‘Babam bir fenomen’
Milli Reasürans Sanat Galerisi, 20 yılın belleğini ortaya koyan son sergisiyle 20 yılda ev sahipliği yaptığı sanatçıların işlerine yer veriyor. Sergide yer alan Su Yücel ile bu vesileyle buluşup çalışmalarını konuştuk

Ekin TÜRKANTOS / HT CUMARTESİ
İlk açıldığı günleri hatırlayan çoktur. Türk sanat dünyasında önemli bir yere sahip olan Mill Reasürans Sanat Galerisi bu yıl, 20. yaşını kutluyor. Bunun şerefine galeride çalışmalarını sergileyen sanatçıların sergi davetiyeleri ve afişlerinden oluşan bir sergi düzenleniyor: “20 Yılın Ötesine Taşınan Bir Sanat Belleği: Milli Reasürans Sanat Galerisi”. Son 20 yılı gözden geçirmek için iyi bir fırsat olabilir. 30 Eylül-17 Ekim tarihleri arasındaki sergide, uluslararası üne sahip resim, mimari, fotoğraf ve belgesel alanlarında başarılı işlere sahip projeler üreten sanatçıların işleri görülebilecek. Ayrıca, Türkiye’nin ilk ve tek özgün baskı resim müzesi İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi (IMOGA) işbirliğiyle gerçekleştirilen proje kapsamında; Millî Reasürans Sanat Galerisi’nin sanatçıları arasından 10 isim, birer eserinin telif hakkını bu çalışmaya vakfetti. Süleyman Saim Tekcan, Su Yücel, Serpil-Hanefi Yeter, Ali İsmail Türemen, Gürbüz Doğan Ekşioğlu, İsmet Değirmenci, Ekrem Kahraman, Neşe Baydar ve Seçil Erel’e ait eserler, IMOGA’nın desteğiyle çoğaltıldı ve müze koleksiyonuyla birlikte galerinin koleksiyonuna dahil edildi. Proje kapsamında Su Yücel ile bir araya geldik. Filmlerden yaptığı resimleri içeren bir sergi açmayı planladığını ve çöp belgeseli yapmak üzere yola çıkacağını öğrendik.
Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde siz de 19 yıl önce bir sergi açtınız. 20 yıl sonra yeniden burada olmak ne hissettiriyor?
1996’da burada sergi açmıştım. 19 sene, çok geçmiş. Benim gördüğüm Türkiye’de bir ilk bu, bir sanat galerisinin yıllar sonra tüm sanatçılarını aynı çatı altında buluşturması. Zamanı daha iyi algılamanızı sağlıyor.
Yıllar içerisinde çalışma ortamınız da değişti. Bazen kırsalda bir bahçede de, bir atölyede de çalışabiliyorsunuz. Kendi seçtiğiniz çalışma ortamını merak ediyorum.
Müzik, kahve ve çiçek mutlaka olur. Neşeli olurum. Sabah insanlarla selamlaşır, yoldan geçenlere laf atarım. Atölyemi çok seviyorum. Misafirim bol olur. Ürettiğim yerler değişiyor. Sergilediğiniz yer tabii çok önemli. Belki de yaşama dokunabilmek için işlerinizi bir galeride de bir ağaç gölgesi ya da deniz kenarında da sergileyebilirsiniz.
Peki bu hıza ayak uydurabiliyor musunuz yoksa yaşamınızı sakinlik üzerine mi kuruyorsunuz?
Besliyor ama durmasını da biliyorum. Çünkü bu hız içinde birtakım şeyleri kaybetmeye başlıyorsunuz ve alışkanlık haline geliyor. Algılamak televizyon ve cep telefonunun hayatımızda bu kadar yer alması, gördüğümüz resimleri hızlı görüp aynı hızla kaybetmemize neden oluyor. Yaşadığımız olayları da çok hızlı sanki sanalda yaşıyormuş gibi hissediyoruz. Duyguyu kaybettiren bir şey hız. Arada kendimize dönmemiz de gerekiyor.
Zor dönemlerden geçiyoruz. Bunun size yansıması nasıl oluyor?
Tabii ki çok üzücü ve zor bir dönem. Herkesin düşünmesi gerekiyor. Umutsuz olmak insanı çok üzüyor. Ben Samsun’a çöpte bir belgesel film çekmeye gidiyorum. Tüketiciyiz ve bu çöpü biz yapıyoruz. Kendimize doğru sorular sorarak bunu değiştirebiliriz.
Siz hep ilginç konular buluyor ve canlı renkler kullanıyorsunuz...
Evet, çünkü ben renklerle düşünüyorum. Resim yaparken keyifle çalışırım. Atölyeye kapanıp dertlenmem. Heyecanlı olmak önemli. Umutsuz baktığında hayat çok zor bir hale geliyor. Yaşamımız sınırlı, bir süre sonra noktalanacak. Bu yaşamın içinde en güzel ne yapabilirim diye bakmak en iyisi.
Çocukluğunuz renkli bir ailede geçti. Eğer Can Yücel yaşasaydı sanatsal anlamda hangi yönden anlaşamazdınız?
Pesimist olduğum zaman çok kızardı. Onlar da çok sıkışık dönemlerden geçti. Her dönem vardı böyle şeyler. Ama iş yapmamak, durmak çok tehlikeli. İnsanın her zaman yaşaması için bir şeyler yapması gerektiğini düşünürdü.
Can Yücel şiirleri sosyal medyada çok paylaşılıyor. Yazmadığı şeyleri de o yazmış gibi paylaştıklarında sinirleniyor musunuz?
Hayır, sinirlenmem çünkü bu Ömer Hayyam’a da olmuş. Bence insanoğlu onun dediğiyle bağdaştırıyor. Böyle bir fenomen oldu. Bence güzel bir şey. Türkiye’de gerçek bir aydın olarak, inanarak yaşadığı için insanlar ona atfediyorlar. Çünkü Can çok içten yaşadı. Nasıl bir güçtür ki insanlar bunu onda yakalıyor. İçtenliği biliniyor, samimiydi. İyi birikimi olan bir insandı. Tüm bunları birleştirdi. İnsanlar onun samimiyetini sevdi. Babam aramızdan ayrılalı 17 sene oldu. Bence bir fenomen.
Hayatınızda resmin yanı sıra sinema ve belgesel de var. Tüm bu sanatsal yaratım sürecinde neler sizi etkiliyor?
Belgesel benim için resimden ayrı bir şey değil. Tıpkı resim yapar gibi düşünüyorum. Senaryo yazarken de önce çiziyorum. Filmde bir şeyi vurgulamak için belli bir nokta önemlidir. O noktayı resim gibi düşünüp senaryosunu yazıyorum. Kendi yaşamımda resim kolay anlayabildiğim bir alan. Bunun yanı sıra ses ve koku da tamamlayıcı şeyler.