davranış gerekçesiyle” kovulduğu öne sürülen yönetmen Bryan Singer ve onun yerine gelen Dexter Fletcher, filmin görsel atmosferini, ritmini profesyonelce oluşturuyorlar. Ellerindeki müthiş soundtrack'i, yani Queen'in müziğini kullanarak sinemasal açıdan cazip bir sonuca ulaşıyorlar. Filmin en önemli artılarından biri kuşkusuz Rami Malek'in performansı. Malek, duyarlı yorumuyla senaryonun eksiklerini kapatıyor, filme derinlik katıyor.
Toplam hasılat: $910.8 milyon