Cici'nin isyancı dedesi başımıza öyle dertler açmıştı ki, adamdan kellesini kesip kurtulabilmiştik!
CİCİ ile kızkardeşi Bella, ortalığı kasıp kavuruyorlar! Henüz 21 yaşındaki Cici Hadid ile bir yaş küçüğü Bella Hadid’den sözediyorum... Bu kadar genç olmalarına rağmen dünyanın en tanınmış ve en fazla gelecek vaadeden mankenlerinden kabul ediliyorlar, sadece podyumlara değil TV şovlarına da çıkıyor; hem mankenlik, hem de televizyonculuk ödülleri alıyorlar ve güzelliklerine görenleri hayran, görmeyenleri mâşuk...
Geçen gün bizim yazıişleri toplantısında Cici’nin sayfaya girecek fotoğrafı seçilirken arkadaşlar, “Bu kızın babası Filistinli, acaba bizimle bağlantısı var mı, bir baksana!” diye şaka yaptılar. Derken babaları Filistinli, anneleri de Hollandalı olan Cici ile Bella’nın soyadları, yani “demir” mânâsına gelen “Hadid” ismi benim de dikkatimi çekti; bu “Hadid” Ortadoğu’da sık rastlanan bir soyadı olmasına rağmen merak edip araştırayım dedim ve ortaya öyle bir aile hikâyesi çıktı ki!
Dünya güzeli bu iki kardeşin soyu meğerse nerelere uzanıyormuş bilir misiniz? 18. asırda Filistin taraflarında bize, yani Osmanlı İmparatorluğu’na başkaldıran, devleti senelerce uğraştıran, başkaldırısının bedelini 90 küsur yaşında kafası kesilmek suretiyle idam edilerek ödeyen ve kellesi içi bal dolu keçe çuvala konarak İstanbul’a gönderilen bir isyancıya, o dönemi anlatan tarih kitaplarında geniş yer tutan Zâhir Ömer’e!
FİLİSTİN, ATİNA VE AMERİKA
Cici ile Bella’nın babaları olan Amerikalı gayrımenkul kralı Muhammed Hadid de bu aile bağlantısından zaten birkaç defa söylemiş, hattâ büyük büyük dedesi Zâhir Ömer’den “Filistin Kralı” diye bahsetmiş...
İşte, güzellikleri, yetenekleri, vesaireleri ile sadece bizde değil, bütün dünyada önde gelen magazin figürü olan Hadid kardeşlerin aile tarihlerindeki bu tarihî ama kanlı bağlantının öyküsü:
Cici ile Bella’nın babaları Muhammed Hadid, Hazreti İsa’nın memleketi olan Nâsıra’da 1948’de dünyaya gelmişti. Muhammed’in babası Enver Hadid iyi eğitim görmüş bir hukukçu ve İngilizce öğretmeni idi; annesi Hayriye Hadid, yahut kızlık ismi ile Hayriye Zâhir de ismi Filistin taraflarında hâlâ bir kahraman gibi bilinen Zâhir Ömer’in soyundan geliyordu.
Eğitimine Kudüs’te başlayan büyükbaba Enver Hadid daha sonra Şam’da hukuk okumuş, tekrar Filistin’e dönmüş ve o senelerde bölgeye hâkim olan İngilizler’in çocuklarına öğretmenlik yapmaya başlamıştı. 1948’de yeniden Suriye’ye gidip Amerikan Haberler Merkezi ile Amerika’nın Sesi Radyosu’nda çalışmaya başlamış, ailesini de yanında götürmüş, Suriye’den Tunus’a, oradan Yunanistan’a ve nihayet Washington’a yerleşmiş ve aile Amerikan vatandaşı olmuştu.
Enver Hadid’in oğlu Muhammed de Amerika’da okumuş, hayata kullanılmış otomobil ticareti yaparak atılmış, sonra bir Yunan adasında gece klübü açmış, iyi para kazanmış ve 1980’lerde New York ile Washington’daki Ritz Cartlon otellerini satın almıştı. Sonraki senelerde işlerini hayli büyüttü, gayrımenkul alanına girdi ve şimdi California’nın en zengin işadamlarından biri...
Muhammed Hadid gençlik senelerinde Mary Butler adında Amerikalı bir hanımla evlendi, iki çocukları oldu ama sonra ayrıldılar ve Muhammed ikinci evliliğini Hollandalı bir manken olan Yolanda ile yaptı. Cici, Bella ve Enver ismindeki oğlu Yolanda’dan dünyaya geldiler ama Muhammed Hadid birkaç sene sonra Yolanda’dan da boşandı.
BAŞKALDIRIP PRENSLİK KURDU
Cici ile Bella’nın 18. yüzyılın en kanlı isyancılarından olan Zâhir Hadid ile bağlantıları babaları Muhammed’in annesinden, yani Zâhir Ömer’in torun çocuklarından olan babaanneleri Hayriye Hadid’den geliyor...
Peki, Cici’nin başımıza dertler açan dedesi Zâhir Ömer kimdi ve kellesinin kesilmesini gerektirecek derecede ne işler etmişti dersiniz? Medine taraflarından Filistin’e göçeden bir aileden gelen ve tam adı Zâhir bin Ömer bin Ebî Zeydân ez-Zeydânî olan Zâhir Ömer, 1690’lara doğru doğdu. Gençlik senelerinde Taberiye taraflarında vergi toplayıcılığı yaptı ve kabilelerle anlaşarak zamanla gücünü arttırdı. 1730’dan itibaren bazı kaleleri ele geçirdi, Şam ile Nablus arasındaki ticaret yolunu kontrolü altına aldı, üzerine yürüyen Şam valilerini mağlûp etti, bölgedeki pamuk ticaretini de kontrolü altına aldı ve 1750’lerden itibaren mahallî bir idare kurdu.
Zâhir el Ömer’in aile ağacı, Cici’nin babaannesi Hayriye Zâhir’e kadar uzanıyor.
Bir müddet sonra Akkâ şehri ile limanını da işgal edip buradaki kaleyi tamir ettirdikten sonra daha da güçlendi, Şam’dan gelen birlikleri tekrar bozguna uğratmasının ardından İstanbul ile ilişkileri artık kopma noktasına geldi. Osmanlı Devleti’nin Rusya ile giriştiği ve bir türlü bitmek bilmeyen savaşlar sebebiyle Filistin ile gerektiği kadar alâkadar olamaması sebebiyle önce Mısır’daki âsilerle bağlantı kurdu, ardından da denetimi altındaki limanları Rus donanmasına açtı. 1772’de üzerine gönderilen Osmanlı ordusunu yeniden yenip Rus donanmasını Beyrut üzerine sevketti, Ruslar’a şehri yağmalattı ve gücünü daha da arttırdı.
Ama kısa bir müddet sonra Rusya ile arası bozuldu, daha önce başkaldırdığı Osmanlılar’a yanaşmaya çalıştı ve İstanbul’a bir yazı göndererek affedildiği takdirde senelerden buyana topladığı ve zimmetinde bulunan vergileri ödeyebileceğini söyledi. O günlerde Rusya ile anlaşmaya varmış olan Bâbıâlî talebi kabul etti ama Zâhir Ömer bu defa da oyalama yoluna gitti ve vaadettiği vergileri de göndermemesi üzerine, Bâbıâlî meseleye artık kesin bir çözüm bulunmasının zamanının geldiğine hükmetti. Şam Valisi’ne Zâhir Ömer’e her ne şekilde olursa olsun ortadan kaldırılması emri gönderildi, değişik yerlerdeki birlikler Akka’da bulunan Zâhir Ömer’in üzerine sevkedildi ve Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın kumandasındaki donanma da Akkâ’ya doğru hareket etti. 10 Ağustos 1775’te Hayfa’yı alan Gazi Hasan Paşa birkaç gün sonra Akkâ’yı kuşattı ve Zâhir Ömer hem karadan, hem de denizden top ateşine tutuldu.
Direnmenin bir netice getirmeyeceğini anlayan Zâhir Ömer 17 Ağustos 1775’te Akkâ Kalesi’nden kaçma hazırlıkları yaptığı sırada çıkan çatışmada boynundan kurşunla vuruldu, sonra kafası kesildi ve kellesi İstanbul’a, zamanın hükümdarı Birinci Abdülhamid’e gönderildi. Hükümdar kelleyi getiren Tatar Uzun Ahmed adındaki askere 20 akçe mükâfat verdi, devlet Zâhir Ömer’in malları ile paralarına elkoydu ve çocukları da imparatorluğun değişik yerlerine dağıtıldı.
Sonraki devirlerde “Bağımsız Filistin’in öncüsü” olarak tanıtılan Zâhir Ömer, o devir için sadece bir isyancı idi, isyanı senelerce devam etmiş ama nihayetinde kanlı bir şekilde de olsa bastırılmıştı...
Cici’nin başımıza seneler süren dertler açan dedesinin daha başka ne işler ettiğini merak ederseniz Ahmed Hasan Joudah’ın 1987’de yayınlanan “Revolt in Palestine in the Eighteenth Century: The Era of Shaykh Zâhir Al-Umar” (Filistin’de Onsekizinci Asırda İsyan: Şeyh Zâhir el-Ömer’in Dönemi) isimli kitabını ve Prof. Feridun Emecen’in İslam Ansiklopedisi’ne yazdığı “Zâhir el-Ömer” maddesini okuyun. Cici ile Bella’nın şecerelerinde meğerse neler varmış!
- Basın yine "Molla gidiyor!" havasına girdi ama İran'da rejim mejim değişmez!2 gün önce
- Özgür Özel, İstanbul'da 1908'e kadar vârolan ama sonraları unutulan "Ayyaşlar Bayramı"nı canlandırıp Bekrî Mustafa'nın ruhunu şâd eyledi!2 hafta önce
- Londra'da yarın, denizcilik tarihimizin en büyük bozgunu olan İnebahtı ile ilgili belgeler mezata çıkıyor!4 hafta önce
- Papa'nın gelişi, lâik ve muhafazakâr kesimdeki cahillerin saçmalama seviyelerini hayli yükseltti!4 hafta önce
- Şehid olan askerler için yas ilân edilmesi geleneğimizde yoktur!1 ay önce
- Suriyeliler'i Harp Okulları'na almayalım da İsrail yahut Yunanistan mı yetiştirsin?1 ay önce
- Cumhuriyet'in ilânının 102. yıldönümünde bir akademik cehalet ve ilmî sefalet örneği1 ay önce
- Suriye, neredeyse bir asırdan bu yana kutladığı Osmanlı düşmanlığı bayramını iptal etti!1 ay önce
- Niyazi Bey3 ay önce
- Ruhban Okulu korkusu2 ay önce