İçsel ahlakın temeli, insanın kendini denetlemesidir
Kendi iç âlemini görebilen ve denetleyebilen insan, iç âlemini düzenleyebilir de. Kişi, iç âlemindeki yanlış niyetleri, düşünceleri, şeytani vesveseleri anlayabilir, gözlemleyebilir ve iç âlemine bir düzen verebilir. İşte o düzeni verdiği an, içsel ahlak alanına girmiş demektir
AHLAK denince akla gelecek olan eylemlerden biri, “murakabe” denen “gözlem”dir. İç gözlem metoduyla kişi kendini gözetleyebilir. Diğer taraftan, kendini diğer insanlardan başka yüce Allah’ın da gözetlediğini bilmesi ve ona inanması, iç ahlakın varlığını ifade etmektedir. Ama kişi kendi kendini gözetlemiyor ve denetlemiyorsa, ayrıca bir ilahi gözetimin, denetimin, bilmenin ve haberi olmanın olduğuna inanmıyorsa, bir iç ahlaktan bahsedilemez. Kuran’a baktığımızda, bir “iç ahlak”ın olduğunu görebiliyoruz. Şimdi, Kuran’a göre iç ahlakın üzerine oturduğu oluşumları ele alabiliriz.
1. DENGE
Akıl, gönül ve nefis arasında kurulacak olan “içsel denge”, içsel ahlakın ilk taşını, direğini ve adımını teşkil eder. Çünkü ahlak, “denge” demektir. Bu denge, akıl, düşünce ve imanın kuracağı bir dengedir. Akıl ile nefsin arasındaki cihat denen mücadelenin ve aklın üstünlüğünün barışla sonuçlanması, dengeyi meydana getirecektir. İnsanın iç âlemindeki denge, nefisten yana bozulabilir. O zaman nefis, tanrı haline getirilecektir. Bu da Furkan Suresi 43. ve 44. ayetlere göre aklın çalıştırılmamasından kaynaklanmaktadır.
2. ÖZGÜRLÜK
Akıl ile nefis mücadelesinin aklın zaferiyle sonuçlanmasıyla iç âlemimizde bir özgürlükler rüzgârı eser. İşte, özgürlüğün esişi, içsel ahlakın ikinci direğini oluşturur. Nefsin kötüyü emreden baskıcı tutumundan sıyrılma ve aklın egemenliğine girme, özgürlüğe kavuşmak anlamına gelir. Böylece insanın düşünmesi, istemesi, inanması gibi değerler özgürleşmektedir.
Düşüncede, dilemede ve inanmadaki, kısaca aklın faaliyetindeki bu özgürleşme, giderek nefsin kendisini temizlemeye dönüşecektir. Teşbihte hata olmazsa, zalim kralın, peygamberin egemenliğine girip tövbe ederek kendisini temizlemesine benzer. Aklın egemenliği içsel ahlakın duvarlarını örerken, zaman içinde bu durum sosyal ahlakın iyiden yana temellenmesini temin edecektir.
3. SORUMLULUK
Aklın egemenliği yani hükümranlığı özgürlüğe götürürken, özgürlük de “sorumluluğa” götürecektir. Akıl olmazsa özgürlük, özgürlük olmazsa sorumluluk, bunlar da olmazsa iç ahlak olamaz.
Aklın “bağ” yani bağ kurma, bağlanma manasından hareket edersek, Kuran ahlakının insanın Allah’a, kendine ve diğer insanlara bağlanma sorumluluğu olduğu ilkesine varırız. Dost edinmek, sevmek ve sadakat göstermek hep bu aklın bağlanma sorumluluğunun yerine gelmesiyle oluşacaktır. Bağlanma sorumluluğu “edinme sorumluluğu”na dönüşecektir ve dönüşmelidir. Onun için Yüce Allah, İnsan Suresi’nin 29. ayetinde şöyle buyurmaktadır:
“Dileyen, Rabb’ine bir yol edinir.” Ayetteki “edinme” özgürce dilemenin sonucu olmaktadır. Allah’a giden yolu edinmek, aklın egemenliğinde ve özgürce dileme sayesinde olacağından, ahlaki bir davranış üretilmiş olur. Nefsin akıl hâkimiyetine girmesi, aklın onu dost edinmesi, nefsin ahlaken gelişmesini sağlar.
4. İÇ GÖZLEM
Mademki insan, kendi iç âlemini görebiliyor ve denetleyebiliyor, o zaman iç âlemini düzenleyebilir de. İç âlemindeki yanlış niyetleri, düşünceleri, şeytani vesveseleri anlayabilir, gözlemleyebilir ve iç âlemine bir düzen verebilir. İşte o düzeni verdiği an, içsel ahlak alanına girmiş demektir. Yüce Allah bizim iç yapımızı görmekte, niyetlerimizi ve gönlümüzün tüm eylemlerini bilmektedir. Kimse kimsenin iç âlemini bilemez, ama yüce Allah bilmektedir. Bu konudaki ayetler şöyledir:
“Zira Allah, insanların sinelerindeki her şeyi bilir” (Âl-i İmrân, 154). “Halbuki Allah, gizlemeye çalıştıklarını çok iyi bilmektedir” (Âl-i İmrân, 167). “İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de, Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir” (Bakara, 284).
Diğer taraftan, iç âlemimizi kendimiz de gözetleyebiliriz. Yüce Allah insan aklını, kendi içine kıvrılabilen, kendi iç âlemini görebilen bir güçte yaratmıştır. Ayetler şöyledir: “Doğrusu insan, kendi öz benliğinin gözlemcisidir” (Kıyâme, 14).
“Kendi iç âleminizde de ayetler vardır. Gözlem yapmıyor musunuz?” (Zâriyât 21).
5. NİYET
İçsel ahlakın temel ilkelerinden biri de “niyet”tir. Davranışı, işi ve ameli “neyin uğruna” yaptığınız çok önemlidir. Aynı ameli yaparız; niyetin farklılığı, neyin uğruna yaptığımızın farklılığı birinin amelini günaha, diğerininkini sevaba götürebilir. Buradaki günah ve sevabı belirleyen, bizim içsel niyetimizdeki uğrundalıktır. Mesela, Kurbanı postu uğruna kesiyorsanız şirk, Allah uğruna kesiyorsanız ibadet olur. Allah uğruna savaşıp ölürseniz şehit, batıl bir rejimin uğruna savaşıp ölürseniz boşu boşuna ölüm, hatta bir çeşit intihar olur. Onun için, Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “İşler niyetlere göredir. Herkes için, niyet ettiği şey vardır.”
6. OLGUNLAŞMAK
İçsel ahlakın bir boyutu da zihin, gönül ve nefsin gelişerek olgunlaşmasıdır. Geliştikçe birleşiyorlar, aynı şey oluyorlar, olgunluklarını kaybettikçe birbirinden ayrılıyorlar. Zihin, gönül ve nefis arasında aldatma olmayınca, barış ve anlaşma olunca, içsel ahlak doğuyor, gelişiyor ve serpiliyor. İçsel olgunluk olmayınca, davranışlarda ve sosyal ahlakta da olgunlaşma olamaz. Yusuf Suresi’nin 53. ayetinde belirtilen, nefsin kötüyü emredip ahlakı bozan o hamlığından kurtulup olgunlaşması, temizlenmesi, arınması (Şems, 9) ve doyuma ulaşan bir hale gelmesi (Fecr, 27), akıl ile gönlün birleşmesi (Hacc, 46), işte içsel ahlakın doğması, gelişip olgunlaşması demektir.
BAYRAKTAR HOCA YANITLIYOR
*Bizim ne yapacağımız kaderimizde yazılmış ise yaptıklarımızdan niye sorumlu tutuluyoruz? N.C.
-Biz kendi kaderimizi kendimiz oluştururuz. Mesela, elma ağacının elma verip armut ver me me si, ar mut ağa cı nın da ar mut ve rip el ma ver me me si on la rın ka de ri dir. Bi zim de kaderimiz insan olmamızdır. Fakat bunun dışında insanlar yaptıkları işlerle kendi günah ve sevaplarını oluştururlar. Alın yazısı diye bir şey yoktur. İnsanın seçeneği ve kendi kararı vardır. Yani insan, iman etme ve davranış konusunda özgürdür.
*Bildiğim kadarıyla Kuranı Kerim, Hz. Muhammed’in vefatından sonra kitap haline getirilmiştir. Bu kitap haline getirilme sırasında bir yanlışlık yapılmış olabilir mi? Konu hakkında bilgi verirseniz sevinirim. Z.E.
-Kuran’ın kitap haline getirilmesi sırasında bir yanlış yapılması mümkün değildir. Çünkü Kuran-ı Kerim’i Peygamber Efendimiz zamanında 40 vahiy kâtibi yazmıştır. Ve Kuran toplanırken o devrin en güçlü hafızı olan Zeyd bin Sabit komisyon başkanı olmuştur.
*“Namazı dosdoğru kılmak” ifadesi neyi anlatmaktadır? Namazı kılarken neye dikkat etmeliyiz? K.N.
-Namazı dosdoğru kılmak demek huşu içinde kılmak demektir. Yani namaz kılarken kendini Allah’ın huzurunda hissedip dünya bağlantılarından kopmaktır.