Başkan'dan yakışıklı bir çilek sözü!
Üstelik parasını da çileğin kendisi ödeyecek! Barış Erkaya yazdı...
Dile kolay 27 yıllık bir tarihin bitişini izledik son aylarda. Şu anda bile yazarken İMKB'ye giden dilimiz bundan sonra daha küresel bir isme adapte olmaya çalışıyor. Borsa İstanbul...
Batanlar, zengin olanlar, servet kazananlar, emekli ikramiyesini kaybedenler, ev-araba batıranlar, yalıların, son model arabaların sahibi olanlar... Çeyrek yüzyıllık tarihine iyi veya kötü sayısız insan hikayesi sığdırmış bir borsa, yeni başkanıyla, artık anonim şirketi dönüşmüş ve hızla kamunun sahipliğinden çıkıp bölgesel ve belki de küresel bir güç olmak hedefi için canhıraş çalışmalara başlamış.
Borsa İstanbul'un Başkanı ve Genel Müdürü İbrahim Turhan ve Borsa İstanbul'un operasyonel kadrosu ekonomistler, ekonomi basınıyla bir araya geldi.
"Onu dedi, bunu söyledi, şunu iddia etti"lerden öte ben biraz bu toplantının atmosferinden bahsedeyim. Nasıl olsa en azından orada bulunan 20 katılımcının yayınlarında aynı şeyleri okuyacaksınız. Fakat bu toplantının bence en kritik noktası, Borsa İstanbul'un Başkanı İbrahim Turhan ve yanında oturan operasyonel yöneticilerin vizyonları, ruh halleri, tavırları.
Neden mi?
İstanbul, Borsa İstanbul'u da merkezine koyarak bölgesel bir finans merkezi olmak iddiasıyla yola çıktı. Bunun için her ne kadar görünürde özerkse de kamuya göbekten bağlı bir KİK olmaktan çıkıp Borsa İstanbul A.Ş.'ye yani bugün gördüğünüz herhangi bir holding veya sanayi şirketi gibi özel bir yapıya çevrildi.
Yönetimi neredeyse tamamen değişti. Özelleştirme sırada, birazdan anlatacağım gibi yabancı ortaklar yolda.
Fakat bölgesel bir finans merkezinin kalbi olabilmek için, örneğin Londra Borsası, Çin Borsası, Hint Borsası gibi bir güç haline gelebilmek için gereken en önemli şeylerden biri vizyon ve bu vizyonu taşıyacak profesyonel ekipler.
10 BÜYÜK EKONOMİDEN BİRİNİN BORSASI OLMAK...
Bugüne kadar borsa başkanlarının sayısız toplantısına katıldım. Çoğunda dikkat çeken nokta, "Amman suya sabuna dokunmayayım, üzerime vazife olmayana karışıp başıma bela almayayım" psikolojisiydi. İşte bu yüzdendir ki, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası 27 yılda 500 şirkete bile ulaşamadı.
1992 yılında kurulan Hint Borsası bugün 13. trilyon dolardan fazla piyasa kapitalizasyonuna ve kote 5195 şirkete sahip. Dünyanın en büyük 11'inci borsası.
1990 yılında kurulan Çin Borsası, 2.7 trilyon dolarlık piyasa değerine sahip. Hem de yabancı şirketlerin piyasaya giriş çıkışına getirilmiş olan yasağa rağmen.
Elbette, bu sıralamalarda bu ülkelerin ekonomik güçlerinin de büyük etkisi var. Fakat son 10 yılda Türkiye ekonomisinin Avrupa'nın kurucu ülkelerinin birçoğunu geride bırakan ekonomik performansına 1 milim bile paralel hareket edememiş bir borsa performansı, İMKB'nin rekor getirilerine rağmen sağlanamamışsa, burada vizyon eksikliğini artık kabul etmek gerekiyor.
Polonya Borsası'nda bile 23 yabancı şirket işlem görürken, bölgesel güç olma hedefi olan bir borsada sadece 1 yabancı şirketin, o da son birkaç yıldır, işlem görüyor olmasını başka şekilde izah etmek pek mümkün görünmüyor.
O halde izlenimlere geçelim. Yeni yönetimde "kendine güven" görüntüsü var. Elbette hükümetten tam destek almış olmanın da etkisiyle belki yabancılara cüretkâr gelebilecek bazı teklifler ve görüşmeler yapıyorlar.
Bunun kanıtı, aşağıda yazacağım ayrıntılarda...
BORSA İSTANBUL'A YAKIŞIKLI BİR ÇİLEK...
Borsa İstanbul adıyla planlar yapılmış. Başkan İbrahim Turhan, stratejiyi adım adım açıklıyor.
Piyasanın tüm ayaklarını dikey entegrasyonla bir araya toplayan Borsa İstanbul için stratejik ortaklıkları yavaş yavaş duymaya başlayacağız.
Bunlardan ilki Galatasaray Başkanı Ünal Aysal'ın dilimize kazandırdığı jargonla anlatmamız gerekirse önce bir yakışıklı yabancı ortak. Yani bir çilek transfer edilecek Borsa İstanbul'a ortak olarak.
Stratejik ortaklıkta genel müdür yardımcıları Başkan Turhan'ın verdiği yetkiyle önce teknolojik altyapıyı kuracak olan global bir devle görüşmelerini sürdürüyor.
PROGRAMIN PARASINI PROGRAMI YAPANA ÖDETECEKLER
Birçok bölgesel borsaya teknolojik altyapıyı kuran bu borsa işletmecisinin ismini alamasak da, görüşmelerde bu program geliştiricisiyle anlaşmada son aşamaya geçildiğini öğreniyoruz.
Turhan, bu şirketle görüşmelerde karşı tarafın önce Borsa İstanbul'un kendilerine yaptıkları teklifi duyunca önce güldüklerini söylüyor. Neden güldüklerini anlatalım.
Çünkü hiçbir program veya yazılım geliştiriciye kolay kolay kabul ettiremeyeceğiniz bir teklif yapıyor Borsa İstanbul. Program geliştiricinin Borsa İstanbul için yazacağı programın kaynak kodlarını da istiyor.
"Türkiye'nin EFT sistemi çöktü, çözmek için Londra'daki uzmanın kahve keyfini bekledim"
Sebebi ise Turhan'ın Merkez Bankası'nda çalıştığı dönemde yaşadığı bir kaos. "2011 yılının Haziran ayında Türkiye'nin koca EFT sistemi çalışmadı. Çözebilmek için Londra'daki bir uzmanın kahve molasını bitirip telefonunu açmasını beklemek zorunda kaldım" diyor Turhan. Bu nedenle de Borsa İstanbul bu şirketten sadece kaynak kodlarını istemekle kalmıyor, "aynı zamanda nasıl uyarlanacağını da öğrenebilmeli ve geliştirip üçüncü taraflara satabilmeliyiz" diyor. İlk başta gülselerde Borsa İstanbul'un bu konuda şaka yapmadığını farkeden şirket, bunu kabul ediyor.
Fakat pazarlık süreci bununla da bitmiyor. Borsa İstanbul bu programın kendisine parasız yapılmasını istiyor. Bunun yerine geliştirici şirkete ortaklık öneriyor. Karşı taraf, "Siz bizim paramızla bizim programımızı satın almayı öneriyorsunuz, Bu mümkün değil" dese de pazarlığın sonucunda o da mümkün oluyor.
Son nokta ise yönetim kuruluna da geliştirici şirketten bir üye isteniyor. Amaç ise mesuliyeti paylaşıp sıkıntılı bir durum yaşanırsa sorumlu bir muattabı sürekli el altında bulundurmak. İşte pazarlığın son noktası bu. Bu kilidin de çözülmesi halinde imzalar atılacak. "Yılın ortalarında belki biraz gecikmeyle de olsa bu konuda güzel haberler vereceğiz Türkiye'ye" diyor Başkan Turhan.
SICAK PARAYI İSTANBUL'A GÖBEKTEN BAĞLAYACAK HİSSE SATIŞLARI
Bu imzanın atılmasının yanında uluslararası finans merkezi vizyonunu sağlayacak piyasa yapıcılar ve likidite sağlayıcıların Borsa İstanbul'a ortak edilmesi planlanıyor.
Son aşama ise (bence en kritik noktalardan biri bu) dünyada dolaşan milyarlarca dolarlık sıcak parayı Borsa İstanbul'a göbekten bağlayacak özel yatırım fonlarının da Borsa İstanbul'a üye olmasını sağlamak.
"DOĞRU FİYATLA ÇÖP BİLE SATABİLİRSİNİZ"
Sorunun doğru tespiti ve harekete geçme konusunda da Borsa İstanbul yönetiminin hakkını vermek lazım.
Bu konuda çoktan zaten harekete geçilmiş. Bugüne kadar yapılan halka arzların niteliği konusunda Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın "ölçü kaçmış" yorumu yapması, halka arz seferberliğinde ciddi strateji hatalarının yapıldığını da çok açık bir şekilde gösterdi. İbrahim Turhan, son dönemde yaşanmış olan süreci "Sermaye piyasasının kurallarını doğru işletmezseniz problem çıkar. Fakat doğru fiyat olursa çöp bile satabilirsiniz. Tabii ki yatırımcıyı kandırmamak şartıyla" sözleriyle özetliyor.
TÜRKİYE'NİN "EN BÜYÜK" 120 ŞİRKETİ BORSAYA GELECEK!
Borsaya gelen şirketlerin niteliğinden çok sayısına odaklanılan seferberlik, aslında son yıllarda borsada yaşanan bir fiyaskonun da fitilini ateşlemiş oldu.
Borsa İstanbul yönetimi ise tamamı Türkiye'nin en büyük 500 şirketi sıralamasında olan 180 şirketin kapısını çaldı. Bunlardan 60'a yakını 2015'e kadar, bir diğer 60'ı da 2018'e kadar hisse senetlerini borsada halka arz etmek için karar vermiş.
Yani artık olması gereken, Türkiye'nin en büyük şirketleri hedef tahtasına konmuş durumda.
10 ARACI KURUM SEFERE ÇIKIYOR!
Bölgesel finans merkezi olmanın olmazsa olmaz koşullarından bir diğeri ise bölgedeki büyük şirketleri de İstanbul'da kote olmaya ikna etmek.
Bunun için özellikle Mısır Borsası'yla işbirliği yapılırken Turhan bir diğer önemli açıklamayı da yaptı. 8 aracı kurumla mutabakat metnini imzaladık, 2 tanesi de yolda. Toplam 10 aracı kurum, bölgede bulunan Türk şirketleri dışındaki şirketlerle tek tek görüşerek Borsa İstanbul'da kote olmaları için road show yapacak.
DÜNYA BANKASI'NIN WASHINGTON DIŞINDAKİ İLK ARAŞTIRMA MERKEZİ GELİYOR!
Bu arada bir müjde daha geliyor Turhan'dan. Dünya Bankası ile yapılan bir anlaşmaya göre Dünya Bankası'nın Washington dışındaki ilk araştırma merkezi, Borsa İstanbul'un kampusü içinde kurulacak.
Tüm bunları anlatırken İbrahum Turhan aslında oldukça rahat. Kendine güveniyor. Tepki çekeceğini bilse bile bildiğini söylemekten şaşmıyor. Örneğin geçmiş yıllarda yaşanan borsa mağduriyetleri için (bunu batan şirketler için söyledi) "Borsada yatırım yapmak, hissesini aldığınız şirkete ortak olmaktır. Neye yatırım yaptığınızı bilmezseniz sonuçlarına katlanırsınız" diyerek, belki de tepkileri üzerine çekecek bir sözü etmekten sakınmıyor.
Örneğin bir gazetecinin "Borsa İstanbul ismi yerine Türkçe dil kurallarına daha uygun bir isim bulunabilirdi" itirazını da dil bilgisi tartışmasına girerek hafifletmeye çalışabilecek kadar inatçı.
Doğru eleştiriyi ise "çok haklısınız" diyerek kabul edip gereğini yapacağını söyleyecek kadar objektif.
Fakat daha gidilecek çok yol var. Borsa İstanbul, henüz birkaç aylık. Türkiye ve borsası, uzun yıllardır bir krizle de karşı karşıya kalmıyor. Küresel krizden yükselerek sıyrılan borsada piyasa ekonomisinin kaçınılmazı olan bir kriz anında yapılacak kriz yönetimini henüz görmüş değiliz. Bu izlenimin son bölümünü (umarız asla yaşanmazyacak) bir kriz dönemine bırakıyoruz.
Tüm bunlardan sonra umuyoruz, planlar tutar ve Türkiye, dünyanın 10 büyük ekonomisinden birine yakışır bir borsaya sahip olur. Paranın bölgesel kalbi haline gelmek, Türkiye'yi bugünkü "Kredi derecelendirme kuruluşları notumuzu artırır mı artırmaz mı" gibi bir gündemden de çıkarır.