Yok böyle öğretmen!
Cameron Diaz, "Kötü Öğretmen"de (Bad Teacher) akla ziyan bir öğretmen karakteriyle çıkıyor karşımıza. Film öyküsünün zayıflığına rağmen sinema tarihine geçecek bu sıradışı karakterle ilgiye değer olmayı başarıyor
Filmin notu: 6
Komedinin sırrı bazen sadece tek bir karakterde yatar. Senaryo yazarları Gene Stupnitsky ve Lee Eisenberg, herhalde bu kuralı düşünerek yazmışlar Elizabeth Halsey karakterini... Boşanmasının hemen ardından yeniden zengin bir koca bulmak için ameliyatla göğüslerini büyütmeyi düşünen Elizabeth, akıllara seza bir öğretmen. Sorun sadece mesleğini sevmemesi değil. Sınıfta alkol ve uyuşturucu kullanmak dahil her tür kötü alışkanlığa sahip. Yalan söylüyor, rüşvet alıyor, çocukları kullanıyor ve müfredatı hiç umursamadan, sınıfta sürekli film göstererek, masasında uyukluyor... Filmin bu ilk bölümleri gerçekten eğlenceli. Elizabeth'in maddi çıkarları gereği “iyi öğretmen” olması gerektiği zaman yaptıkları da komik. Fakat belirli bir noktadan sonra öykü iyiden iyiye hafifliyor. Yine de yer yer güzel bölümler var. Elizabeth'in sınıfın popüler kızına aşık olan duyarlı çocuğa “Üniversiteye kadar hiçbir şansın yok” dediği bölüm mesela... Aynı konuşma Elizabeth için bir tür ayna efekti yaratıp bir dönüm noktası oluyor. Elizabeth'in tam karşıtı, işgüzar ve ihtiraslı “iyi öğretmeni” canlandıran Lucy Punch'ın, müzevirlik uğruna erkekler tuvaletine kadar girdiği sahne de çok hoş.
Film yüzeysel de olsa, “İyi öğretmenlik, kötü öğretmenlik nedir?” sorusunun üstünden şöyle bir geçip, kendince bir şeyler söylemeyi başarıyor. Usta yönetmen Lawrence Kasdan'ın oğlu olan Jake Kasdan yönetmen olarak işin güldürü kısmında iyi. Ama araba yıkama sahnesinde olduğu gibi, 80'li yılların popüler kötü filmlerini hatırlatan o vasat havayı bir türlü yok edemiyor... Cameron Diaz, mükemmel bir oyuncu olmasa da, Elizabeth Hasley karakterinin hakkını veriyor. Bu hafta “Bir Tutam Cennet” filminde de karşımıza çıkan Lucy Punch ise Amy Squirrel karakterinde seyre değer bir kompozisyon çiziyor.
Ölüm yine fazla mesai yapıyor
Filmin notu: 5
2000 yılındaki ilk “Son Durak” (Final Destination), orijinal öyküsüyle “teen – slasher” (gençlerin bir katil tarafından peş peşe katledildiği korku filmleri) türüne farklı ve yeni bir hava getirmişti. Ama bir seriye dönüşünce, bence tatsızlaştı ve özelliğini yitirdi. Açıkçası, “Son Durak 5” de (Final Destination 5) bu fikrimi değiştirmedi. Bu kez kaza yeri bir asma köprü; kurbanlar ise iş gezisine çıkan bir grup ofis arkadaşı... Kaza sahnesi inandırıcılık açısından bence serinin en zayıf örneklerinden biri. Karakterler yine sığ bir biçimde çiziliyor. Hikaye ise hep bildiğiniz gibi: “Ölüm hazretleri”, kazadan kurtulan gençlerden intikamını, çok feci bir biçimde alıyor.
Yönetmen Steven Quale, ilk konulu uzun filminde teknik olarak elinden geleni yapsa da, seyirci sonunda ne olacağını bildiği için gerilim unsurunu -jimnastikçi kız sahnesi dışında- tam olarak inşa edemiyor. Dolayısıyla, kan ve dehşet dozunu abartıyor. Filmin en kayda değer özelliği 3D tekniğini ölüm sahnelerinde etkileyici bir biçimde kullanmayı başarması. Filmdeki bütün “cinayet araçları”nın yer aldığı ön jenerikteki “3D şovu” da grafik açısından ilginç. Ama filmin bütünü için aynı şeyi söylemek imkansız.