Leyla Umar'ın ardından...
Duayen gazeteci Leyla Umar, dün yaşamı boyunca sımsıkı tutunduğu hayata veda etti.
Hastalığından ilk söz ettiğinde inanmak istememiştim. Ta ki 2011 yılında aynı gazetede çalıştığı eşimle de dost olmalarına rağmen, “Sen kiminle evlisin?” diye sorana kadar...
Her karşılaşmamızda anılarını anlatırken acı çekiyordum. Hissediyordum, beyninin içindeki anıları akıtmak istiyordu. Kaçamadığım bir görevi şimdi yerine getiriyorum!
ATATÜRK’ÜN KIZI OLMAK İSTEMİŞTİ
Atatürk’ün mesai arkadaşı ve Selanik göçmeni dedesi Mithat Alan ve Cumhuriyet’in ilk bürokratlarından babası İhsan Alan ile Samsun ve Zonguldak’ta geçen çocukluk yıllarında işçilerle yaşanılan sosyal hayattan söz ederdi.
“Üsküdar Amerikan Koleji’nde yatılı olarak okuyordum. Atatürk’ün Ülkü’yü evlatlık almasına çok üzülmüştüm. Geceleri hep ağlardım, sonunda Atatürk’e ‘Ülkü’yü değil, beni evlatlık alın, ben daha başarılı olacağım’ diye bir mektup yazıp gönderdim” diye anlatırken, kıkır kıkır gülerdi.
Leyla Umar’ın hayat hikâyesinde etkilendiğim çok bölüm var:
Akademisyen oğlu Prof. Dr. Adnan Ekşigil’e hamileyken, eşinden gördüğü şiddet nedeniyle boşanması...
Biricik oğlunu yanında büyütmesine izin vermeyen eski eşi Refik Erduran ile geçirdiği acı ve aşk dolu 18 yıl...
1955 yılında Milliyet’e ilk kadın gazeteci olarak girişi; Beyoğlu muhabirliği...
Gamma ve Sıpa Ajans’ları vasıtasıyla dünyanın 42 ülkesinde okunan röportajlara imza atan Umar 87 yıllık ömründe; İdi Amin, Fidel Castro, Nelson Mandela, Carlos Menem, Yaser Arafat, Raissa Gorbaçov, Felipe Gonzales gibi liderler ve Julio Iglesias, Kirk Douglas, Diana Ross ve Lisa Minelli gibi sanatçılarla yaptığı röportajlarla ses getiren bir gazeteci olmayı başardı.
FİDEL CASTRO İLE BULUŞTURDU
Küba Devlet Başkanı Fidel Castro ile “balık pişirirken” yaptığı röportaj için 20 yıl uğraşmıştı.
1998 yılıydı... Ben, Duygu Asena ve Ayşenur Aslan’a bir Küba daveti iletti. “Havana’ya vardığımızda Fidel’den (ilk ismiyle hitap ederdi) bizimle görüşmesini isteyeceğim, kabul eder mi bilmiyorum” dedi.
Havana gezimizde, işadamlarından Hamdi Akın, Bahri Büyükhanlı, Vural Öger ve Küba’nın o dönemde Fahri Konsolosluğu’nu yapan Ünal Özüak da vardı.
O ana kadar 450 kez suikast girişimi atlattığı söylenen Castro’nun ekibinden, “Leyla gelsin ama arkadaşlarını kabul edemeyiz” mesajı iletilmişti.
Umar “Ya birlikte, ya hiç” yanıtını yolladı. Kaç gazeteci bugün meslektaşları için böyle bir riske girer sorusunu sormayı bile gereksiz bulurum.
Gezimizin son günü Castro’dan görüşme onayı çıktı. Umar bir hamle daha yaptı, işadamlarını da heyete dahil ederek, efsanevi lider Castro ile tanışmamızı sağladı.
ZENGİNDEN ALIP ÇOCUKLARA DAĞITTI
Umar, kendine göre bir “Robin Hood” modeli yaratmıştı. İşadamları Mustafa Süzer, Murat Vargı, Süleyman Demir, Oğuz Gürsel, Selahattin Beyazıt, Hamdi Akın ve Selami Değer yakın dostlarıydı.
Onlardan para toplar, sık sık görüştüğü Yusuf Kulca’nın başkanı olduğu Sokak Çocakları Derneği’ne yardım yapardı. Ortaköy’deki evinde verdiği davetlerde insanları birbiri ile tanıştırıp, ortak fayda sağlamalarından mutlu olurdu. Zaman zaman politikacıların gizli görüşmeleri de bu evde yapılırdı.
Gece kıyafetlerini Diyarbakır’dan satın aldığı kumaşlarla terzisine diktiren, ucuz bir krem ve yalnızca kırmızı rujla süslenen, mücevher kullanmayan, şatafatsız bir kadın olarak, “gözde” bir yaşam kurdu.
Yavaş yavaş bu dünyadan koptuğunu gören oğlu ve gelininin bakımını üstlendiği, “hasta evinde” sessizce bu evrenden gitti...
Umar, gazeteciliği “adanmışlık ve vicdan” mesleği olarak bildi ve biz de onu öyle anacağız.