'Kızım senin yüzünden evlenemedi!'
SABAH yürüyüş yaparken, emekli matemetik öğretmeni çok tatlı bir “teyze”
yolumu kesti ve bana aynen şöyle dedi: “Kızım hatta torunum senin yüzünden
evlenemedi!” İlk duyduğumda şoke oluyorum fakat zekâsı ilerleyen yaşına rağmen hâlâ pırıl pırıl kalan esprili “öğretmenim”, hemen açıklık getiriyor; korkma, olasılık
hesabı ile gerçek hayatı birleştirdiğin yazından bahsediyorum...
Değerli dostlar, bu yazı çok tartışıldı ve en önemlisi hâlâ benim düşüncemde
“cebelleşme” devam ediyor. Matematik kesinlik ile “olmaması gerektiği halde
her gün düzen içinde olanlar” gerçek ile mucize arasındaki ince çizgiye dikkat
çekiyor... Aslında her şey bir mucize veya belki de “mucizeler sadece
düşüncelerde”! Herneyse... Öğretmenim kafamı karıştırdı, ben de sizlerin kafasını bulandıracağım ve bugün izninizle “matematik kesinlik”le bakınca “olması imkânsızlar” kavramını hayatın her alanında, ekonomiden-siyasete sorgulamaya yeniden açacak ve o yazımdan çok küçük bir bölümü yeniden paylaşacağım...
Bu “matematik kesinliğe” işaret eden bölüm sonrası, sizler de lütfen kendinize sorun; olasılık ne kadar düşüktü ama hayatınızda neler oldu?
İşte o yazıdan bir bölüm: ... Ayşe neden evlenmiyor veya “istediklerimiz” neden
olmuyor! Siz de “kendinize” göre aşağıdaki listeye bakın ve hesabınızı yapın!
Detaya geçmeden “matematiksel” olarak kullanacağımız bir “gerçeği”
tarif etmem gerekli. Bir olayın “hayata geçme-meydana gelme-gerçekleşme” olasılığı, başka bir olaydan etkilenmiyorsa; “bunlara birbirinden bağımsız olaylar”
diyoruz. Örneğin “hem kırmızı” hem de “ön camı çatlak” bir araba bulma ihtimalimiz birbirinden “bağımsız” ve “aynı anda” gerçekleşme “ihtimali” matematiksel olarak birbirinin çarpımına eşit... Şimdi gelelim Ayşe‘nin “neden” evlenmediğine! Soralım; Ayşe, evleneceği kişide ne arıyor?
1- Ayşe, iyi bir bankada “yönetici” ve 4.000 TLkazanıyor... Aradığı kişinin “kendinden fazla kazanmasını” istiyor... Türkiye’de her 10 kişiden ancak 2’si “ayda 4000 TL’nin üzerinde kazanca” sahip!
2- Aradığı kişinin 30 yaşın üstünde ama 42 yaşın altında olmasını istiyor. Türkiye’de bu aralığa girenleri sayısı her 10 kişide ancak 2 kişi.
3- Üniversite mezunu olsun istiyor. Hatta “master” istiyor. Üniversite mezunu yine 10 kişide 2 kişi, master da eklersek 10’da 1’in altına iniyoruz.
4- Sigara içmeyen arıyor. Burada şanslı.10’da 5’lik bir “içmeme” oranı
hâlâ var!
5- Boyu “Türkiye standartlarına” göre uzun olsun istiyor. 10 kişide 2 kişi “uzun” denebilecek bir boya sahip.
6- Fiziki görünüşü “düzgün” olsun en önemlisi “kilolu” olmasın istiyor. Yine
aynı şekilde 10 kişide 3 kişi “normal” bir “zayıflığa” sahip. Daha birçok “özellik” var
ama “onları” saymadım! Şimdi bu standart gibi görünen özellikle gelin bir
hesap yapalım... Ne demiştik; “birbirinden bağımsız olayların gerçekleşme
ihtimali birbirinin ihtimal değerlerinin çarpımına eşit!” Formül ve sonuç çok açık: Ayşe‘nin aradığını bulma olasılığı yukarıdaki “olasılık” ifadelerin birbiriyle
“çarpımına” eşit! Evet, bu “standart” veriler ile birlikte düşünüldüğünde, içinde “fiziksel, bölgesel, kültürel” başka detaylar olmadığında bile çıkan sonuç yaklaşık 1/8.000-10.000 aralığı... Daha değişik bir ifadeyle: 8 bin ile 10 binde 1 kişi “aradığı” kişi olma “potansiyelini” taşıyor! Buna “az bulunan” örneğin, 2/10’luk bir özellik eklediğimizde 50 binde 1 kişiye, bir özellik daha eklediğimizde 100 binde 1’lere kadar çıkabiliriz... Burada bir not düşeyim; “Ayşe’nin tam istediklerini” matematiksel olarak yazınca “440 binde 1” çıkar net sonuç! Peki Türkiye’de 40 milyon erkek ve ortalama 1/50.000’lik bir “aradığınızı bulma katsayınız” varsa, size uygun kaç “eş” var? O da çok açık ve net; 40 milyon/ 50 bin! Yani sizin istediğiniz “her şeyi olan sadece” 800 kişi var... Değerli dostlar, konunun özü, yazının “çok kısa bir özetini” sizlere aktardım... Bu noktada soralım; matematik kesinlik ile “olmaması gerekirken olanlar” arasında nasıl bir “denklem” yazılabililir? İşin “sübjektif” kalan ve anlayamadığımız, eldeki bilgi “sınırları” ile belki de asla anlayamayacağımız kısmı da burası! Bilinmezlik sınırı var ve “kendi matemetiği” var!
SONUÇ: Yaşadığımız “gerçekler” ile “beklentilerimiz” her alanda uyuşmayabilir! Matematik bilimi bizi “ümitsizliğe de” itebilir! Ama bir de gerçek var:
matematik “olmaz” der ama mucize gibi bir anda oluverir! Bilim buna kuantum, kaos, belirsizliğin çökmesi der, Din ise kader! Olmaz denen bir anda oluverir! Daha açık yazayım hatta “bilim adamlarından” gelecek “sübjektife doğru kayma” riskini de göze alayım; sayıların bittiği yerde, bizim aklımızın ermeyeceği başka dinamikler başlar!