İslam sanatı tezhip Vatikan'da
16'ncı yüzyıldan bu yana süren tezhibin günümüzdeki temsilcileri Reyhan İsen, Mimar Sinan Üniversitesi'nden Yrd. Doç. Münevver Üçer ve Yrd. Doç. Kaya Üçer'in eserleri Vatikan'da sergileniyor. Kutsal Kelam'ın Taneleri adlı sergiyi Münevver ve Kaya Üçer'le konuştuk
HALDUN YAZAR / HT PAZAR
Tezhip nasıl bir sanat?
Münevver Üçer: Tezhip zehep yani Arapça "altınlama" demek. Altın ve boyayla yapılan bir süsleme sanatı. Hat sanatının kenar süslemesi tanımına çok kızıyorum ben. Çünkü günümüzde bu artık sadece bir süsleme sanatı değil. Duvarlarımıza asılan bir tablo olduğu ve benim gibi kıskanç sanatçılar olduğu için ortaya tezhibi, kenara hattı da koyabiliyoruz.
Tasavvufi bir yorumunuz var sanırım...
M.Ü.: Kesinlikle. Eserle yazının bir bütün olması, hissetmemiz lâzım. Özellikle Allah'ın sözlerinde ışık huzmesini yaparken Allah'ın gücünü, tekliğini göstermeye, hissettiğimi aksettirmeye çalışıyorum. Bazı eserlerimin karşısında ağlayanlar var. Cidde'deki sergimde maşallah yazan eserimi bir İngiliz aldı. Dedesinin maşallah topladığını söyledi. Dedesi hasta olduğu için ona moral olsun diye almış. Hıncal Uluç da maşallah toplar. Bu insanlar bunun uğuruna inanırlar.
Kalemişi nedir?
Kaya Üçer: Sarayların, camilerin, yalıların tavan ve duvarlarında gördüğünüz süslemelere kalemişi diyoruz. Bunu olabildiğince güncele indirmeye çalışıyoruz. Günümüzde özellikle otellerde, yeni yapılan modern camilerde kullanılıyor. Görsel zenginlik katmak isteyen her yerde kalemişi sanatı var. Tabii tezhip sanatıyla aslında çok iç içe. Tezhip kalemişinin ebat olarak küçükleri. Mantalitesi, kuralları, kullanılan motifler aynı.
TEZHİPTE 'PİKSEL' HESABI
Tezhip kendi içinde ne tür felsefi öğeler barındırıyor?
K.Ü.: Lacivert kâinatı, altın güneşi temsil ediyor. Motiflerin yan yana olması devinimi, gece gündüzü simgeliyor. Karanfil Hz. Ali'yi temsil ediyor. Gül Hz. Muhammed'i. Ayrıca ebcet hesabı dediğimiz bir hesap var. Her harfin Osmanlıca'da sayısal karşılığı bu. Lale, hilal ve Allah'ta bu üçünün karşılığı da 66. Bir deyim vardır, "işini 66'ya bağladın" diye. Bu "Allah'a havale ettin" demektir. Bizde lalenin lekesizi makbuldür. Çünkü bu üç kelimede de noktalama yoktur. Laleyi tersten okursan "lillallah" yani "Allah'a ait" demektir.
M.Ü.: Eserlerimi Belçika'ya getirdiğimde insanlar onları baskı sandılar. Yanlarında yapınca inandılar. Ben her bir çiçeğe 100'den fazla fırça darbesi atıyorum. Televizyonda noktacık sayısı ne kadar çok olursa pikseli o kadar yüksek olur ya, onun gibi. İslam Eserleri Müzesi'nde boydan boya bir eserim sergilemişti. Oradaki lalelerin hiçbiri bozulmadı, karelenmedi. Bu da yaptığım darbe sayısından dolayı.
'AVRUPA DAHA ÇOK DEĞER VERİYOR'
Vatikan'da açılan serginin detaylarından bahseder misiniz?
M.Ü.: Bizim için çok önemli bir sergi çünkü orası Hıristiyanlığın merkezi. Kâbe gibi düşünün. Amacımız Osmanlı'yı, tezhip sanatını tanıtmak. Bu nedenle çok iyi bir mekân. Çok sayıda insan geliyor. İnsanlara ulaşabiliyoruz. Oraya getirdiğimiz eserlerin hepsini yeni yorumlarla yaptık. Baktığınızda resimsel ama tezhip.
Daha önce de yurtdışı sergileriniz oldu. İlgi nasıl?
M.Ü.: Bizim yaptığımız İslam sanatı. Ancak Avrupalılar daha çok ilgi gösteriyor, daha çok değer veriyor. Avrupa'daki müzayedelerde de İslam sanatının eserleri daha çok para ediyor.
Neler dikkatlerini çekiyor ve neleri beğeniyorlar?
M.Ü.: Çok ince ve zarif bir sanat olduğu için çok değer veriyorlar. Bu nedenle en iyi şekilde onlara tanıtmaya çalışıyoruz. Bu sergide de üçümüz farklı yorumlar getirdik. Reyhan Hanım minyatürü biraz fazlalaştırdı, Kaya Bey fonlarda renk geçişlerini yaptı, ben tezhiplerle yeni yorumlar yaptım. Batılı'nın baktığında hissedeceği şeyler ortaya çıktı.
Floransa Bienali'nden de ödülle dönmüştünüz...
M.Ü.: Orada kağıt uygulamada 650 sanatçı arasında ikinci oldum. Sergilerimde onların yorumlarını dinledim. Yazı İtalyanca olmadığı için okuyamadıklarını ancak kendilerini ışığın, kompozisyonun, inceliğin, zarafetin etkilediğini söylediler. Avrupalı resmi, heykeli zaten yapmış. Onlarla bu konuda baş etmem mümkün değil. Ama tezhibi yapmadıkları için hayranlıkla bakıyorlar.
'700 yıllık tarihi okuyamıyoruz'
Serginin adı neden Kutsal Kelam'ın Taneleri?
K.Ü.: Geçmişte ve günümüzde bu Allah için yapılan bir sanat. Kullandığımız sözler de genellikle Kuran'dan ayetler. Kuran'dan olmasa bile insanların iyiliği için söylenen Tanrı'nın sözleri. Bu nedenle bunlar Tanrı'nın bize gönderdiği küçük söz taneleri aslında. O yüzden böyle bir isim düşündük.
Harf devrimi sonrası ülkeyi terk eden hattatlarla ilişkisi var mı?
K.Ü.: Kesinlikle yok. Terk eden hep kaybeder.
M.Ü.: Harf Devrimi'ni Atatürk yapmış ama üniversitelerde güzel sanatlar fakültelerinin de kurulmasını sağlamış. Atatürk o dönemde bunu bir sanat olarak ayırmış.
K.Ü.: Devrim şartlarında böyle radikal kararlar verilerek bazı şeyler yapılmalıydı. Ama keşke yumuşak bir geçiş sağlayabilseydik. 700 yıllık yazılı bir tarih ve onu okuyamayan bir kitle var. Bir de Asya ve Avrupa arasında köprüyüz diyoruz. Benim çocuğum Fransızca, Almanca biliyor ama Farsça bilmiyor. Doğunun edebiyat dili farklı. İkisini de bilseydik keşke.