Dinamit, Ertuğrul Özkök ve Fatih Çekirge'ye karşı
HER hafta bombalar patlatmak zorunda olan, Latif Şimşek, Rasim Ozan Kütahyalı ve Ümit Zileli‘den oluşan Dinamit programı iki haftadır 28 Şubat döneminde Necmettin Erbakan‘ın en yakınında olup da o yıllarda neler olup bittiğini en iyi bilen kişilerden olan Hasan Hüseyin Ceylan‘ı konuk ediyor. İki programda da 28 Şubat dönemine konsantre oldular. Son programda 28 Şubat medyası hedefteydi. 28 Şubat medyası denilince akla tabii ki Ertuğrul Özkök ve Fatih Çekirge geliyor. Rasim Ozan Kütahyalı zaten uzun zamandır Ertuğrul Özkök‘e fena halde takmış durumda kafayı. Hakkında gayet ağır birkaç yazı da yazdı, ayrıca neredeyse tüm 28 Şubat girişiminden onu suçlu tutuyor gibi tavır da aldı. Uzun süredir suskun olan Hasan Hüseyin Ceylan 28 Şubat’ta kendisine ve Necmettin Erbakan‘a medya tarafından yapılan haksızlıkları uzun yıllardır içine atmış da bu programa çıkıp öcünü almak için beklemiş gibiydi.
Konuşmaya çok hazırlıklı ve içi dolu gelmişti. O döneme ilişkin medya sayfalarını gösterip o manşetlerin arkasında nelerin yattığını anlatı. Gösterilen manşetlerin hemen hemen tamamı, o dönemin olağan şüphelileri olan Hürriyet ve Sabah gazeteleriydi. O gazeteler söz konusu olunca 28 Şubat denilir denilmez herkesin aklına gelen o iki isim de sıkça söylendi. Ertuğrul Özkök ve Fatih Çekirge‘ye hayli sert laflar edildi ve onlara “İsterseniz telefonla karşımıza çıkın ve kendinizi savunun” çağrısı da yapıldı. İkisini de yakından tanıdığımdan ve bir yanlış yapsalar bile bunu cidden kabul etmelerinin mümkün olmadığını bildiğimden katılmayacaklarını zaten biliyordum; onlardan hiç ses çıkmaması bu yüzden beni şaşırtmadı.
BİR MEDYA FELAKETİ:
Gösterilen o döneme ait bütün manşetler ve arkalarındaki hikâyeler bana da çok çarpıcı geldi ama onlardan bir tanesi vardı ki o hakikaten bir felaketi işaret ediyordu. “Yalan Rüzgârları” başlıklı manşetin hikâyesi onların anlatımına göre şöyleymiş: Necmettin Erbakan o gece bir basın tıoplantısı yapacakmış ama aynı saatlerde maç olduğundan basın toplantısını yapmamış, ertelemiş. Ancak hem Hürriyet hem de Sabah ertesi gün, sanki o basın toplantısı yapılmış gibi “Yalan Rüzgârları” başlığı altında Erbakan‘ın yapmadığı basın toplantısında söylediği kendilerine göre o “yalanları” yayınlamışlar, hatta iki gazetede aralarında Sedat Ergin ve Emin Çölaşan‘ın da olduğu bazı köşe yazarları yapılmamış basın toplantısı hakkında sert yorumlarda bulunmuşlar.
KÜTAHYALI BİRAZ ACELECİ Mİ YOKSA:
Bu tür açıklar bulmak için hayli dikkatli olan Rasim Ozan Kütahyalı‘ya göre bu olay iki gazetenin bir merkezden yönlendirilip emirle iktidarı düşürmek için yalan haber yaptıklarının bir göstergesi. Ona göre, o dönemin yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök ve Sabah’ın Ankara Dinamit, Ertuğrul Özkök ve Fatih Çekirge’ye karşı temsilcisi olan Fatih Çekirge‘nin suçlu olduklarının bir başka deliliydi bu. İkisini savunmak gibi bir amacım yok. Çünkü ikisi de kendilerini isterlerse savunmak için büyük imkânlara sahipler. Ancak Dinamit programında bu defa bir yanlış yapılmakta olduğu ihtimali var. Buna işaret etmek istiyorum. Ankara’da muhabirlik yapmış olanlar bu dediklerimi hemen anlayacaklar, ama beni okuyanlar sadece muhabir olmadığından olayı sıkıcı bir detayda anlatmak zorundayım.
O HABER BİR KAZA OLABİLİR:
Bazen başbakanlar akşam saatlerinde önemli bir konuşma yapacaksa başbakanlık basın bürosu o konuşmanın metnini saatler öncesinden medya kuruluşlarına geçebilir. Burada amaç o habere birinci sayfada hak ettiği düşünülen önemin verilmesini sağlamaktır. Hatta o metin Anadolu Ajansı’na da geçilerek bunun haber olarak yurttaki bütün medyaya yayılması da sağlanabilir. Şimdi yukarıda kara propaganda olarak anlatılan olayda şu olmuş olamaz mı: Suçlanan iki gazete de basın toplantısının yapılmasını beklemeden konuşmanın haberini yaptırmış olabilirler. Yayın yönetmenleri de haberi önemli bulup manşet bile yapmış olabilirler ve ayrıca bazı köşe yazarlarına “İsterseniz bu önemli konu hakkında yazın da birinci sayfadan sizi anonslayalım” da diyebilirler. Gazetelerin en altından en üstüne kadar her kademesinde çalışmış bir insan olarak bu tür yanlışlıkların olabildiğini çok iyi biliyorum. Bütün bunlar olduktan sonra gazetelerin taşra basakıları dağıtılmaya başlayabilir. İşte o anda Erbakan‘ın maç bahanesiyle basın toplantısını iptal edip ertelediği haberi gelirse basılmış dağıtılmış gazete için yapılacak hiçbir şey yoktur. Eğer bu olduysa ki bunun olması her zaman mümkündür bu bir gazetecilik kazasıdır. Skandaldır bu tabii ki, ama Dinamit programındaki arkadaşların ifade ettiği şekliyle bir skandal değildir. Bir yayın yönetmenine utanç verecek bir kazadır bu. Özkök ve Çekirge‘ye saldırmakta çok hevesli olan bu arkadaşların, bu işe bir bakıp benim dediğim gibi olduysa onlara bir büyük özür borçlu olacakları da kesindir. O dönemde kara propagandalar yapılmış olabilir tabii ki ama eğer gerçek benim dediğim gibiyse bu da bu dönemin kara propagandasını oluşturur.
AKP cami yıkıyor
CHP’nin katiyen cami yıkmadığını aksine asıl cami yıkanların AKP olduğunu ispat etmek için canla başla mücadele etmiş olan Yılmaz Özdil bugünlerde İstanbul’un Bağlarbaşı semtine acele gelse iyi olacak. Çünkü semtteki İlahiyat Fakültesi binası ve bahçesindeki cami yıkılıyor. Yıkım emrini veren de AKP’li belediye başkanı tabii. Bu Yılmaz arkadaşa iyi malzeme oluşturur diye düşünüyorum. Camileri onlar yıktı diyenler ve onlara karşı hayır asıl onlar yıktı diyenlerin kavgaları temelde ideolojiktir ve her ideolojik kavgada olduğu gibi bazen gerçeklerden kopuk konuşmalar yoğun olabiliyor. Örneğin Bağlarbaşı’ndaki son cami yıkımı semtteki tüm dindaşların desteğini almış durumda. Çünkü yıkımın şu aşamasında eski cami yapısının temelinde hiç demir bulunmadığı net biçimde görülüyor. Cami ve yanındaki İlahiyat Fakültesi dindarlar için bir deprem durumunda büyük bir tehlike oluşturuyordu. Şimdi yıkılıp yerine çok daha sağlamı ve çok daha güzeli yapılacak. Benim bu yazıda Yılmaz Özdil‘e takıldığıma bakıp sorunun sadece AKP karşıtlarında olduğunu sanmayın. Bir de şöyle düşünün ya o semtteki yıkım emrini veren belediye başkanı CHP’li olsaydı neler olurdu, neler söylenirdi düşünebiliyor musunuz? Başbakan da CHP lideri de dahil herkes konu hakkında konuşurken dediklerinin kontrolünü muhakkak dikkatli yapmalılar. Sonra boşuna tartışılır ve Türkiye yine vakit kaybeder.