Ciyaaaaaaaaaaaaak!.. Küt! (bayılma efekti)
CUMARTESİ akşamından beri bu yazıya ne başlık atacağımı düşünüyorum. Hislerimi anlatmaya birkaç kelime yetmedi. Hâlâ da yetemiyor. Kelimeler yerine sevinç çığlığı atıp bayılan bir başlık seçmeyi uygun gördüm. İyi ki o gece salondaymışım. İyi ki popomu kaldırıp maça gitmişim. Uzun süredir böylesine büyük bir toplumsal sevinci paylaşmamıştık. Gergin referandum günlerinin arkasından çok iyi geldi. Dün sabah bu yazıyı yazarken HABERTÜRK’ün mükemmel HTSPOR gazetesini koydum masama. Durup durup o birinci sayfadaki kocaman fotoğrafa baktım. Altındaki dev “ÇILDIRDIK” yazısı duygularımızı en iyi ifade eden cümleydi. Evlerde yaşananları hayal bile edemiyorum ama salonda yaşananlar tarihiydi. Maçın son 0.5 salisesi oynanıp Semih’in yaptığı blok sonrası herkes kardeşti, herkes akraba... Tanıyıp tanımadığımız ne kadar insan varsa birbirimize sarılıp dakikalarca bağırdık. Mükemmel bir akşamdı. Umarım pazartesi sabahı siz bu satırları okurken daha da seviniyoruzdur. Akıl sağlığımızı ileri derecede sevinç yoluyla kaybetmemize ramak kalmıştır. Maçtan istemediğimiz bir sonuç çıktıysa da çok önemli değil. Bu çocuklar zaten artık ne yaparlarsa yapsınlar bizi üzemezler. Yaşattıkları sevinç, bir süre idare eder bizi:)
Levi’s taşlama kottan vazgeçmiş
BİZ gencecik çocuklarımızı “silikoz” adı verilen hastalığa patır patır kurban verirken oralı bile olmadık. Çakma ve fason kot üretim atölyelerinde kot taşlarken kullanılan silika isimli maddeyi soluyup sonra akciğerlende bu maddenin birikmesi sonucu hayatını kaybeden onlarca genç karşısında kılımızı bile kıpırdatmadık. Ama şimdi Levi’s ve H&M firmaları kot ürünlerinde 31 Aralık itibarıyla taşlanmış modelleri üretmeme kararı aldığını açıklamış. Bunun sebebi de çok ilginç. Firmanın yetkilisi “Biz kendi fabrikalarımızda sağlık önlemlerini alıyoruz. Ama sahte ürünlerimizi üretenler hiçbir önlem almadığı için dünyanın birçok yerinde ölümler oluyor. Bu nedenle sektör genelindeki tüm çalışanların sağlıklarını göz önünde bulundurarak böyle bir karar aldık. Umarım diğer markalara da örnek olur” demiş. Süper bir haber bu. Bir de tabii aklıma ülkemizde çakma ürün satmanın suç sayılmadığı gerçeği geliyor. Bir de orijinalinden daha iyisini ürettiğini böbürlene böbürlene anlatan salaklar. Bizim insanımızın iki parça çaputtan bile fazla değeri yok.
Siz bu satırları okurken...
Siz bu satırları okurken ben çok uzaklarda, Kenya Masai Mara‘da olacağım. Hayatımın seyahati... National Geographic’in davetlisi olarak “Big Migrations” (Büyük Göçler) belgeselinin çekimlerini izlemek üzere gidiyorum. Bir belgeselin, hem de National Geographic standartlarında çekilen bir belgeselin çekim şartlarını yerinde görmek ve ekiple zaman geçirmek fikri inanılmaz olacak benim için. National Geographic kameramanlarıyla tanışıp, nasıl çalıştıklarını izleyip tabii ki tecrübelerimi sizinle paylaşacağım. Sadece 20 gazetecinin bulunacağı etkinliğe Türkiye’den davetli tek gazeteci olmanın keyfini saymıyorum bile. Zor bir hafta olacak. Çadırda konaklayıp, her gün saatlerce yol kat edeceğiz. Yönetmen Togan Gökbakar da Türkiye National Geographic Channel için özel çekimler yapacak. İnternet konusunda garanti veremiyorlar. Ama her internet bulduğum yerde yazı ve fotoğraf atacağım. Yazı işi bu hafta aksarsa sayfanızın ayarlarıyla oynamayın. Olayı sakin karşılamaya çalışın :) Gidip dönmemek, gelip görmemek var, hakkınızı helal edin.
Engelliye engel koyan spor salonuna yazıklar olsun!
TÜRKİYE’nin en büyük, Avrupa’nın üçüncü büyük spor salonuymuş Sinan Erdem Spor Salonu. Gerçekten pek heybetli, Avrupa’daki örneklerini aratmayacak cinsten. Ancak tabii ki Avrupa’daki örneklerinden önemli bir eksiği var: “Bina engelli dostu olarak tasarlanmamış!” Şaşırmadığınızı biliyorum. Ben de şaşırmadım. Ama bu gördüğünüz fotoğrafı çektiğim anı yaşarken duyduğum öfkeyi sizinle paylaşmadan geçemedim. Engelli dostlarımız kendilerine gösterilen kapıya girerken yaşadık bu korkunç anları. Yaklaşık 10-15 tane engelli arkadaş ne yazık ki tüm spor salonunu çevreleyen bu yüksek kaldırımdan kendi imkânları ile çıkamadı. Hepimiz onlara yardım ettik. Ama akülü araçları olanların aküleri kaldırıma takılıp çıktı. O karanlıkta aküleri takmaya çalıştık. Korkunç anlardı. Eminim mutlaka spor salonunun bir yerlerinde engelliler için yol vardır. Ama yetmediğini yaşayarak gördük. Binanın tamamı engelli araçlarının çıkabileceği rampalara sahip olmalı. Kimsenin bu insanlara bu sıkıntıyı ve zorluğu yaşatmaya hakkı yok. Kimsenin bu dostlarımıza engelli olduğunu hatırlatmaya hakkı da yok. Şeytan diyor ki al eline bir balyoz, git kır o kaldırım müsveddelerini. Öyle öfkeliyim!