Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Bırakın otomobili, bisikletin bile yasak olduğu bir Yunan adasındaydım. Bilen biliyor zaten, bilmeyene vizesiz seyahat kapsamının dışında olduğunu söyleyeyim bir de “Dance Me to the End of Love” diyeyim. Koylara deniz taksi ve dolmuşlarıyla ulaşılıyor, insanlar epey tepelerdeki evlerine de yürüyerek gidiyor. Dik yokuşlar ve epey basamak var. Adada belediyeye ait sadece dört tane otomobil bulunuyor ama bugüne kadar kullanıldığını görmedim. Tek motor gürültüsü günün belli saatlerinde dolaşan çöp kamyonu. Bu adada motor gürültüsü duymadan yaz tatili yapmak adeta tekne seyahatine eş değer gibi. Bu sayede adanın karakteri de korunuyor. Umarım gelmezsiniz.

        Adaya her gün bir dolu tekne yanaşıyor. Bazıları dev seyahat gemileri, bazıları Pire limanından kalkan feribotlar. Daha çok Atlantik ötesi seyahatlerde kullanılacak valizlerle adaya tatil yapmaya gelen turistleri görünce, sanki birkaç gün içinde adanın yerlisi olmuşum gibi, içimi nefret kaplıyor. Hafif seyahat eden biri değilim, ama buraya sadece sırt çantasıyla geliyorum çünkü giyinip süslenmeye gerek yok. Dahası, çok eşya lojistik olarak da problemli. Merdivenlerden sürüklemek, güneşin altında yokuş yukarı taşımak işkence. Yükü sırtlayanlarsa adadaki nakliye işlerinden sorumlu hayvanlar: at, eşek ve katırlar.

        YÜK HAYVANLARIN SIRTINDA

        Adada ev sayısı sınırlı. Yunanistan’ın ise Atina’ya dünyanın en büyük alışveriş merkezini yapmaya hazırlanan, rezidanslardaki daireleri milyonlarca dolara şimdiden Arap sermayesine satan bir hükümeti var. Taksi şoförü gururlanarak anlatıyor bu inşaat hamlesini, aşina olduğum başka bir ülkenin 15 sene öncesindeki taksi şoförleri gibi.

        Ama Yunanistan’ın inşaatla ekonomisini kalkındırma yanılgısına düşen sağcı hükümeti bile buraya dokunamıyor. Bu durum da mesela ev almak isteyenlerin elini kolunu bağlıyor. Kaynaklar kısıtlı, evlerin çoğu yıkık dökük ve bakıma muhtaç.

        Adada sıfırdan inşaat yapmak için üç ayrı kuruldan onay gerekiyor, çıkması en az bir sene sürüyor. İnşaata turizm sezonunun sonunda izin veriliyor. Adada otomobilin geçtiği tek ana yoldaysa mülkünüz, şanslısınız; diğer bütün evlere, bu adayı meşhur eden ozanın evinin olduğu sokaklara da, eşeklerle nakliye mümkün.

        Hemen hemen bütün Ege adalarında olduğu gibi burada da gündüz iç mekanda klimasız durmak imkansız. Klimaları da Atina’dan sipariş veriyorsunuz, adanın nakliye tekeli yük gemisiyle limana getiriyor ve eşekler taşıyor. Bulaşık ve çamaşır makineleri, buzdolapları, karyolalar, bahçe mobilyaları vs. de dahil bu hayvanların sırtına bindiriliyor.

        Tassos’a “Zavallı eşekler,” diyorum.

        Well,” diyor. “İnsanlar da yük taşıyor.”

        “Zavallı eşekler” ifadesi Türkiye’de zaman zaman akıl hastalığının sınırında dolaşan hayvan severler yüzünden bilinçaltıma işlemiş olmalı. Refleks olarak ağzımdan çıkıverdi. Atların, eşeklerin, katırların yük taşıdığını düşünüp üzülürken pek azımız insanların da yük taşıdığını, bizim rahatımız için pek çoğumuzun etrafımızda görmek istemediğimiz o tabakanın çok zor şartlarda emek verdiği gerçeğini yok sayıyoruz. Bugüne kadar hamallık yapan hiçbir insana acındığını görmedim. Dört kat merdivenle gardırop buzdolabı taşıyıp yerleştirenlere en cömert olanımız bozuk paraları bahşiş verip kendi vicdanını rahatlatıyor.

        Ama, genel olarak duygusal tepkiler vermemeye çalışan ben bile, bu adada eşekleri gördüğümde “Zavallı hayvanlar,” diyebiliyorum. Belki bu da benim kendimi vicdanlı olduğuma inandırmamdır.

        Alternatifi motorlu araçlar, nakliye kamyonları, motor gürültüsünün arasında birbirine bağırıp çağıran insanlar olamaz herhalde. Adaya yanımızda fazla yük almadan gelmek, kaldığımız yer ne kadar uzak olsa da yürümek, merdivenleri tırmanmak, bir gün bile şuradan şuraya eşek veya atla gitmemek bireysel olarak yapabileceğimizin asgarisi.

        BÜYÜKADA ÖRNEĞİ

        Gerçi Türkleri memnun etmek ne mümkün… İstanbul’un adalarında bugüne kadar ulaşım faytonla sağlanıyordu, at arabaları adaların simgesiydi. Ancak atlara işkence edildiğine dair servis edilen birkaç görüntünün ardından yine toplu bir hayvansever isyanıyla adalılar ayaklandı. Türkiye’de sol, muhalif, sözde bilinçli kesim bile sadece hayvanlar söz konusu olduğunda infiale geliyor. Başka hiçbir konuda sesi gür çıkmıyor, en fazla ışık açıp kapatmayı eylem zannediyor.

        Atlara zulmeden zihniyet büyük ihtimalle hamallara da zulmediyordur oysa. En azından Türkiye’deki inşaat işçilerinin iş güvencesi ve asgari insani şartlar altında yaşamadığını ölümlerden biliyoruz. Ama bir inşaat işçisi öldü diye kimse ortalığı ateşe vermiyor. Ama hayvanlar sahte duyarlılığın doruk noktası.

        Atlara zulmedildiği için faytonların yasaklanmasını isteyen ada halkı evine yürümekten de pek hoşnut değil ama. Kimse açık açık söyleyemiyor ama gelen gideni fena halde arattı. Güney Asya sokaklarındaki benzer tuk-tuklar ve belediyenin gerçekten çirkin ve “azmanbüs” olarak adlandırılan elektrikli minibüslerle ada tamamen karakterini kaybetti. Bu çirkinlikte belediyenin rolü kadar sahte hayvansever duyarlılığın etkisi hiç konuşulmuyor.

        Bir yanda, Cumhurbaşkanı olmak için alt sınıfların oyuna muhtaç, onlara hitap eden popülist politikalarla adaları kitle turizmine açmaya niyetli bir belediye başkanı var. Beyaz Türkler zaten seçeneksiz ve cepte olduğu için ne düşündüklerinin önemi yok; adalara akın eden “halk” oy deposu. O yüzden adanın karakteri yerel yönetimin umurunda değil, önemli olan mutlak siyasi hedef.

        Ama diğer yanda da ne istediğini bilmeyen bir kitle var. Hayvan seviciliği konusunda çok duyarlı olduğu için atların kullanılmasına karşı. Ama evine yürümek, yükünü sırtlamak da istemiyor. Elektrikli minibüse de karşı. Tavanı yıldız desenli Mercedes minibüs uygun mu?

        YUNAN ADALARININ FARKI

        Yunan adalarının bizden farkı sadece iyi korunması değil, devletin ve milletin ne istediğini bilmesi. İnşaat meraklısı bir hükümet bile nereye dokunmaması gerektiğini biliyor, çünkü gelenek ve kültür ondan binlerce yıl öncesine dayanıyor ve ondan binlerce yıl sonra da devam etmesi gerektiği içselleştirilerek grev yapılıyor. Halk ise elmalarla armutları ayrıştırmasını biliyor.

        At, eşek ve katırlar ağırlıklı olarak iş hayvanlarıdır. Ona göre yetiştirilir, ona göre beslenir ve kullanılırlar. Bu onlara sık sık zulmedilmesi, 24 saat üzerlerine yük bindirilip işkence edilerek istismar edilmeleri anlamına gelmez.

        Bu Yunan adasında gece tek bir hayvan görmek mümkün değil; onların da çalışma, beslenme ve dinlenme saatleri var. Yerel yönetimlerin önemli bir görevi çözüm olarak adaya elektrikli minibüs çirkinliği getirmek değil, katı denetimi sağlamak.

        Eşeklerin dinlenme saatinde hanım gece çay bahçesinden ta tepedeki evine nasıl dönecek? Ya bir zahmet yürüyecek, eğer yürüyemiyorsa da evinden çıkmayacak. İnsanlarla olduğu gibi hayvanlarla da bir arada yaşamak hepimizin hayatta bazı rolleri olduğu esasına dayalı. Bu sosyal kontrat zaman zaman fedakarlık yapmamızı, sadece kendi çıkarlarımızı ön planda tutmamamızı şart koşuyor. Hemen yanı başımızdaki “komşu” bize mesafe olarak çok yakın, ama bir yandan da binlerce yıl ileride.