Çözülemeyen sır!
Hep merak ediliyor ama...
HABERTURK.COM
Bazısı Lokman Hekim'in bazısı Sarı Kız'ın öyküsünü anlatır... İçlerinde Kız Kulesi vardır ki, onun öyküsü hiçbir şeye değişmez... İşte Anadolu'da dilden dile yayılan o efsaneler...
Anadolu efsaneleri
ADANA EFSANESİ- LOKMAN HEKİM: Lokman bütün otların ve çiçeklerin dilinden anlarmış. Çiçekler otlar hangi hastalığı iyi edeceğini Lokman'a söylermiş. - O da her hastalığı iyi eden ilaçlar yaparmış. Bütün dünyayı dolaşan lokman Çukurova'nın bereketli topraklarında herşeyin - yetiştiğini görünce, Seyhan Nehri'nin kenarındaki bölgeye yerleşmiş. -
Lokman, hastaları iyileştirmiş. Halk, Lokman'dan ölümsüzlüğün ilacını yapmasını istemiş. Lokman da Çukurova'da dolaşarak ölümsüzlük sağlayacak bir bitkinin peşine düşmüş. Dolaştığı bir gün bir çınarın altında uyuya kalmış. - Uykusunda bir ses duyup uyanmış "Lokman bunca zamandır arayıp taraman bitsin. Ben ölümün ilacıyım. - Bundan sonra insanlara da hayvanlara da ölüm yok" diye seslenen otun yanına koşmuş ve ilacın nasıl yapılacağı konusunda söylenenleri bir bir yazmış. - Otu da kopararak düşmüş yola. Nehrin ağır ağır aktığı köprü üzerinde durmuş. -
Defterine yazdıklarına göre, ölüm ilacını yapmaya koyulmuş. Tam bitireceği sırada görünmez bir el, bir vuruşta defteri de ,otu da uçurarak suya düşürmüş. - Lokman bu yüzden ölüme çare olacak ilacı yapamamış. Otlar da bundan böle ondan küsmüşler.
ADANA- ŞAHMERAN: Adana Misis çevresinde yaşayan beylerden biri, çaresiz bir derde düşer. - Yapılan ilaçlar fayda etmez. Bir doktor beyi iyi edebilecek ilacın yılanlar Şahı Şahmeran'ın gözleri olduğunu söyler. - Ama kimse Şahmeran'ı bulamaz. Yılanlar Padişahı insanoğullarından birine büyük bir iyilikte bulunarak, - onu yılanların sokup öldürmesinden kurtarmıştır. -
Halk, Şahmeran'ın saklandığı yeri haber verir. - Yılanlar padişahı Misis'te ki bir hamamda saklanmaktadır.
Şahmeran'ı yakalarlar ve öldürürler gözlerini oyarlar. Bu gözleri yiyen bey iyi olur. - İşte bu yüzden yılanlar Misis'i basacaklar denilmektedir.
AYDIN- MENDERES NEHRİ EFSANESİ: Anabelen Vadisi'nde Meander adında birisi yaşamaktaydı. Meander, çok cesur bir askerdir. Bu nedenle komutan olur. - Bir süre sonra ordusunun başına geçerek Pesinünt Kenti(Friglerin dini merkezi) üzerine yürür.
Kanlı bir savaş sonunda Meander'in ordusu yenilir. - Yenik düşen Meander tapınaklarındaki hazineleri, değerli eşyalarını ve tüm varlığını askerlerine dağıtır. - Tanrıça aklını büsbütün başından alır. Meander iyice çıldırır. -
Karısını ve oğlunu öldürür, sonra da yüksek bir kayadan kendini Anabelen Irmağı'na atar. - Irmak o günden sonra "Meander" Menderes adını alır. - -
BALIKESİR- SARI KIZ EFSANESİ: Edremit'in Küre Köyü'nde yaşayan Sarı Kız'ın güzelliği dillere destandır. Bu özelliğinin yanında ayrıca iyi kalpli ve yardım etmeyi seven bir insandır. - Bu yüzden herkes Sarı Kız'ı kıskanır. Bir gün Sarı Kız'ın babası Hac ziyaretini gerçekleştirmek için buradan ayrılır. Ancak bu süre içinde Sarı Kız hakkında herkes kötü konuşmaya başlar. - Baba döndüğünde söylentiler almış başını gitmiştir.
Baba, Sarı Kız'a bu yüzden ceza vererek, onun yanına birkaç tane kaz vererek onu Kaz Dağları'na çıkarır. - Sarı Kız, dağda yaşamaya katlanır. Bir gün babası onu görmeye gider. Kızından su isteyen baba bir anda şaşkına döner çünkü Sarı Kız, dağın tepesine elindeki tası uzatır ve tası orada doldurur. - Baba, kızının erdiğini anlar.
Ancak bu sırrı babası tarafından öğrenilen Sarı Kız, orada ölür. Baba da bunun üzerine çok üzülür köye geri dönmek için yola çıkar. Ve o da ölür. - Sarıkız'ın mezarı Sarıkız tepesindedir. Bu gömü Türkmenler'ce kutsal sayılmaktadır. - Her yıl eylül ayında ziyaret edilmektedir.
ANTAKYA- HABİB-İ NACCAR: Evliya Çelebi, iki yüz kırk yıl önce Antakya'ya geldiği zaman Habib Neccar Türbesini de ziyaret etmiş, - ona ait çeşitli efsaneler eserinde toplamıştır.
Evliya Çelebi'ye göre, Habib Neccar, İsa Peygamber zamanında yaşamış ve Ona iman etmiş İsa gibi mucizeler göstermiş, daha sonra da - puta tapanlar tarafından başı kesilerek öldürülmüştür.
Evliya Çelebi'nin bir ifadesine göre de Antakya Kalesi, İstanbul Kalesi'nden sonra en büyük kal'alardan biridir. Seyahatnamesinde bunu şöyle anlatır: - "Antakya Kal'ası duvarlarının ve burçlarının yüksekliği başka bir yerde görmedim. Doğu yönündeki dağlar üzerine oturan duvarları 80 arşın yüksekliğindedir. Asi nehri kıyılarındaki duvarlar ise yalınkat, 20 arşındır. Kal'anın yapıldığı taşların her biri birer fil gövdesi kadardır. Büyük usta Ferhat, taşları baltasıyla birbirine öyle yanaştırmış ki, tek bir kaya sanırsınız - -
ANTAKYA- DAPHNE EFSANESİ: Apollon, Yunan deniz tanrılarından biri olan Peneus'un kızı Su Perisi Daphne'ye aşık olmuştur. - Daphne'ye umutsuzca aşık olmasının nedeni, aşk tanrısı Eros'un oklarından birine hedef olmasıdır. - Apollon aslında çok iyi bir okçudur ve kendiyle övünmeyi çok sever. - Birgün kendisi gibi iyi bir okçu olan Afrodit'in oğlu genç Eros ile karşılaşır ve onun okçuluk kabiliyeti ile ilgili alaycı sözler söyler. Buna karşılık, Eros öç almak ister ve iki ok hazırlar. Biri altın suyuna batırılmıştır ve saplandığı kişiye tutku ve sonsuz aşk verecektir. Diğer ok ise saplandığı kişiyi aşk ve tutkudan tamamen uzaklaştıracaktır. Altın ok Apollon'un kalbine saplanır ve Daphne'ye umutsuzca aşık olur. Fakat ne yazık ki diğer ok Daphne'nin kalbine saplanmıştır. Dafni, Apollon'dan sürekli kaçar ve aşkını reddeder. - -
Bir gün Daphne yine kaçarken Apollon'la karşılaşır ve kaçmaya başlar. Bu sefer yakalanacağını anlayan Daphne babası Peneus'dan yardım ister. Peneus, Daphneyi Defne ağacına dönüştürür ve Apollon ona ulaştığında kalp atışları halen duyulmaktadır. Daphne sonsuza dek defne ağacı olarak kalacaktır. Ama içinde aşk ateşi yanan Apollon onu unutmayacağına ve unutturmayacağına söz verir. - - Apollon, Defne'nin ağaç oluşunu hayret ve üzüntü ile seyreder.
Sonra da sarılır ve sert kabukları altında hala çarpmakta olan kalbinin sesini duyarak şöyle seslenir: - - "Defne, bundan sonra sen, Apollon'un kutsal ağacı olacaksın. O solmayan ve dökülmeyen yaprakların, başımın çelengi olacak. Değerli kahramanlar, savaşlarda zafere ulaşanlar, hep senin yapraklarınla alınlarını süsleyecekler. Şarkılarda, şiirlerde adımız yanyana geçecek". -
Bu tatlı sözler üzerine Defne, dallarını eğerek Apollon'u saygı ile selamlar. - - Apollon , heyecan içinde parlak yapraklarından başına bir taç yapar. İşte o zamandan beri şiir ve silah zaferi Defne dalı ile ödüllendirilir ve Defne'nin gözyaşları ise bugün hala Harbiye'de şelaleler meydana getirmektedir. -
TARSUS- YEDİ UYUYANLAR: - Tarsus'un kuzeyinde bulunan Dedeler Köyü'nde Yedi Uyuyanlar Mağarası var. Eshab-ı Kehf Mağarası olarak bilinen mağarayla ilgili efsane şöyle anlatılıyor: -
Yedi genç, putperestliğe dönmeyi kabul etmediklerinden Rum Hükümdar Dakyanus'un huzuruna çıkarılmışlar. Bu hükümdar, Putperestlik dinine bağlı kalmalarını, aksi takdirde kendilerini öldürteceğini söyleyerek birkaç günlük zaman vermiş. Köpekleri Kıtmir ile birlikte bu yedi genç ölümden kurtulmak için verilen süreden fayadalanarak kaçmışlar ve bu mağaraya sığınmışlar. -
Allah tarafından kendilerine 300 yıl süre bir uyku verilmiştir. İlk uyanan, yiyecek almak için kente gider ama, elinde bulunan zamanı geçmiş para yüzünden yakalanır. Yakalayan parayı nerede bulduğunu ve oraya götürülmesini ister. O da yalnız olmadığını yedi arkadaşıyla beraber mağarada kaldığını söyler. Onunla birlikte mağaraya geldiğinde yedi yavru kuşun tünediği bir yuvadan başka bir şey görmemiştir. -
İSTANBUL- YENİKAPI: - Padişah, ülkede fal bakmayı yasaklamıştır. Bir gün denize kayıkla açılır. Kayıkta bir de falcı vardır. Falcı, padişaha yaklaşır ve fal bakmaya başlar. Padişah, "Sen bu ülkede falın yasak olduğunu bilmez misin?" der. Falcı, utanarak "Biliyorum" der. - - Padişah, "O zaman sözümü iyi dinle! Ben padişahım ve sana şimdi bir soru soracağım. Eğer geleceği bu kadar iyi biliyorsan benim sorumu da bilir, hayatını kurtarırsın. Yok bilemezsen, artık başına gelecekleri sen düşün!" der. -
Falcı, "Tamam Padişahım!" der ve padişah sorusunu sorar: "Söyle bakalım, az sonra kayığı sahile yanaştıracağım ve şehre bir kapıdan gireceğim. Sen her şeyi bilen falcı, benim şehre hangi kapıdan gireceğimi bileceksin." - Falcı hiçbir şey söylemez, bir kâğıdın üzerine iki satır yazı yazar ve padişaha şöyle söyler: "Padişahım, lütfen bu notu kuşağınıza koyunuz ve İstanbul'a girdikten sonra açıp okuyunuz." - -
"Tamam," der padişah ve kayıkçıya, "hemen sahile çıkmasını," söyler. Sahilde kendisini bekleyen askerleri yanına çağırır. Gösterdiği yeri yıkmalarını ister. Askerler hemen duvarda bir delik açarlar. Padişah açılan delikten falcıyla birlikte İstanbul'a girer. Falcıya alaycı bir yüzle bakarak kuşağındaki küçük notu çıkarır ve okur. Notta aynen şöyle yazmaktadır: "Padişahım, yenikapınız hayırlı olsun!" O günden sonra yıkılan surun olduğu yere bir kapı yapılır ve adına da "Yenikapı" denilir. -
İSTANBUL- KIZ KULESİ: Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar`dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. - Çokça bilinen "Atı alan Üsküdar`ı geçti" lafı bu hikayeden gelir. -
Bu hikayeden günümüze gelen bir diğer şey de küçük kulemizin ismi ile ilgilidir. Diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız-Kulesi ismini vermişlerdir. -
Bir başka efsane de Selçuklu Sultanı'nın kızıyla ilgili. Sultan kızı güzel mi güzel alımlı mı alımlı bir genç kızmış. - Sultan'a bir falcı, kızının yılan sokması sonucunda öleceğini söylemiş. - Bunun üzerine Sultan, Kız Kulesi'ni yaptırmış ve kızını oraya yollamış. Kuleye yılan girmemesi için her tedbiri artırmış.
Bir gün Sultan'ın kızı çok hastalanmış. Uzun süre ateşli kalıp yataklara düşmüş. Hekimler kızı iyileştirmek için çabalamış ve çabalar sonuç bulmuş.
Sultan da kutlama yapmak istemiş kulede. Köylülerden biri kıza armağan olsun diye büyük bir meyve sepeti getirmiş. Sepetin içine sızan yılan da kızı sokmuş ve kız ölmüş. -
Kız Kulesi'yle ilgili bir efsane de aşk hikayesi: Rahibe Hero çok güzeldir. Leandros da yakışıklı bir gençtir. Leandros, Hero'yu gördüğü an aşık olmuş. - Fakat iki gencin evlenmesi Hero'nun rahibe oluşundan dolayı mümkün değilmiş. Fakat gönül ferman dinlememiş. -
Leandros, aşkını görmek için her akşam Kız Kulesi'ne yüzer. Hero da onu elindeki meşaleyle karşılar. -
Bir akşam fırtına çıkar, Hero'nun meşalesi söner ve bir daha yanmaz. Meşalenin ışığını göremeyen Leandros, dalgaların arasında kaybolur. Sabah ise Kız Kulesi'nin kıyısına cesedi vurur. Bunu gören Hero da kendini denize atar ve intihar eder... -
ELAZIĞ- ÇAYDA ÇIRA: Bir beyin oğlu bir başka beyin kızına aşık olur. İki genç, aileleri görmesin diye geceleri gizlice buluşurlar. Buluşmalarında çıralarla birbirlerini karşılarla. -
Aşıklar evlenmeye karar verilir. Derken kız istenir, nişan yapılır. Düğün günü geldiğinde eğlenceler düzenlenir. Düğün alayı gelini atlarla almaya gelir. Gelinin üzerine bindiği at bir anda huysuzlanır ve gelini üzerinden atar. Gelin Harput Nehri'ne düşer ve boğularak ölür. -
Çayda Çıra türküsünün sözleri de böyle hüzünlüdür işte: - Çayda çıralarım var, - Gizli yaralarım var. - Eller al yeşil giymiş, - Benim karalarım var.
ALANYA KALESİ: - Bizans Tekfuru Argiles'in kızı Eleni o kadar güzeldir ki kısmetleri çoktur. Bir kısmeti de korsandır. Fakat Eleni, korsanı sevmez. O, fakir bir çobana aşıktır. Eleni, babasına bu çobanla evlenmek istediğini söyler. Babası ise "Sadece korsanla evleneceksin" der ve kızı Alanya Kalesi'nin zindanlarına kapatır. -
Eleni, kaldığı hücrede her gün ağlamıış. Babasının pişman olacağını düşünmüş. -
Ama babası pişman olmamış. -
Alanya Kalesi'nden Damlataş'a uzanan kıraç tepe, Eleni'nin gözyaşları ile sulanmış. Ve bir süre sonra bu tepede defne, nar ve iğde ağaçları büyümüş. -
DENİZLİ- PAMUKKALE: Çökelez Dağı'nda yaşayan fakir oduncu bir aile varmış. Bu ailenin de bir kızı varmış. -
Kız o kadar çirkinmiş ki gören yolunu değiştiriyormuş. Kız, bu bunalıma dayanamamış ve kendisini dağın eteklerinden aşağı atmış. Kendisini attığı yerde de su dolu bir havuz varmış. Kız havuzun içine düşmüş. Bu havuzda kız bir anda değişmiş ve güzelleşmiş. Denizli'nin zengin bir beyi kızı burada görmüş ve kurtarmış. -
Sonra ikili evlenmişler. O zamandan sonra herkes güzelleşmek için travertenlerdeki bu suya giriyor
DİDİM- MEDUSA EFSANESİ: - - Yunan mitolojisine göre Medusa, kendisine bakanları taşa çevirebilecek güce sahip. - Zeus'un oğlu Perseus'a aşık olan Medusa'nın bir sıkıntısı da Athene'nin de Perseus'a aşık olmasıydı.
Athene, Medusa'yı ortadan kaldırmak için saçlarının içine yılanlar sokar. - O günden sonra Medusa kime baksa, kim Medusa'ya baksa taş olur. Bunu öğrenen Perseus, Medusa'nın kafasını keser.
Elindeki kafayı kiminle savaşıyorsa ona gösterir ve karşısındaki ordular taş olur. Bundan sonra Medusa'nın heykelleri her yere düz değil yan ya da ters olarak yerleştirilir -
TRABZON- SÜMELA MANASTIRI EFSANESİ: - - İsa Peygamberin havarilerinden olan Lukas'ın bir tahta parçası üzerine çizdiği Meryem Ana resmi (ikona) yıllar sonra kendiliğinden Atina'ya uçmuş. Renginin koyuluğundan ötürü daha sonraları Kara Meryem, Kara Melek, Kara Madonna gibi adlarla ünlenen bu resim, Theodosius döneminde, 4'üncü yüzyılda Atina'dan ayrılmak istemiş. -
İkona daha sonra melekler tarafından uçurularak, Maçka dağlarının yamaçlarındaki dağ kavuklarından birine yerleştirilmiş. O günlerde Barnabas ve Sophranios isimli keşişler rüyalarında Meryem Ana'yı görmüşler ve Meryem Ana keşişlere Trabzon'a gidip ikonanın olduğu kovukta kendisi adına bir kilise yaptırmalarını söylemiş. -
Keşişler deniz yolu ile Trabzon'a gelerek, Maçka dağlarının yamaçlarındaki taş kovuğu içindeki Meryem Ana ikonasını bulmuşlar. -
Onlardan önce bu resmi gören yerliler, ikonayı yakmak istemişler, yanmamış. Balta ile parçalamak istemişler kırılmamış. Dereye atıp uzaklaştırmak istemişler, derenin suyu ikonayı sürüklememiş. Meryem Ana tarafından görevlendirilen iki keşiş, melekler tarafından ikonanın konulduğu kovuğa önce bir kilise, sonra bir manastır yapmışlar. Hayatlarının geri kalan kısmını Sümela'da geçiren iki keşiş, aynı gün ölmüşler. (Kaynaklar: Vikipedi- Wowturkey)
Yazı Boyutu
GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ
REKLAM advertisement3ndparty