88 yıllık tertemiz bir ömür...
Geçenlerde İzmir’in duayen işadamlarından Melih Gürsoy telefon etti; kendisiyle bundan 4-5 yıl önce yaptığım bir röportajın ilham verdiğini, buradan hareketle 240 sayfalık bir “hayat hikayesi” yazdığını söyledikten sonra ekledi;
Adresinizi verirseniz, size de bir tane imzalayıp göndermek isterim.
Göndermenize gerek yok, ben size uğrayıp alırım. Daha iyi olur... Hem de yıllar sonra bir daha görüşmüş oluruz.
Anlaştık...
Geçen pazartesi gittim. Tatlı dilli Melih Gürsoy’la hemen, kitap ağırlıklı bir sohbete daldık.
Geride tertemiz 88 yıl, 3 fabrika ve 5 şirket, iyi yetişmiş 2 kız evlat, 2 kız torun ve 10 tane de kitap bırakan duayen işadamı, anahtarları kızlarına ve damatlarına bıraktıktan sonra kendisini tamamen emekliye ayırmış.
Yüksek makine mühendisi ve ısıtma-soğutma alanında Türkiye’nin ilk uzmanlarından olan Melih Gürsoy’un, mesleki alandaki kitapları bugün saygın üniversitede referans kitap olarak okutuluyor.
İzin isteyip ayrılırken, hemen yanı başında duran kitap kolisinden bir tane alıp, ilk sayfasını özenle imzaladıktan sonra bana uzattı.
Kitabın ismi “Bir ömür böyle geçti-Anılar...”
Melih Bey’in kitabının önsözünün son cümlesi şöyle; “Dokuzuncu kitabımda olduğu gibi, bu kitap da piyasaya verilmeyecek, sadece kitapta ismi geçenlere ve arkadaşlarıma hediye edilecektir.”
Üç günde okuyup bitirdim.
Kitabı kapattıktan sonra, bir ömre bu kadar başarı, bu kadar onur, bu kadar eser, bu kadar anı nasıl sığar diye düşünmeden edemedim.
Öğrencilik ve yüksek lisans günleri ile ilk çalışma deneyimini kazandığı Amerika’dan Türkiye’ye, yıllarca fahri konsolosluğunu yaptığı Pakistan’dan dünyanın bilmem hangi ülkesine kadar...
İlk ve sonraki bürolarının, ilk ve sonraki evlerinin kapı numarasına, metrekaresine, komşularının isimlerine, cisimlerine kadar...
“Alllah haram lokma
nasip etmesin...”
Kitaptaki birçok anı anlatmaya değer de, Melih Gürsoy’u tanımayanlara rehber olması açısından bir tanesi ilgi çekici;
Yüksek Makine Mühendisi genç Melih, Türkiye’deki ilk iş yeri İller Bankası’nda çalışırken, tanınmış bir işadamından “ek iş” teklifi alır.
Devamını kitaptan aktaralım;
- ............ Bey “Bizde danışman olarak çalışır mısın?” dedi. Halen çalışmakta olduğum İller Bankası ile bir ilgisi olmayacaksa çalışabileceğimi söyledim. Şöyle bir durdu ve “Sizden tam istifade edebilmemiz için İller Bankası ile olan ilişkilerimizde de yardımınız gerekecek” dedi. Ben de böyle bir çalışmaya girmeyeceğimi, bu tür işlere alışık olmadığımı söyledim. Kızgın bir ifadeyle “Çok geçmeden alışırsın evladım. Bütün dünyada işler böyle yürür” dedi. Cevabım, “Allah bana haram ekmek yedirmesin ve rüşvet aldırmasın. Böyle bir yanılgıya düşersem, evvela benim canımı alsın” dedim ve işadamının ne söyleyeceğini beklemeden çıkıp gittim...
“Bir Ömür Böyle Geçti” isimli kitap, Melih Gürsoy’un iş hayatındaki üç ana prensibi ile bitiyor;
1- Bütün fabrikalarımın, firmalarımın kuruluşunda ve sonrasında bankalar ve finans kuruluşları dahil kimseden borç almadım. Hatta babamın “sermaye verme” teklifini bile reddettim.
2- Hiçbir zaman devletten vergi kaçırmak aklıma gelmedi. Devleti, bana iş yapma imkanı tanıyan bir ortak olarak kabul ettim ve hakkını verdim.
3- İlk bir tecrübe dışında, devletin ve resmi sektörün hiçbir ihalesine katılmadım. Yine de koyduğum hedeflerin tamamına vardım.
Melih Gürsoy kitabının ismini “Bir ömür böyle geçti” koymuş ama, ömür devam ediyor.
Allah kendisine daha nice sağlıklı yıllar versin ve bu tertemiz ömür sürüp gitsin...