Evcilleştirmek istediklerimizden sorumluyuz...
ANTOINE de Saint-Exupéry’nin 1943 yılında yayınladığı Küçük Prens romanını bilmeyen kalmasın. Hayatta 10 tane dileğim olsa, bunlardan bir tanesi de bu olurdu herhalde. Hayatımda hiçbir kitabı bu kadar defa okumadım. İlk kaç yaşında okuduğumu hatırlayamıyorum ama her sene en az bir defa okurum. Ezberlediğin bir kitabı defalarca okumak da neyse! Onun cümlelerinden biriydi “Evcilleştirdiklerimizden sorumluyuz.” Aklıma bir kazınmış ki kazısam çıkmaz; hani o derece...
YAKINLAŞMAK İÇİN...
Bir insana yakınlaşmak için önce onu evcilleştirmek gerekir. Bu yüzden yeni insanlarla tanışırken en mutlu, en şefkatli, en fedâkar, en düşünceli ve özverili halimizi takınmamız gerekir. Kendimizi beğendiğimiz, hoşlandığımız, çoğu zaman da “sahip olmaya çalıştığımız” insana sevdirme çabasıdır bu. İlk başta hırçın bir cevap gelir. Karşı taraf durmaz. Daha da ileri gidip, her gün ona kızan, onu istemeyen gülü sulamaya gider. Yağmur bastırdığında üstüne eğilir; büyük, kudretli, güçlü bir ağaç dalı gibi. Rüzgâr sert eserse, canı yanmasın diye onu kuytu bir köşesine saklar. Güneş fazla yakıyorsa, gölgesinde dinlendirir. Gül, ona bakan ağaca alışmaya başlar. Her ne kadar direnirse dirensin ona bakacak olan, ona kol kanat olup, onu kollayacak bir ağaca “hayır” demez. Evcilleşme böyle başlar. Evcilleştikten sonra her gün gider gelir bu ağaç. Gül artık mutludur. Sevildiğini hissedip sevmeye başlar. Ağacı her gün bekler olur.
ŞIMARACAKSIN, ŞIMARMA
Zaman geçtikçe ağaç rüzgârı fazla sert bulmamaya, güneşin yeterince yakıcı olmadığını düşünmeye başlar. Ağaca göre yağmur çok da sert yağmıyordur. Gül ona “Neden gelmedin, bugün çok yağdı” diye sorsa; söyle bir cevap gelir ağaçtan: “Şımarıyorsun, şımarıksın, şımarma.” Gül onu bekledikçe, gelmez olur ağaç. Gülün bu bekleyişlerini sıkıcı bulmaya başlar. Hoyratlaşmaya başlar güle karşı. Gülü kendi ayakları üzerinde duramamakla suçlar. Ağacın onu alıştırdığı, onun da ağaçta sevdiği her şeyi geri ister ağaç. Onlarsız da yetinebilmesini ister. Gülün onun hakkında sevdiği her şeyden mahrum eder onu. Gül kızdığında, hüzünlendiğinde ondan sıkılır. “Amma çok konuşuyorsun, amma çok şey istiyorsun” der. Gül artık evcilleştiği için ağacın gidebilme olasılığından korkar. Boyun eğer bütün söylediklerine, kendine kızar. Ve gül mutsuz olur. Mutsuz oldukça dalları kurur, eski güzelliğini kaybeder. Ağaç bu durumu fark edince, gülün o kuru dallarına baktıkça aradığı gülün aslında o gül olmadığına inanmaya başlar. Etrafa bakıp başka gülleri evcilleştirmek için gülü terk eder. Gül kendi kendine kurur ve solar. Daha önce hiçbir ağaca ihtiyacı olmadığı halde neden bu hale düştüğünü anlamakta güçlük çeker. Kendine kızar, evcilleştiğine kızar, sevdiğine kızar.
EMEK İSTER SEVDİKLERİMİZ
Evcilleştirdiklerimizden sorumluyuzdur bu hayatta. Gitmek istesek bile güzel bir hoşçakal vermek zorundayızdır. Onları kırmadan, bükmeden, incitmeden vereceğimiz bir hoşçakal... Eğer hoşçakal demeyeceksek, o güle her gün ilk günkü kadar özenle bakabilmektir önemli olan. Onu evcilleştirmek için ne kadar çaba sarf ettiysek yok olmaması içinde bir o kadar çaba sarf etmemiz gerekir. Emek ister sevdiğimiz şeyler. Bir kere evcilleşti diye evin köpeği olmaz insan. Köpek de buna dayanamaz ya... Önce mutsuz olur, sonra hastalanır. Hiç görmezden gelirsek belki günün birinde çeker gider. Sevdiklerimizin üzerinde olmamalı hiçbir amaç, hiçbir ideal, hiçbir iş. Her nasıl işini boşladığında her şey ters gitmeye başlarsa, sevdiklerimizi boşladığımızda da aynı şey olacaktır. Sevgiler de solacaktır. İş hayatı gibi de değildir onlar. Bir kere kaybedildiler mi bir daha geri gelmezler. Evcilleştirdiklerimizden sorumluyuzdur dostlar...