Japonlar gibi mi beslenmeliyiz?
Japonların uzun yaşadıkları bilinir. Bilimsel çalışmalara göre bu durum sağlıkı yöntemlerle ortalama miktarlarda pişirilip hazırlanan ve çeşitliliğe odaklanan beslenme biçiminden kaynaklanıyor.
Japonya, dünyada 100 yaşını aşkın kişi sayısının en fazla olduğu ülke. Her 100 bin kişiden 48’i bir yüzyıl boyunca yaşıyor. Dünyanın başka hiçbir yerinde, bu oranlara yaklaşılamıyor. Bu tür istatistikler, dünyanın diğer yerlerindeki insanların oturup şöyle bir dikkat kesilmelerine sebep olabiliyor. Japonlarda olup da biz de olmayan şey nedir?
Şimdiye dek yapılmış sayısız bilimsel araştırma, bu uzun ömrün besinlerle ilişkili olup olmadığını sorguladı. Ve eğer öyleyse, benzer şekilde yaşamayı dileyen bizler alışveriş listelerimize hangi besin türlerini eklemeliyiz?
Japon Ulusal Geriatri ve Gerontoloji Merkezi’nden epidemiyoloji uzmanı Shu Zhang anlatıyor: Japon beslenme biçimi, son derece geniş bir konsept. Japon diyeti, açık büfe suşiden oluşmuyor; hiçbir zaman da öyle değildi. Kısa süre önce 39 farklı çalışmanın analiz sonucuna göre elde edilen verilere göre, Japon diyeti ile sağlık arasındaki ilişki kapsamında birkaç ortak nokta açık bir şekilde görülüyor: deniz ürünleri, sebzeler, soya fasulyesi ve soya sosu, pirinç ve miso çorbası gibi ilişkili ürünler.
Bu türden bir beslenme düzeni, kalp hastalıkları kaynaklı ölümlerde düşüş ile ilişkilendiriliyor, diyor uzmanlar. İlginç bir şekilde, genel ölüm oranlarında düşüş ile de bir bağlantısı var gibi görünüyor.
Tohoku Üniversitesi’nden moleküler bilimci Prof. Tsuyoshi Tsuduki, Japon diyetinin hangi versiyonunun uzun yaşama katkı sağladığı üzerine çalışmalar yapıyor. Doktor ve ekibi ilk olarak ulusal anket verilerini kullanarak 1990lardaki Japon beslenme biçimlerinin bir temsilini oluşturmuş ve bunu aynı dönemin Amerikan diyeti ile karşılaştırmış. Yemekler dondurularak kurutulduktan sonra üç hafta boyunca laboratuvar farelerine verilmiş ve titiz bir gözlem başlamış.
İlginç bir şekilde, her iki diyette de aynı miktarlarda yağ, protein ve karbonhidrat bulunmasına rağmen, Japon diyeti ile beslenen farelerin karın bölgelerinde daha az yağlanma olduğu ve kanlarındaki yağ oranının daha düşük olduğu gözlemlenmiş. Bu durum, mevzubahis besinsel maddelerin kaynaklarının da, et veya balık, pirinç veya buğday gibi, sonuç üzerinde etkili olduğunu ortaya koyuyor.
Araştırmacılar, işleri daha da ileri götürüp Japon diyetinin son 50 yıldaki varyasyonlarını ortaya çıkarıp Japon halkının gıda tüketiminin zamanla nasıl değiştiğini incelediler (özellikle de kozmopolit şehirlerde beslenmenin gittikçe batılılaştığı görüldü). 1960, 1975, 1990 ve 2005 yıllarının ulusal beslenme biçimlerini temel alarak öğün planlamaları yapıp fareleri bu şekilde beslediler. Bu kez deneyler 8 ay boyunca sürdürüldü.
Sonunda anlaşıldı ki her Japon diyeti uzun yaşam üzerinde eşit etkiye sahip değil. 1975 diyeti ile beslenen farelerde, diğerlerine kıyasla diyabet ve karaciğer yağlanması riskinin düştüğü görüldü. Farelerin karaciğerlerini inceleyen araştırmacılar, yağ asidi üretimini engelleyen birtakım genler tespit ettiler. Bu diyet, özellikle deniz yosunu, deniz ürünleri, baklagiller, meyveler ve geleneksel mayalı çeşniler bakımından zengindi. Aşırı şeker tüketiminin olmadığı diyet içeriğinde genel anlamda son derece kapsamlı bir çeşitlilik hakimdi.
Sonraki yıllarda yapılan deneylerde, 1975 diyetiyle beslenen farelerin daha uzun yaşadıkları, belleklerinin daha güçlü kaldığı ve yaşla birlikte oluşan fiziksel gerilemelerin daha az olduğu görüldü.
Epidemiyolog Shu Zhang ve ekibi yakın zamanda, Japon diyetinin ileriki yaşlarda beden sağlığını ve aktivitesini koruduğuna dair bulgularını paylaştılar.
Tsuduki ve ekibi, bu beslenme düzeninin insan sağlığı üzerinde pozitif etkileri olduğunu da ortaya koydular. 28 günlük deney boyunca, aşırı kilolu katılımcıların bir kısmı modern Japon diyetiyle, bir kısmı ise 1975 versiyonuyla beslendiler. Sonuç olarak, 1975 grubunun daha çok kilo verdiği ve kolesterol düzeylerinin daha iyi olduğu görüldü. Bir başka çalışmada, 1975 diyetiyle beslenen ideal ağırlıktaki katılımcıların, deney sonunda diğerlerine kıyasa daha formda oldukları ortaya çıktı. Tsuduki ve ekibi, çalışmalarından birinde bağırsak mikrobiyomunda değişimler gözlemlenmesi üzerine, insanlardaki mikrobiyomun da bu sonuçlar üzerinde etkili olabileceğine inanıyor.
Peki nedir kritik nokta? Eğer bu japon diyeti versiyonu pozitif etkileri beraberinde getiriyorsa, besinsel maddelerin yanı sıra yemeklerin hazırlanış şekillerinin de sonuçlara katkısı olabilir.
* Öğünler, birkaç farklı yemekten, lezzet çeşitliliği sağlanacak şekilde hazırlanıyor.
* Malzemeler kızartılmaktan çok, buharda pişiriliyor ya da kaynatılıyor.
* Ayrıca aşırı tuz ya da şeker yerine, az miktarda yoğun aromalı malzemelerle tatlandırılıyor.
Kısacası, Japon diyetinin faydaları deniz yosununun ya da soya sosunun büyülü niteliğinden değil, sağlıkı yöntemlerle ortalama miktarlarda pişirilip hazırlanan ve çeşitliliğe odaklanan beslenme biçiminden kaynaklanıyor. Sebze ve baklagillere de bolca yer vererek. Bir başka deyişle, işin sırrı, herkesin kolaylıkla ulaşabileceği malzemeler ve bilinçli hazırlama yöntemleri.