Bodrum'daki bar canavarları
BENİM anca Talimhane'deki efsanevi Seventh House döneminde yakalayabildiğim işletmeci Şeniz Bengüer, gece hayatına ara verip Bodrum'a yerleşmişti. Bir iki sene suskun kalıp, yanına Seda Ezginer'i de alıp Barbeast'i açtığını duymuştum ama Bodrum tatiline otelden çıkmama gibi bir umutla gittiğimden, pek gitme planı yapmamıştım doğrusu. Ama kaldığım otelde tanıştığım iki Las Vegas'lının birden "Barbeast'i gidip görmelisin" demelerine şaşırdım tabii. Sonuçta çakma Piramitler'i ve Eyfel Kulesi olan bir şehirde ne eksiktir ki diye düşünürken, Barbeast'in içinden girer girmez olayı çözdüm; tabii ki tek eksik huzur! Mekân sade bir şekilde döşenmiş kendinizi arkadaşınızın bahçesinde hissedin diye... Bu kadar Şeniz'den bahsetmişken, Barbeast'i bildiğiniz gece kulübü zannetmeyin. 21.00 gibi yemeğe gidebileceğiniz, sonrasında müziğin değişmesiyle dansınızı da edebileceğiniz bir keyif mekânı olarak tanımlamak en iyisi. Benim gittiğim gece U.F.U.K çalıyordu, ne eğlenceliydi anlatamam. Yemek konusunda ise öyle hafif geçmemek lazım. Istakozundan ördeğine her şey mönüde mevcut. Thai etli pirinç makarnasını ve kapari soslu dil balığını birinci elden önerebilirim. Biliyorum artık Bodrum tatillerinde merkeze inmek fena halde 'out' ama Barbeast için marinaya gitmek 'in'!
***
Bodrum sanatı
'CASA dell'Arte' yani 'Sanat Oteli'ni duymuşsunuzdur. Dünyanın dört bir yanından gelen ciddi mültimilyarderlerin kaldığı bu otelin her köşesinde ve odasında ayrı sanat eserleri sergileniyor. Koleksiyonerler Torba'ya geldiğinde hem lüks bir otel konforunu yaşayıp hem de sanat eserlerinin sayısını artırabiliyorlar. Otelde kalıp bir Komet tablosunun altında uyumanız, Robert Montgomery eserine karşı şarabınızı içmeniz mümkün. Otelde şu anda yapılan 'Stuck in The Middle With You' isimli serginin hikâyesi ise bir hayli ilginç. Sezondan önce otelde kalan beş sanatçı, mekândaki villalara kapanıp, birbirinlerinden etkilenmek kaydıyla eserler ortaya çıkarıyormuş. Bunlar da sonra otelde sergi haline dönüşüyormuş. Düşünsenize; Bodrum'un doğal güzelliği birçok sanatçıya ilham kaynağı oluyor. Açıkçası ben Ginou Choueiri'nin eserlerine bayıldım. 10 Ağustos'a kadar Casa dell'Arte'de olan sergiyi tüm koleksiyonerlere öneririm.
***
Ne yaptın Candan?
CANDAN Erçetin 'Aranjman 2011' adında bir albüm çıkardı. Bu tarz albümlerden artık fenalık gelmiş olsa da, Candan hatrına dinledim tabii. Aman Tanrım o da ne, yeniden yorumladığı şarkıları sayıyorum sıkı durun: 'Memleketim', 'Dünya Dönüyor', 'Deniz ve Mehtap', 'Her Yerde Kar Var', 'Karlar Düşer'... Bana yazarken fenalık geldi, eminim size de okurken. Yanlış anlaşılmasın, pop dünyasında iz bırakan şarkılara kötü deme gibi bir hadsizliğim olamaz. Sadece bu şarkıları çocukluğumdan beri o kadar çok kişiden duydum ki; devlet başkanlarımız bile, mikrofonu ellerine aldıklarında bu şarkıları söyler. Hal böyle olunca Candan'dan da dinlemenin hiçbir artısı kalmadı. Candan'dan dinlemek bile keyif vermiyorsa, bu şarkıların kullanım süresi çoktan dolmuş demektir zaten. Albümün tek eksiği 'Samanyolu' olmuş bence. O da olsaydı albümün adı 'Bıktığımız Şarkılar' olarak değiştirilebilirdi...