Aşkın bilimsel açıklaması
ANSİKLOPEDİLERDE aşkın tanımlaması, sanki ölçülebilir boyutları, şekli, rengi, tadı ve kokusu var-mışçasına klişe kelimelerle yapılmıştır. Oysa bu kavrama her birey, tecrübelerine bağlı olarak farklı açıklama ve yorumlar getirir. Konudan bahsederken kişilerde dikkati çeken tek bir ortak nokta vardır: Yüzde oluşan derin bir ifade ve çoğu zaman gülümseme!
Kimi kişisel, kimi de evrensel boyutlarda açıklama getirir. Hiçbir konuda fikir beyan etmekten hoşlanmayanlar dahi konu aşk olunca filozof kesilir. Peki bu yaşamı değerli ve anlamlı kılan fenomenin bilimsel bir tanımlaması var mıdır? Bu kadar felsefi bir konuyu bilimin maddesel yaklaşımı nasıl açıklayabilir?
İşte bu sorulardan yola çıkan New York'taki Syracuse Üniversitesi profesörlerinden Psikolog Dr. Stephanie Ortigue, geçen hafta sonu açıkladığı araştırma sonuçlarıyla dikkatleri üzerinde topladı. Bu sonuçlara göre, âşık olmak saniyenin beşte biri kadar kısa bir süre içerisinde gerçekleşiyor ve bu esnada beyinde 12 ayrı bölge uyarılıyor. Bu uyarılan bölgeler insanda "öforik" duygular oluşturan "dopamin, oksitosin, adrenalin" ve "vasopressin" gibi hormonların salımına sebep oluyor.
Prof. Ortigue'ye göre, beyin ve kalp aynı anda birbirini etkileyerek koordine çalışıyor. Beyinde aktive olan bölge direkt olarak kalbi, kalpte olan hızlanmalar da beyni etkileyecek şekilde kompleks bir döngüye giriyor. Bu arada doğal olarak mide ve bağırsaklar da bu "yoğun trafik"ten spazma girerek payını alıyor. Fakat genel anlamda söylemek gerekirse, asıl iş beyinde bitiyor.
Diğer ilginç bir bulgu da yeni âşıkların kan testinde ortaya çıkmış: Yüksek dozda kısaca SBF olarak bilinen sinir büyüme faktörü! Halk arasında "Kimyamız uydu" sözü, kişilerin birbirine ne kadar SBF salgılatabildiğine bağlı. Bunda ise fiziksel görüntünün yanı sıra salınan feromonların da etkisi var.
Hafızanın çalışmasıyla ilgili "kolinerjik nöronlar" olarak bilinen beyin hücrelerinin ölümünü engelleyen SBF, İsveç'te Alzheimer hastalığının tedavisinde kullanılmaya başlanan bir hormon. Aşkın mutluluk verici ve uyarıcı yanı bu kadar yoğun hormon salımına sebep olurken, herhangi bir sebepten dolayı aşkın birdenbire bitmesi de doğal olarak psikolojik etkiden önce kişide fizyolojik bir kaosa sebep oluyor.
Yaşanan stres ve depresyonların açıklaması da buna bağlanıyor. Prof. Ortigue'ye göre bu sonuçlar göz önüne alınarak biten aşklar sonrası oluşan psikozların hekimlerce ciddiye alınması ve gerekirse fizyolojik tedaviye başlanması gerekmektedir.
Araştırmacıların "Journal of Sexual Medicine" Dergisi'nde geçen hafta yayımlanan verilerinde dikkat çekici bir sonuç daha var: "Karşılık beklemeden oluşan aşk, beynin daha farklı bir bölgesinde oluşan uyarımla meydana geliyor ve zamanla beynin o kısmında yapısal bir değişim gözleniyor. Buna da en güzel örnek olarak anne-çocuk arasındaki sevgi veriliyor."
Bütün bu bilimsel verilerden yola çıkarak merak ediyor insan. Beyni, kalbi ve gerekli tüm hormonları salgılayabilecek her insan, neden eşit derecede sevme ve sevebilme kapasitesinde değil o zaman? Aşk, fiziksel değişimlerden dolayı mı hissedilmektedir yoksa aşktan dolayı mı bu fiziksel değişimler oluşmaktadır? Her şeyden öte aşk, gerçekten organsal ve hormonsal terimlerle tanımlanabilecek bir kavram mıdır?
Sevginin ağrı kesici etkisi
TANFORD Üniversitesi Tıp Fakültesi Ağrı Merkezi araştırmacılarından Dr. Sean Mackey, 8 kadın ve 7 erkek gönüllü üzerinde yaptığı araştırmada, sevginin en iyi ağrı kesici ve kokainden daha etkin olduğunu ispatladı. Araştırmada, seçilen 15 kişiden, çok sevdikleri, varsa âşık oldukları bir kişinin fotoğrafını getirmeleri istendi. Daha sonra bu sevdikleri kişinin görüntüsü bilgisayara yansıtıldı ve kendi ellerine de ısınarak bir süre sonra ağrı oluşturacak bir düzenek tutuşturuldu. Bu sırada da fMRI ile beyinleri görüntülenmeye başlandı. Sevdiklerinin fotoğrafı olmayan kişilerde ağrıya tepki çok kısa sürede verilirken, monitörde sevdiği kişinin fotoğrafına bakanlarda ağrıya dayanıklılığın çok daha yüksek olduğu gözlendi.
Bu da kişilerin, sevdikleri kişilerin fotoğraflarına bakarken salgıladığı "dopamin" isimli hormona bağlandı. Ağrıyı gidermenin diğer bir yolu da kişinin sürekli ilgisini dağıtmak olarak gösterildi. Fakat ilgiyi dağıtma sırasında kişilerde herhangi bir dopamin salımı gözlenmedi. Araştırmacılardan Dr. Arthur Aron, "Sevgi beyinde ağrı kesici gibi aynı bölgeyi uyarıyor. Bu etki bir de kişilerin Loto gibi ani para kazanmaları anında gözleniyor" dedi. Araştırmanın detayları 13 Ekim tarihli PLoS ONE isimli bilimsel dergide yayımlandı.
Uzun süren ilişkilerin sırrı
İSVİÇRE'nin Basel Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden bir araştırma ekibi, başarılı, uzun süren aşk ve evlilik ilişkilerinin sırrı olarak düşünülen bir kavramın tam tersinin doğru olduğunu açıkladı. Araştırmacı Dr. Benjamin Scheibehenne ve Dr. Jutta Matta, 40 yılı aşkın mutlu evlilikleri araştırdıklarında eşlerin birbirlerinin nelerden hoşlandığı konusunda çok da fazla detay konuşmadıklarını tespit ettiler. Oysa evliliği erken biten çiftlerin, birbirleri hakkında en ince detayları dahi bildiklerini gösterdiler. Psikolog Dr. PeterTodd, bu araştırmanın sonuçlarını şu şekilde yorumladı: Tabii ki uzun seneler birlikte yaşayan çiftler birbirlerini daha yakın tanımaya başlar. Fakat şu bir gerçek ki detaycı, eşi hakkında her şeyi bilmek isteyen eş, genelde karşısındakini değiştirmek isteyen partnerdir. Oysa "Ne ve nasıl istiyorsa öyle yapsın, o farklı bir insan" diye düşünen eş, karşısındakini olduğu gibi kabul eden, beraberliğin senelerce yürütülebileceği eştir.