Reklamcılık demokrasinin hizmetinde: 'No'
OSCAR ödüllerinde yabancı dilde en iyi film adaylarında son 5'e kalan, "No", Şili tarihindeki bir dönüm noktasına götürüyor bizi. Diktatör Pinochet, Batı dünyasından gelen baskılar sonucunda 1988'de halk oylamasına gitmeye karar veriyor. Pinochet'nin 8 yıl daha başkan olarak kalmasını isteyenler "evet", istemeyenler ise "hayır" diyecektir. "Hayır"cılara devlet televizyonunda her akşam 15 dakika propaganda süresi veriliyor. Ülkenin en başarılı reklamcılarından René Saavedra'ya (Gael Garcıa Bernal) da "Hayır" kampanyasının başına geçmesi öneriliyor. Siyasetin içinde aktif olarak yer almasa da, Pinochet'nin gitmesini isteyen Saavedra teklifi kabul ediyor.
Saavedra, muhalifler tarafından hazırlanan ve aslında çok doğru mesajlar veren politik filmi reddediyor ve reklamcılığın dilini kullanmak istiyor. Kampanyanın odağına, beklenenin aksine Pinochet'ye duyulan öfkeyi, muhaliflerin rövanş duygusunu, ülkenin karanlık, kanlı geçmişini değil, Şili'nin mutlu geleceğini koyuyor ve bunu herkesin anlayabileceği bir dille, dansla ve müzikle yapıyor.
Demokrasiye geçişi dahi Pinochet'nin sahiplendiği, herkesin Pinochet'nin rahat kazanacağını düşündüğü bir siyasi ortamda bu basit ama berrak "mutlu gelecek" fikri, "evet"çileri tek kelimeyle dumura uğratıyor. Karşılık vermeye çalıştıkça tuhaf, komik filmler, ve sloganların peş peşe geldiği bir kampanya çıkıyor ortaya... Bu arada, "Hayır"cılar üzerindeki devlet baskısı da artıyor.
"No"nun bence en güçlü yanı, aslında bir başarı öyküsü ve politik film olmasına karşın kampanya sürecini yorumsuz bir yaklaşımla aktarması. Filmde, Saavedra'nın stratejisi ya da başarısının nedenleri hakkında analizlere yer yerilmiyor, reklamcılık dilinin övgüsü yapılmıyor. Tüm bunlar, seyirciye bırakılıyor. Dolayısıyla, "No"yu gayet aktif bir zihinle seyrediyorsunuz. Mesela, siyasette bir tarafı "statükocu" konumuna sokmanın ne kadar büyük bir avantaj olduğunu düşünüyor; seçmenlerin, geçmişi değil, geleceklerini düşünerek oy kullandıklarını ve özellikle çocukların istikbalinin bütün ideolojilerin önüne geçtiğini anlıyorsunuz. Zaten finalde kampanya ofisini terk eden Saavedra'yı takip eden kamera, onun her şeyi çocuğu ve kendisi için yaptığını ima etmiyor mu? Kampanyayı rezil bulan entelektüellere ve tutucu muhaliflere başından beri kulaklarını tıkamasının nedeni, nasıl kazanılacağını bilmesi değil mi?
TOZLU ARŞİVLERDEN ÇIKMIŞ GİBİ
"No" sanki 2012'de değil, 1988'de çekilmiş ve arşivlerde beklemiş bir TV filmi gibi duruyor. Yönetmen Pablo Larrain, bu duyguyu yakalayabilmek için 1980'li yılların artık müzelik olan U-Matic adlı analog video formatını kullanmış. Seyirciyi gayet dar bir ekranla baş başa bırakan ve kolay kolay hiçbir profesyonelin cesaret edemeyeceği bu görsel tercih, belki berraklığı yok edip renklerin canlılığını öldürüyor ama filme şaşırtıcı ve rahatsız edici bir gerçeklik hissi katıyor.
"No", yönetmen Pablo Larrain'in objektif yaklaşımı sayesinde "reklamcılık ve siyasi propaganda ilişkileri" üzerine çekilmiş en iyi filmlerden biri. Sadece sinemaseverlere değil sosyal bilimlerle ilgilenen herkese öneririm.