Uluslararası kategoride Oscar'a aday olabilecek 15 film
Bu yıl En İyi Uluslararası Film kategorisinde yarışmak üzere Akademi'ye Türkiye dahil 93 ülkeden başvuru yapıldı. Akademi üyelerinin yaptığı oylamanın ardından 9 Şubat'ta ilk elemeyi geçen 15 film açıklanacak… Tahmin yapmanın en zor olduğu Oscar kategorisi olarak anılsa da özellikle filmlerin festivallerdeki başarıları ve Amerikalı eleştirmenlerden aldığı notlar göz önüne alındığında belli başlı favorilerden söz etmek mümkün. İşte Türkiye'nin Oscar adayı '7. Koğuştaki Mucize'nin en iddialı 15 rakibi... Habertürk film eleştirmeni Mehmet AÇAR'ın yazısı
ANOTHER ROUND-DANİMARKA
(Druk)
Danimarka’nın uluslararası alanda tanınan yönetmenlerinden biri olan Thomas Vinterberg’in yönettiği ‘Another Round’, ABD’de ödül sezonunun en çok dikkat çeken yabancı filmlerinden biri oldu. Avrupa Film Ödülleri’nde Mads Mikkelsen’e kazandırdığı en iyi aktör ödülü dışında senaryo, yönetmen ve film kategorilerinde de zafere ulaştı. San Sebastian Film Festivali’nde de ödüller kazanan ‘Another Round’, bütün Oscar tahmincilerinin ilk 10’una giren ‘banko’ adaylardan biri… Film, lisede öğretmenlik yapan dört arkadaşın, damarlarındaki alkol oranını yüksek tutarak hayatlarını daha iyi hale getirip getiremeyeceklerini sorguladıkları bir komedi-dram…
CHARLATAN–ÇEK CUMHURİYETİ
Varşova doğumlu Polonyalı sinemacı Agnieszka Holland, farklı ülkelerde filmler çeken ustalaşmış bir yönetmen… 1992’de uyarlama senaryo dalında ‘Europa Europa’ adlı filmiyle Oscar’a aday olan Holland, 1950’li yılların totaliter rejimle yönetilen Çekoslavakya’sında geçen gerçek bir öykü anlatıyor. Jan Mikolasek, alternatif yöntemlerle tanı koyan ve başarılı tedaviler yapan bir şifacıdır. Hastaları arasında sadece yoksulların değil devletin üst kademesindeki isimlerin de olması komünist rejimin dikkatini çeker… Dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapan ‘Charlatan’ ödül sezonunda henüz çok başarılı olmasa da tahmincilerin çoğunun listesinde yer alıyor.
COLLECTIVE-ROMANYA
(Colectiv)
Son yıllarda uluslararası festivallerde önemli başarılar kazanan Romanya’nın Oscar adayı ‘Collective’, sağlık alanındaki büyük bir yolsuzluğu ortaya çıkaran gazetecilerin hikâyesini anlatan belgesel türünde bir film… Ucu zengin ve güçlülere kadar uzanan, masum insanların ölümüne yol açan olayları konu alan film, yönetmen Alexander Nanau’nun imzasını taşıyor. Amerikalı eleştirmenlerden aldığı çok yüksek notlarla dikkat çeken, Avrupa Film Ödülleri’nde en iyi belgesel seçilen ‘Collective’, aday gösterildiği ve kazandığı ödüllerle şimdiden yılın en çok öne çıkan filmlerinden biri. Nerdeyse bütün tahmincilerin listesinde yer alıyor. İlk 15’e girmemesi açıkçası sürpriz olur.
LA LLORONA–GUATEMALA
La Llorona daha önce başka filmlerde de karşımıza çıkmış bir Latin Amerika efsanesi… Guatemala’dan gelen, Jayro Bustamante imzalı bu yapım, sözkonusu efsane üzerine çekilmiş en iyi film olarak kabul ediliyor. Politik alt metinleriyle öne çıkan ‘La Llorona’, ölüm döşeğindeki bir diktatörün öyküsü üzerinden gelişiyor. Yıllar önce yaptığı soykırımlarla tanınan diktatör, ailesi ve çalışanlarıyla evine kapanıyor. Dışardaki protestocuların sesleri giderek yükseliyor. Evde görevli olarak çalışanların ayrılmak istediği ve ailenin umutları tükendiği sırada gizemli bir hizmetçi geliyor… Politik alt metinleriyle öne çıkan ‘La Llorona’, 2020’nin en iyi korku filmlerinden biri olarak gösteriliyor.
A SUN–TAYVAN
(Yangguang puzhao)
Dünya prömiyerini 2019 yılında Toronto Film Festivali’nde yaptıktan sonra katıldığı çeşitli yarışmalarda aldığı ödüllerle dikkat çeken, 2020’nin ocak ayında Netflix’te gösterime giren ‘A Sun’, Chung Mong-hong’un imzasını taşıyor. Beklenmedik bir trajedi yaşayan bir ailenin hikâyesini anlatan film, şimdiye kadar çok az Amerikalı eleştirmenin radarına girmiş olsa da Oscar tahmincilerinin çoğunun listesinde yer alıyor. Variety eleştirmeni Peter Debruge tarafından 2020’nin en iyi filmi olarak gösterilen ‘A Sun’ üzerine, Indiewire ve The Hollywood Reporter gibi sinema sitelerinde de çok olumlu yazılar çıktı.
APPLES–YUNANİSTAN
(Mila)
Dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapan ‘Apples’, Christos Nikou’nun ilk filmi… Nikou’nun senaryosunu Stavros Raptis’le yazdığı film, insanların ani hafıza kaybı yaşadığı bir salgın döneminde geçiyor. Hafızasını kaybeden sahipsiz ve kimliksiz hastalardan olan Aris, kendine yeni bir kimlik bulmak için bir tedavi programına katılıyor… Yapımcıları arasında Cate Blanchett’in de yer aldığı filmin, Venedik ve Tokyo dışında katıldığı festivallerin çoğundan ödülle dönmeyi başardığını belirtelim.
THE MOLE AGENT–ŞİLİ
(El agente popo)
Dünya prömiyerini 2020 yılında Sundance Film Festivali’nin Dünya Sineması Belgesel Yarışması’nda yapan ‘The Mole Agent’, National Board of Review tarafından yılın en iyi 5 yabancı filminden biri olarak belirlendi. Şili’de bir dedektif, yaşlı insanların taciz edildiğine dair kuşkular nedeniyle araştırdığı bakımevine istihbarat için bir ‘köstebek’ yerleştirir. Öyküsü itibarıyla konulu bir filmi akla getiren ve San Sebastian Film Festivali’nde Seyirci Ödülü’nü kazanan ‘The Mole Agent’, 2020 yılının en iyi belgesellerinden biri olarak kabul ediliyor.
QUO VADIS, AIDA?–BOSNA-HERSEK
Venedik ve Toronto gibi önemli festivallerde gösterildikten sonra katıldığı Antalya Film Festivali’nin uluslararası bölümünde en iyi film ödülünü kazanan ‘Quo Vadis, Aida?’, İngiliz ve Amerikalı eleştirmenlerden aldığı çok yüksek notlarla öne çıkan bir film… Ortak yapımcıları arasında TRT’nin de yer aldığı film, Bosna Hersek'in Srebrenitsa kentinde Sırp askerleri tarafından kadınlar ve çocuklar dahil on binlerce Bosnalı'nın öldürüldüğü soykırım günlerinde, Birleşmiş Milletler Üssü'nde geçiyor. 2006 yapımı ‘Esma’nın Sırrı’ ile Berlin Film Festivali’ne Altın Ayı alan yönetmen Jasmila Zbanic, BM için çevirmenlik yapan Aida’nın öyküsünü anlatıyor.
TWO OF US–FRANSA
(Deux)
Nina ve Madeleine, yıllardır aynı binada farklı dairelerde oturan iki komşudur. Aralarındaki tutku dolu aşkı yıllarca herkesten saklamayı başarmışlardır ama beklenmedik bir olay ilişkilerini bir krize sürükler… Başrollerini Barbara Sukowa ve Martine Chevallier’nin oynadığı ‘Deux’, dünya prömiyerini Toronto’da yaptıktan sonra içlerinde İstanbul Film Festivali’nin de dahil olduğu birçok yarışmaya katıldı ve ödüller kazandı. ‘Deux’, Filippo Meneghetti’nin yönettiği ilk uzun film olma özelliğini taşıyor.
DEAR COMRADES!-RUSYA
(Dorogie tovarishchi)
1962 yılında Sovyetler Birliği’nde, hükümetin gıda fiyatlarına zam yapmasının ardından Novocherkassk kasabasındaki işçiler greve giderler. Lyudmilla, kendisini partiye adamış, sistem muhaliflerine tahammülü olmayan bir komünisttir. Grev sırasında hükümetten gelen emirler doğrultusunda gerçekleştirilen bir katliama tanık olur ve kaybolan kızını aramaya başlar. Hükümet ise her şeyi örtbas etmeye çalışmaktadır… Tecrübeli Rus yönetmen Andrey Konchalovskiy’in imzasını taşıyan film, dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülünü kazandı. Daha sonra katıldığı Chicago Film Festivali’nde de aynı ödüle layık görüldü.
NIGHT OF THE KINGS-FİLDİŞİ SAHİLİ
(La Nuit des rois)
Philippe Lacôte’un yazıp yönettiği ‘Night of the Kings’, Fildişi Sahili’nde ormanın ortasında mahkûmların yönettiği cezaevine gönderilen genç bir adamın öyküsünü anlatır. Cezaevini yöneten kişi, dolunayın yükselmesiyle birlikte genç mahkûmun bir hikâye anlatmasını ister… Başrolde Fransız aktör Denis Lavant’ın oynadığı film, dünya prömiyerini Venedik’te yaptıktan sonra Toronto, New York, Chicago, Busan ve Sundance gibi festivallerde gösterildi. Özellikle Amerikalı eleştirmenlerden aldığı yüksek puanlar nedeniyle birçok tahmincinin listesinde üst sıralarda yer alıyor.
I’M NO LONGER HERE–MEKSİKA
(Ya no estoy aqui)
Film, Meksika’nın dördüncü büyük şehri Monterrey’de yaşayan 17 yaşındaki lise öğrencisi Ulises’in hikâyesini anlatıyor. Ulises ve arkadaşları, suç çetelerinin egemenliklerini her geçen gün artırdığı, güvenlik güçlerinin kontrol edemediği bir mahallede oturuyorlar. Bölgeye özgü çok farklı bir dansları var. Ulises de çok yetenekli bir dansçı ama kaderi milyonlarca Latin Amerikalı gençten çok farklı olmuyor. Çeteler ve şiddet döngüsü onu da buluyor ve ABD’ye kaçmaktan başka çaresi kalmıyor. Ulises’in Monterrey’de ve New York’ta geçirdiği günler, geçmişle şimdinin iç içe geçtiği paralel bir kurguyla geliyor karşımıza. Senaryoyu da yazan yönetmen Fernando Frias’ın lineer olmayan bir hikâye kurgusu tercih etmesinin nedeni, Ulises’in yaşadığı çifte çıkışsızlığı, paralel kurguyla karşı karşıya getirmek istemesi… Meksika’da çeteler, New York’ta ise iletişimsizlik ve yalnızlık var onun için. ‘I’m No Longer Here’i Netflix’te izleyebilirsiniz.
MY LITTLE SISTER–İSVİÇRE
(Schwesterlein)
Stéphanie Chuat ve Véronique Reymond’un birlikte yazıp yönettiği ‘My Little Sister’, dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yaptı. Başrollerinde Nina Hoss, Lars Eidinger ve Marthe Keller’in oynadığı film, ortak tutkuları tiyatro olan, Berlin doğumlu ikiz kardeşler Lisa ve Sven’in hikâyesini anlatıyor. Lisa oyun yazarı, Sven ise oyuncudur… Ama Lisa’nın eşiyle birlikte yaşamak üzere İsviçre’ye gitmesiyle her şey geride kalmıştır. Sven’in hasta olması üzerine Lisa Berlin’e döner. ‘My Little Sister’ özellikle eleştirmenlerden aldığı yüksek notlarla birçok tahmincinin listesinde yer alıyor.
HOPE–NORVEÇ
(Hap)
Maria Sodahl’ın yönettiği film, tiyatro ve dansla uğraşan entelektüel çift Anja ile Tomas’ın hikâyesi üzerine kurulu... Anja ve Tomas, kalabalık ve büyük bir aileye sahiptirler. İki küçük oğulları ve ergen kızları dışında Tomas’ın ilk evliliğinden olma iki yetişkin çocukları daha vardır. Yönettiği başarılı bale gösterisinin uluslararası prömiyerinden eve dönen Anja, Tomas’ı her zamanki gibi yoğun bir çalışmanın içinde bulur. Takip eden günlerde beyninde bir tümör olduğunu öğrenir. Anja ve işkolik Tomas’ı ilişkilerinin önemli bir sınavdan geçeceği ağır bir dönem beklemektedir. Başrollerinde Stellan Skarsgard ve Andrea Braein Hovig’in oynadığı ‘Hope’, dünya prömiyerini Toronto’da yaptıktan sonra geçtiğimiz yıl Berlin Film Festivali’ne de katılmıştı.
THE ENDLESS TRENCH–İSPANYA
(La trinchera infinita)
İspanya İç Savaşı’nın patlak verdiği dönemde, Falanjistler tarafından aranan Cumhuriyetçi Higinio, oturduğu evin altındaki bir çukura gizlenir. Falanjistlerin onu aramaktan bir türlü vazgeçmemesi nedeniyle Higinio, yeni evlendiği eşi Rosa’nın yardımıyla yıllarca saklanmak zorunda kalır. Prömiyerini San Sebastian Film Festivali’nde yapan ve en iyi yönetmen ve senaryo dallarında iki ödül kazanan film, saklanma öyküsünü farklı temalara göre ayrılan bölümlerle anlatıyor. Jon Garaño, Aitor Arregi ve Jose Mari Goenaga’nın yönettiği film, İspanya ve Avrupa’da birçok ödül kazanmasına rağmen ABD’li eleştirmen ve seyircilerin radarına henüz giremedi. Ama birçok Oscar uzmanına göre ilk 15’e girme şansı var.
DİĞER FAVORİLER
True Mothers (Japonya), Beginning (Gürcistan), Notturno (İtalya), Vitalena Varela (Portekiz), The Auschwitz Report (Slovakya), Never Gonna Snow Again (Polonya), Asia (İsrail), Sun Children (İran), You Will Die at Twenty (Sudan), Buladó (Hollanda), And Tomorrow the Entire World (Almanya).