Zuhal Olcay, Bülent Ortaçgilleşmeli miydi?
FENA bir Zuhal Olcay hayranıyım. Otomobilimde, İpod'umda, cep telefonumda albümleri olmadan sokağa adım atmam. Sesi, hüznü yansıtması, tavrıyla özeldir. Hele üç albümü vazgeçilmezdir: Küçük Bir Öykü, İhanet ve İki Çift Laf. Bu üç albüm de asla eskimez. Dinledikçe güzelleşir. Anlam kazanır. Yaş aldıkça sözleri daha bir anlam kazanır. Her ilişki başlangıcında heyecanlandırır, her ilişki bitişinde hüznünüzü artırarak acıdan daha çok zevk almanızı sağlar. Başucu Şarkıları albümü ise pek benim zevkime uygun değildir. Ben Vedat Sakman- Mehmet Teoman etkisindeki Zühal'i severim. Ve şimdi bir de uzun zamandır ilk kez özgün bestelerle albüm yaptı Zuhal Olcay. Adı Aşkın Halleri. Tabii ki hemen koşulup alındı. Heyecanla disk çalara konuldu. Altyapılar mükemmel. Besteler süper. Aranjeler şahane. Ama bu Zuhal Olcay, benim sevdiğim Zuhal Olcay değil,Kafa sesiyle içimi titreten kadın gitmiş sanki yerine Bülent Ortaçgil'in vokalisti albüm yapmış. Üzerinde çok ağır bir Bülent Ortaçgil etkisi olan Zuhal Olcay'a alışmam zaman alacak. Ama yine de içimden "Keşke Vedat Sakman- Mehmet Teoman- Zuhal Olcay bir araya gelse ve Küçük Bir Öykü'nün 21. yüzyıl versiyonunu yapsa" diye geçirmeden edemeyeceğim. Keşke Zuhal Olcay, Bülent Ortaçgilleşmeseydi:(
Hakikaten korkunçmuşuz yahu
BİLİM adamları kadın-erkek ilişkilerine dair ilginç bir araştırma yapmışlar. Buna göre bir erkek size sekiz buçuk saniye bakarsa bu iş tamam demekmiş. Ama bir kadının bir erkeğe sekiz buçuk saniye bakması hiçbir şey ifade etmiyormuş. Karşısındaki erkeği beğenmese de gözlerini çabucak kaçırmıyormuş. Kadınlar kendilerine iki fotoğraf gösterildiğinde sekiz buçuk saniye bakıp arasından çok pahalı otomobiliyle poz vereni tercih ediyormuş. Gerçekten çok korkunç, sinsi, çıkarcı ve oyuncu bir cinsmişiz. Allah erkeklere yardım ihsan eylesin!
Ruh halim kaç? Lütfen yalan söyle!
SAAT işinden pek anlamam. Borgeaud diye bir İsviçre firması ilginç bir saat üretmiş. Bu saatler kullanıcısının o andaki ruh halini fark edip ekrana yansıtıyormuş. Firma bu ürünü geliştirirken Hindistan'daki Panchangram isimli yerel takvimden etkilenmiş. Buna göre ekran kahverengiye dönerse ruh haliniz kötü, hapı yutmak üzeresiniz demek oluyormuş. Bir an bu saate sahip olduğumu hayal ettim. Öncelikle orada kahverengi göreceğim diye saate bakmaya korkarım. Kahverengi çıkmasın diye elimden gelen şaklabanlığı yaparım. Ama kahverengi çıkarsa biraz da plasebo etkisi ile hemen kötüleşirim. Yok kardeşim, bu saati beğenmedim. Bana mümkünse hep pembe gösterecek bir saat gerek.
Sinema vergisi indirilemez mi?
İKTİDAR, küresel krize önlem olarak paket üstüne paket açıklıyor. Bina ve bağımsız iş yerlerinin satışından alınan KDV 3 ay süreyle yüzde 8'e inecek. Konut, işyeri ve diğer gayrimenkul satışında alıcı ve satıcıdan alman binde 15 tapu harcı binde beşe inecek. Ev ve ofis mobilyalarından alınan yüzde on sekiz KDV yüzde sekiz olacak. Bilişim ve büro makinelerinden alınan yüzde 18'lik KDV yüzde sekiz olacak. KOBİ'lerin kullandığı bazı makinelerin yüzde 18'lik KDV'si yüzde 8 olacak. Üç aylığına da olsa gerçekten şahane kararlar bunlar. Peki bu sıkıntılı günlerde halkın filmlere akın ettiği sinema sektörü ne olacak? Ya vergisini bile ödemekte zorlanan özel tiyatrolar ne olacak? Bu iki alanda da ciddi vergilendirme var. Bir süre bu sektörler de rahatlatılsa ve insanlar böylece daha çok sinemaya, tiyatroya gidebilse harika olmaz mı?
Prezervatif reklamı gereklidir!
ÖNCEKİ günkü yazısında Hıncal Uluç maç yayınları sırasında prezervatif reklamlarının yayınlanmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş. "Bu ülkede futbol izleme yaşı kaçta başlar?" diye başladığı yazısında çocukların prezervatif reklamlarından korunması gerektiğini söylemiş. Ona göre prezervatif reklamları "ailelerin izlediği saatlerde" yayınlanmalıymış. Tamamen yanlış düşünüyor. Öncelikle bu maç izleyen çocukların maruz kaldığı küfürleri hiç duymuyor galiba. İkinci olarak da maç izleyen büyük genç kitlelerin prezervatif kullanmayı adet edinmeleri gerektiği konusunda bir fikri yok galiba. Gizli kürtajların oranının yüksekliği, ilişki yaşının artık ne kadar aşağılara indiğinin de farkında değil herhalde. Eğer gençlerin Başbakanımızın rica ettiği gibi üç çocuk yapması gerektiği inancında değilse, prezervatif reklamlarını RTÜK'e şikayet etmek yerine gençlerin cinsel hastalık ve istenmeyen gebeliklerden korunmaları konusunda etkinliklere imza atmalı!